فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِۜ كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَۜ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ اَخَاهُ ف۪ي د۪ينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ ٧٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَبَدَأَ | (aramağa) başladı |
|
| 2 | بِأَوْعِيَتِهِمْ | onların yüklerini |
|
| 3 | قَبْلَ | önce |
|
| 4 | وِعَاءِ | yükünden |
|
| 5 | أَخِيهِ | kardeşinin |
|
| 6 | ثُمَّ | sonra |
|
| 7 | اسْتَخْرَجَهَا | (tası) çıkardı |
|
| 8 | مِنْ |
|
|
| 9 | وِعَاءِ | yükünden |
|
| 10 | أَخِيهِ | kardeşinin |
|
| 11 | كَذَٰلِكَ | işte böyle |
|
| 12 | كِدْنَا | bir çare öğrettik |
|
| 13 | لِيُوسُفَ | Yusuf’a |
|
| 14 | مَا |
|
|
| 15 | كَانَ | idi |
|
| 16 | لِيَأْخُذَ | yoksa alamaz |
|
| 17 | أَخَاهُ | kardeşini |
|
| 18 | فِي | göre |
|
| 19 | دِينِ | dini(kanunu)na |
|
| 20 | الْمَلِكِ | kralın |
|
| 21 | إِلَّا | dışında |
|
| 22 | أَنْ | eğer |
|
| 23 | يَشَاءَ | dilemesi |
|
| 24 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 25 | نَرْفَعُ | biz yükseltiriz |
|
| 26 | دَرَجَاتٍ | derecelerle |
|
| 27 | مَنْ | kimseyi |
|
| 28 | نَشَاءُ | dilediğimiz |
|
| 29 | وَفَوْقَ | ve üstünde (vardır) |
|
| 30 | كُلِّ | her |
|
| 31 | ذِي | sahibinin |
|
| 32 | عِلْمٍ | bilgi |
|
| 33 | عَلِيمٌ | daha bir bilen |
|
فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَدَاَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. بِاَوْعِيَتِهِمْ car mecruru بَدَاَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَبْلَ zaman zarfı بَدَاَ fiiline mütealliktir. وِعَٓاءِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَخ۪ي muzâfun ileyh olup harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan cer alameti ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِۜ
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اسْتَخْرَجَهَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ وِعَٓاءِ car mecruru اسْتَخْرَجَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اَخ۪يهِ muzâfun ileyh olup harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan cer alameti ي ’dir. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَخْرَجَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi خرج ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.
كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَۜ
Fiil cümlesidir. كَ harf-i cerdir. مثل anlamındadır. Bu ibare, amili كِدْنَا olan mahzuf mef’ûlün mutlaka mütealliktir. ذٰ işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
كِدْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. لِيُوسُفَ car mecruru كِدْنَا fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا كَانَ لِيَأْخُذَ اَخَاهُ ف۪ي د۪ينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ
İsim cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. لِيَأْخُذَ fiiline dahil olan لِ, lam-ı cuhûddur. Muzariyi gizli أن ’le nasb ederek masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harfi ile كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
يَأْخُذَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. اَخَا mef’ûlün bih olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪ي د۪ينِ car mecruru يَأْخُذَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْمَلِكِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اِلَّٓا istisna harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, müstesna istisna-i munkatı olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَشَٓاءَ fetha ile mansub muzari fiildir. اللّٰهُ lafza-i celal fail olup damme ile merfûdur.
Fiil-i muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamul cuhuddan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ
Fiil cümlesidir. نَرْفَعُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. دَرَجَاتٍ mekân zarfı نَرْفَعُ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası نَشَٓاءُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
نَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur.
وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَوْقَ mekân zarfı, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. كُلِّ muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. ذ۪ي muzâfun ileyh olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan cer alameti ي ’dir. عِلْمٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَل۪يمٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
عَل۪يمٌ ; mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِۜ
Ayet, takdiri فأرجعوا إلى يوسف (Böylece Yusuf’a döndüler.) olan mukadder istinafa فَ ile atfedilmiştir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Veciz ifade kastına matuf اَخ۪يهِ izafetinde, Hz. Yusuf’a aid zamire muzâf olan اَخ۪ , tazim ve şeref kazanmıştır.
ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَٓاءِ اَخ۪يهِ cümlesi, tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وِعَٓاءِ - اَوْعِيَتِهِمْ - وِعَٓاءِ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قَبْلَ - ثُمَّ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. كَذٰلِكَ , amili كِدْنَا olan mahzuf bir mef’ûlü mutlaka mütealliktir.
Bu takdire göre müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
كِدْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
كَذٰلِكَ kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem كَ hem de ذٰ işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunamadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi, s. 101)
كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali (kullanımı), işaret edilen nimetin derecesinin faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
كَذٰلِكَ ibaresinde كَ mahzuf masdarın sıfatıdır. (https://tafsir.app/aljadwal/12/76)
Allah Teâlâ, Kur'an'da ne zaman kendisinden azamet zamiriyle bahsetse hemen öncesinde veya sonrasında vahdaniyetinin bilinmesi için kendisine ait tekil bir zamir gelir. (Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 467)
مَا كَانَ لِيَأْخُذَ اَخَاهُ ف۪ي د۪ينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Menfî كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Lâm-ı cuhud olumsuz كَانَ ‘nin olumsuzluğunu tekid eder.
مَا كَانَ ’li olumsuz sîgalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Âl-i İmrân, 3/79)
Sebep bildiren lam-ı cuhudun gizli أنْ ‘le masdar yaptığı لِيَأْخُذَ اَخَاهُ ف۪ي د۪ينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde olup كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Müsnedin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki muzari fiil sıygasındaki يَشَٓاءَ اللّٰهُ cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. اِلَّٓا , istisna edatı, masdar-ı müevvel, müstesna konumundadır.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
ف۪ي د۪ينِ الْمَلِكِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla din, içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü din, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. ف۪ي harfi mübalağa ifadesi için kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
Burada lam-ı cuhûd, Yusuf’un (a.s) kardeşini yanında tutmayı hayal etmesi sebebiyle nefsindeki işin olmayacağı manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Genel olarak شَٓاءَ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibhâm; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi )
اَخ۪ (kardeş) lafzının ayette üç kez tekrarlanması, konunun önemli kişisi olduğuna vurgu içindir. Bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
نَرْفَعُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Önceki cümledeki Allah isminden bu cümlede azamet zamirine geçişte söylenecek şeyin kıymetine dikkat çekmek kastıyla yapılmış iltifat sanatı vardır.
نَرْفَعُ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası olan نَشَٓاءُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. دَرَجَاتٍ mekan zarfı, ihtimam için mef’ûl olan ism-i mevsûle takdim edilmiştir.
دَرَجَاتٍ ’deki nekrelik nev ve tazim ifade eder.
Ayetin bu cümlesi, önceki cümle için tezyildir. Tezyîl, bir fikri pekiştirmek veya daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan bir ifadenin getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ ibaresi istiaredir. Çünkü burada gerçekte kurulan bir bina ve yükseltilen basamaklar (derecât) yoktur. Bununla kastedilen, dünyada (hayırla) anılmak, ahirette ise sevap mevkilerinin yükseltilmesidir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُ cümlesi, Yusuf’un (a.s) kardeşini tutma kıssası için tezyîldir. دَرَجاتٍ (dereceler) şerefin kuvveti için müsteardır. Hissi bir şey akli bir şeye benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
يَشَٓاءَ - نَشَٓاءُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ
وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ cümlesi, atıf harfi وَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. عَل۪يمٌ muahhar mübtedadır.
Müsned olan عَل۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Müsnedün ileyhteki nekrelikle, ilim kuvvetiyle vasıflanmışların hepsini kapsayan, cins kastedilmiştir. Bu kapsam, Allah Teâlâ’ya nispet edildiğinde tahsis ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ şeklindeki izafet veciz ifade kastına matuftur.
عِلْمٍ ’deki nekrelik nev, tazim ve kesret ifade eder.
عِلْمٍ - عَل۪يمٌ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
نَرْفَعُ - دَرَجَاتٍ - فَوْقَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
فَوْقَ halin şerefi için mecazdır. Şeref, yüksekliğe benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ [Her bilgi sahibinin üstünde bir bilen var!] Üstünde ondan daha üst ilim mertebesinde olan biri var. Ya da bütün alimlerin üzerinde “Alîm” olan zat var. O, ilimde onların hepsinin üzerindedir ki o da Yüce Allah’tır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ cümlesi ayetin كَذَلِكَ كِدْنا لِيُوسُفَ cümlesi için tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)