وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّت۪ي كُنَّا ف۪يهَا وَالْع۪يرَ الَّت۪ٓي اَقْبَلْنَا ف۪يهَاۜ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ٨٢
وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّت۪ي كُنَّا ف۪يهَا وَالْع۪يرَ الَّت۪ٓي اَقْبَلْنَا ف۪يهَاۜ
Ayet, atıf harfi وَ ile öncesinde geçen mekulü’l-kavle matuftur.
Fiil cümlesidir. اسْـَٔلِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. الْقَرْيَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الَّت۪ي müfred müennes has ism-i mevsûl الْقَرْيَةَ ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûl sılası كُنَّا ف۪يهَا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنَّا nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا mütekellim zamiri كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru كُنَّا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.
الْع۪يرَ atıf harfi وَ ile الْقَرْيَةَ ’ye matuftur. الَّت۪ي müfred müennes has ism-i mevsûl الْع۪يرَ ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اَقْبَلْنَا ف۪يهَا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
اَقْبَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri ناَ fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru اَقْبَلْنَا fiiline mütealliktir.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
اَقْبَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi قبل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. صَادِقُونَ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
صَادِقُونَ ; sülâsî mücerredi صدق olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّت۪ي كُنَّا ف۪يهَا وَالْع۪يرَ الَّت۪ٓي اَقْبَلْنَا ف۪يهَاۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
الْقَرْيَةَ için sıfat konumundaki müfred müennes has ism-i mevsûl الَّت۪ي ’nin sıla cümlesi olan كُنَّا ف۪يهَا وَالْع۪يرَ , nakıs fiil كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
İkinci mef’ûl olan الْع۪يرَ için sıfat konumundaki ikinci ism-i mevsûl الَّت۪ٓي ’nin sıla cümlesi olan اَقْبَلْنَا ف۪يهَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
الَّت۪ٓي ’nin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Cümlede istiare sanatı vardır. الْقَرْيَةَ [şehir] ve الْع۪يرَ [kafile], sormanasındaki سْـَٔلِ emrinin mef’ûlü yapılarak kişileştirilmiştir. Şehir ve kafilenin, sormak fiiline isnad edilmesi, durumun ciddiyetini artırmaktadır. Şehir ve kafilinin, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir.
Aynı şekilde ilk ف۪يهَا car-mecrurundaki الْقَرْيَةَ ‘ye, ikincisinde الْع۪يرَ ‘ye aid هَا zamirlerine dahil olan ف۪ي harflerinde de istiare sanatı vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen Şehir ve kafile, mazruf mesabesindedir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Istiare sanatı yoluyla, muhayyilenin harekete geçirildiği bu ifadelerde mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ ve اَقْبَلْنَا ف۪يهَا ifadelerinde hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
Burada alakası mahalliyyet olan mecâz-ı mürsel vardır. “Köyün halkına sor.” demektir. Yani mekân ismi olan köy lafzıyla orada yaşayan halk kastedilmiştir. Köy, içerisinde oturanlar için bir mahaldir. Mekânlara ve binalara soru sormanın imkansızlığı, köy lafzının hakiki manada kullanılmasına engel karinedir. Beyzâvî ayeti şöyle tefsir eder: “Mısır halkına bir adam gönder ve meseleyi onlara sor.” Müfessirimiz burada her ne kadar mecazdan söz etmese de onun açıklaması alakası mahalliyyet olan mecaz türünü uyguladığını göstermektedir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
İki ayet arasındaki meskutun anh, muhatabın hayal gücünü devreye sokarak, konuya ilgisini canlı tutma amacına matuf olabilir.
Burada karye ve kafile zikredilmiş fakat kafilede bulunanlar kastedilmiştir. Çünkü karyeye ve kafileye soru sorulmaz. Hakikat yerine mecaza gidilmesinin sebebi hırsızlığın herkes tarafından bilinen bir şey olduğunu, öyle ki değil insanlara “Dağa taşa sorsan onlar bile hırsızları tanır.” manasını ifade etmektir. Yani mübalağa için bu üslup tercih edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
وَ atıf harfidir. Cümle mekulü’l kavle dahildir. اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsned olan صَادِقُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)