وَالَّذ۪ينَ يَصِلُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُٓوءَ الْحِسَابِۜ ٢١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَالَّذِينَ | ve onlar |
|
| 2 | يَصِلُونَ | bitiştirirler |
|
| 3 | مَا | şeyi |
|
| 4 | أَمَرَ | istediği |
|
| 5 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 6 | بِهِ | kendisiyle |
|
| 7 | أَنْ |
|
|
| 8 | يُوصَلَ | bitiştirilmesini |
|
| 9 | وَيَخْشَوْنَ | ve saygılı olur |
|
| 10 | رَبَّهُمْ | Rablerine karşı |
|
| 11 | وَيَخَافُونَ | ve korkarlar |
|
| 12 | سُوءَ | en kötü |
|
| 13 | الْحِسَابِ | hesaptan |
|
وَالَّذ۪ينَ يَصِلُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ism-i mevsûle matuf olup, mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası يَصِلُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَصِلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَٓا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اَمَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. بِه۪ٓ car mecruru اَمَرَ fiiline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel بِه۪ٓ ‘deki zamirden bedel olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُوصَلَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُٓوءَ الْحِسَابِۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَخْشَوْنَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. رَبَّهُمْ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَخَافُونَ fiili, atıf harfi وَ ile يَخْشَوْنَ fiiline matuftur.
يَخَافُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. سُٓوءَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْحِسَابِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَالَّذ۪ينَ يَصِلُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُٓوءَ الْحِسَابِۜ
Ayet atıf harfi وَ ‘la önceki ism-i mevsûle atfedilmiştir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl ٱلَّذِینَ ’nin sıla cümlesi olan يَصِلُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ , müsbet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
يَصِلُونَ fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyhin lafza-i celalle marife olması ve zamir makamında ism-i celilin zahir olarak tekrar zikredilmesi, itaati ve muhabbeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük içindir. Bu tekrarda tecrîd, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُوصَلَ cümlesi, masdar tevilinde, بِه۪ٓ ‘deki zamirden bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Aynı üslupta gelen وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ve وَيَخَافُونَ سُٓوءَ الْحِسَابِ cümleleri atıf harfi وَ ‘la masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Veciz ifade kastına matuf رَبَّهُمْ izafetinde Rab isminin haşyet duyanlara ait zamire muzâf olmasıyla onlar şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde رَبِّ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Aralarında mürâât-ı nazîr bulunan Allah ve Rab isimlerinin arka arkaya gelmesiyle Rabbin Allah olduğu, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır.
سُٓوءَ الْحِسَابِ izafetinde, سُٓوءَ sıfat olmasına rağmen الْحِسَابِ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Kötü hesap, yerine [hesabın kötüsü] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)
Onların özelliklerinin, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırmak, Rablerinden korkmak ve kötü hesaptan endişe etmek şeklinde sayılması taksim sanatıdır.
Rablerinden korkarlar ifadesinden sonra kötü hesaptan korkarlar ifadesi umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâb sanatıdır.
يَخْشَوْنَ - يَخَافُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
يَصِلُونَ - يُوصَلَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, يَخَافُونَ - يَخْشَوْنَ arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Sarih masdar yerine masdar-ı müevvel tercih edilmiştir. Bunun sebebi, açık masdarın bu olayın bir kere gerçekleşmiş olması ihtimaline işaret etmesidir. Oysa bahsi geçenlerin bu özelliklerinin bir kere gerçekleştiği manası murad edilmemiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.1, s. 83)
Onlar Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi bitiştirirler” ayeti sıla-i rahim hakkında zahir (açık bir delil)dir. Bu Katâde ve müfessirlerin çoğunun görüşüdür. Bununla birlikte bütün itaatleri de kapsamına alır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
"Onlar ki, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi bitiştirirler" ifadesinde şöyle bir soru bulunmaktadır: Ahde vefa göstermek ve misakı bozmamak, emrolunan bütün şeyleri yapmanın, nehyedilen bütün şeylerden de kaçınmanın vâcip olduğu hükmünü kapsamaktadır. O halde, bu iki ifadeden sonra bu kayıtların zikredilmesinin yararı nedir? Bundan murad, kullara farz olan bütün hak ve hukuka riayet etmektir. Bu sebeple buna, sıla-i rahim ve, Cenab-ı Hakk'ın, "Müminler ancak kardeştirler" (Hucurat/10) şeklinde de buyurduğu gibi iman kardeşliği vesilesiyle sabit olan yakınları ziyaret dahil olduğu gibi, bu "sıla"ya, imkân nisbetinde onlara iyilikler yapıp sıkıntılarını gidermek suretiyle yardımda bulunmak; hasta ziyaretinde bulunmak, cenaze merasimlerinde hazır olmak, insanlara selam verip selamı yaymak, onlara tebessüm etmek, onlara eziyet ve sıkıntı vermemek; yine aynı şekilde bütün canlılara, hatta kedi ve tavuğa dahi iyi davranmak dahildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Haşyet aslında tazimle birlikte korkmak demektir. Haşyet kötülüğün bulunduğu yerle alakalıdır. Mesela cehennemden korkmak gibi. Haşyet Kur’an’da 48 kere geçmiştir. Saygıyla karışık sevginin yoğurduğu bir korku halidir. Ayrıca korkulan şeyin varlığıyla ilgilidir. Zeyd’den haşyet duyarım denilebilir, fakat Zeyd’in gitmesinden haşyet duyarım denmez. Bu nedenle bu ayeti kerimede Rablerinden haşyet duyarlar, hesabın kötüsünden havf ederler, buyurulmaktadır.
خَوف ; kişi ile yani mütekellim ile alakalıdır. Fareden korkuyorum (خَوف) denir, çünkü o benim zayıflığımdır. Havfın zıddı emin olmak, emniyette olmaktır. Vukû bulma ihtimali olan bir şey için duyulan korkudur. Başka bir deyişle; gelecekte olması beklenen bir zarar sebebiyle etkilenmek, tedirgin olmak demektir. (et-Tahkîk).
خشوع muhatabın azameti karşısında duyulan korkudur. Haşyet kötülüğün bulunduğu yerle alakalıdır. Mesela cehennemden korkmak. Bir de havf vardır. O kişi ile yani mütekellim ile alakalıdır. Haşyet iki çeşittir:
a) İbadet ve tâatlarında, ibadetin fesadına veya onun sevabının azalmasına sebebiyet verecek bir biçimde bir fazlalığın, veya bir eksikliğin yahut da bir bozukluk ve bir halelin meydana gelmesinden korkmak.
b) Allah'ın celâl ve azametinden korkmak. Çünkü insan, kudretli ve heybetli bir hükümdarın huzurunda bulunduğu zaman, o tam tâat içinde bulunuyor olsa dahi, ancak ne var ki onun kalbinden o celâlin, yüceliğin ve azametin heybeti gitmez. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)