قَالُٓوا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُۚ فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ ف۪ي نَفْسِه۪ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَاناًۚ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ ٧٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالُوا | dediler ki |
|
| 2 | إِنْ | eğer |
|
| 3 | يَسْرِقْ | çaldıysa |
|
| 4 | فَقَدْ | elbette |
|
| 5 | سَرَقَ | çalmıştı |
|
| 6 | أَخٌ | kardeşi de |
|
| 7 | لَهُ | onun |
|
| 8 | مِنْ |
|
|
| 9 | قَبْلُ | bundan önce |
|
| 10 | فَأَسَرَّهَا | bunu sakladı |
|
| 11 | يُوسُفُ | Yusuf |
|
| 12 | فِي |
|
|
| 13 | نَفْسِهِ | içinde |
|
| 14 | وَلَمْ |
|
|
| 15 | يُبْدِهَا | açmadı |
|
| 16 | لَهُمْ | onlara |
|
| 17 | قَالَ | dedi |
|
| 18 | أَنْتُمْ | siz |
|
| 19 | شَرٌّ | fena |
|
| 20 | مَكَانًا | durumdasınız |
|
| 21 | وَاللَّهُ | ve Allah |
|
| 22 | أَعْلَمُ | çok iyi biliyor |
|
| 23 | بِمَا | (içyüzünü) |
|
| 24 | تَصِفُونَ | anlattığınızın |
|
قَالُٓوا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُۚ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul وَ ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, اِنْ يَسْرِقْ ’dır. قَالُوا fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَسْرِقْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
سَرَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اَخٌ fail olup damme ile merfûdur. لَهُ car mecruru اَخٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. مِنْ قَبْلُ car mecruru سَرَقَ fiiline mütealliktir. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
قَبْلُ ’nun muzâfun ileyhi hazfedilince zamme üzere mebni olur. Bu durumdaki izafete, izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında اِنْ gelir.
2. Bilmezden gelinen durumlarda da اِنْ kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.
3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek اِنْ kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme.” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta اِنْ edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ ف۪ي نَفْسِه۪
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetler اَسَرَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. يُوسُفُ fail olup damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. ف۪ي نَفْسِه۪ car mecruru اَسَرَّ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَسَرَّ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi سرر ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayrut, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerred manasını ifade eder.
وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَاناًۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يُبْدِهَا illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. لَهُمْ car mecruru يُبْدِهَا fiiline mütealliktir.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. Mekulü’l-kavli, اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَاناً ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. شَرٌّ haber olup damme ile merfûdur. مَكَاناً temyiz olup fetha ile mansubdur.
Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur. Temyiz 2’ye ayrılır:
1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez.Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
شَرٌّ ism-i tafdil kalıbındadır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ism-i tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُبْدِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi بدو ’dir.
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. اللّٰهُ lafza-ı celâl mübteda olup damme ile merfûdur. اَعْلَمُ haber olup damme ile merfûdur. مَا ve masdar-ı müevvel, بِ harf-i ceriyle اَعْلَمُ fiiline mütealliktir.
تَصِفُونَ fiili نَ ’nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul وَ ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَعْلَمُ ism-i tafdil kalıbındandır.
قَالُٓوا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.
Yusuf’un (a.s) kardeşlerinin sözlerinin bildirildiği cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli, şart üslubunda gelmiştir.
Müspet muzari fiil sıygasında gelerek istimrar teceddüt ve tecessüm ifade eden اِنْ يَسْرِقْ cümlesi, şarttır.
فَ karînesiyle gelen cevap cümlesi olan فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُ , tahkik harfi قَدِ ile tekid edilmiştir. Müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
لَهُ car-mecruru, اَخٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
سَرَقَ fiiline müteallik قَبْلُۚ , cer mahallinde olup muzaftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber talebî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
يَسْرِقْ - سَرَقَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ ف۪ي نَفْسِه۪ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ
İstînâf cümlesine atıf harfi فَ ile atfedilen cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
ف۪ي نَفْسِه۪ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla نَفْسِه۪ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü nefis, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.
وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ cümlesi, öncesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Bu cümle, önceki cümlenin anlamını destekleyen ıtnâb sanatıdır. Muzari fiille gelmesi hudûs, teceddüt ve istimrar ifade eder.
فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ ف۪ي نَفْسِه۪ cümlesiyle, وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
اَسَرَّهَا ile يُبْدِهَا lafızları arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَاناًۚ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَاناً cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مَكَاناً kelimesi temyizdir. Temyiz anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır.
مَكَان ’ın asıl manası bir şeyi içine alan yerdir. Fiziksel manada konumdur. Bu ayette kötü durumda olmak anlamında hal - mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
قَالَ - قَالُٓوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ
Cümle atıf harfi وَ ’la mekulü’l-kavl cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak içindir.
Allah Teâlânın ilmini mübalağa yoluyla ifade etmek için müsned olan اَعْلَمُ , ism-i tafdil vezninde gelmiş ve isim cümlesi tercih edilmiştir.
Mecrur mahaldeki مَا müşterek ism-i mevsûlu başındaki harfi cerle birlikte اَعْلَمُ ’ya mütealliktir. Sılası olan تَصِفُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ayetteki muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
واللَّهُ أعْلَمُ بِما تَصِفُونَ cümlesi eklenerek tezyîl yapılmıştir. Bu geniş kapsamlı bir cümledir. Yani Allah sizin anlattıklarınızın doğruluğunu da yalanlarınızı da bilir. Bundan maksat aslında onların yalan söylediğini bildiğidir. Yani sizin nasıl vasıfladığınızı iyi bilirim demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de ufak değişikliklerle mevcuttur. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)