كَذٰلِكَ نَسْلُكُهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ١٢
كَذٰلِكَ نَسْلُكُهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۙ
Fiil cümlesidir. كَ harf-i cerdir. مثل “gibi” demektir. Bu ibare, amili نَسْلُكُهُ olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. ذٰ işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك ise muhatap zamiridir.
نَسْلُكُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ي قُلُوبِ car mecruru نَسْلُكُهُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْمُجْرِم۪ينَ muzâfun ileyh olup, cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الْمُجْرِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَذٰلِكَ نَسْلُكُهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۙ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
كَذٰلِكَ , amili نَسْلُكُهُ olan mahzuf bir mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle önemini belirtir.
Teşbih harfinin dahil olduğu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile Allah’ın hükümlerine işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. ف۪ي قُلُوبِ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûl olan الْمُجْرِم۪ينَۙ ’ye takdim edilmiştir.
ذَ ٰلِكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)
Bu ifadedeki ك harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi ك ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen işaret ismi ile ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Duhân/54, c. 5, s. 177, 205)
ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَ ifadesindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla kalp içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü kalp hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mücrimlerin duygularına nüfuz etmekteki derecenin ifadesi için bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
نَسْلُكُهُ ف۪ي قُلُوبِ ifadesi istiaredir. Çünkü سلك ‘in asıl anlamı, ‘’bir şeyi, diğer bir şeyin içine zorla sokmak’’ veya ‘’iki şeyden birini dar olan diğerine sokmak’’tır. Allah Teala’nın مَا سَلَـكَكُمْ ف۪ي سَقَرَ [Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?] Müddesir 42. ayet birinci manaya göredir ki, ‘’Oraya girmeyi hoş görmemenize rağmen sizi oraya zorla sokan nedir?‘’ demektir.
Yine bu manadan olarak inci dizilen ipe de سلك adı verilmiştir. Çünkü çoğunlukla incilerin delikleri ona dar gelip sıkışırlar. Bu durum sabit olduğuna göre, (söz konusu) ayetle kastedilen mana şöyle oluyor: ‘’Mücrimlerin kalpleri istemese de, göğüsleri ondan dolayı daralsa da, sözü onlara duyurmak, onları buna yönlendirmek suretiyle kalplerine ulaştırırız.’’ Burada gerçekten bir şeyin diğer bir şeyin içine girmesi diye bir durum söz konusu değildir. Sadece bununla kastedilen, kendilerinin istememesine rağmen kulaklarının o sözü duyup kalplerine ulaştırması, sokmasıdır. Bu durumda sanki bu söz, istekleri ve seçimleri olmaksızın kalplerine zorla sokulmuş bir şey gibi olmuştur. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları)
En doğru tevil نَسْلُكُهُ ifadesindeki ه۪ zamirinin, “Kur’an” manasında olan “zikr”e raci olmasıdır. Çünkü, Allah Teâlâ, bu ayetten önce, “Kur’an’ı biz indirdik, biz” (Hicr. 9); bundan sonra da, “Biz böylece onu… sokarız” buyurmuştur. Yani, “işte böylece biz, o Kur’an’ı mücrimlerin kalbine sokarız” demektir ki, bu da, “Allah Teâlâ’nın bu Kur’an’ı onlara duyurması, onların kalplerinde Kur’an’ın ezberlenmesi ve manalarını bilip anlamayı yaratması” anlamındadır. Cenab-ı Hak bu hallere rağmen, onların cahil olmaları ve ısrarları sebebiyle, o Kur’an’a, o zikre inatları ve cehaletleri yüzünden inanmadıklarını beyan buyurmuştur ki, işte onların alabildiğince zemmedilmelerini gerektiren bu olmuştur.
Ayetteki كَذٰلِكَ tabirinin manası, “Biz şunu şunu yaptığımız gibi, bu sokma işini de yapıyoruz” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)