قَالَ لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ ٣٣
قَالَ لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir takdiri هُوَ ‘dir. Mekul’lül-kavli, لَمْ اَكُنْ ‘dür. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَكُنْ nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. اَكُنْ ‘ün ismi, müstetir olup takdiri أنا ‘dir.
اَسْجُدَ fiiline dahil olan لِ , lam-ı cuhûddur. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harfi ile اَكُنْ ‘nün mahzuf haberine mütealliktir.
اَسْجُدَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ‘dir. لِبَشَرٍ car mecruru اَسْجُدَ fiiline mütealliktir. خَلَقْتَهُ cümlesi, بَشَرٍ ‘in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
خَلَقْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamiri تَ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamiri هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ صَلْصَالٍ car mecruru بَشَرٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. مِنْ حَمَأٍ car mecruru صَلْصَالٍ ‘ın mahzuf sıfatına mütealliktir. مَسْنُونٍ kelimesi حَمَأٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamul cuhuddan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَسْنُونٍ ; sülâsi mücerredi سنن olan fiilin ism-i mef’ûludür.
قَالَ لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin İblisin sözlerinden oluşan mekulü’l-kavl cümlesi olan لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ , menfî كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. Lâm-ı cuhud olumsuz كَانَ ‘nin olumsuzluğunu tekid eder.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كَانَ ’nin haberi mahzuftur.
Sebep bildiren lam-ı cuhudun gizli أنْ ‘le masdar yaptığı لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Müsnedin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ cümlesi بَشَرٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مِنْ صَلْصَالٍ car mecruru بَشَراً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir.
مِنْ حَمَأٍ car mecruru صَلْصَالٍ ‘ın mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatların hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
مَسْنُونٍ kelimesi حَمَأٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
حَمَأٍ ve صَلْصَالٍ ’deki nekrelik, nev ifade eder. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
26 ve 28. ayetlerde zikredilen, مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ ibaresinde ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ [Ben çamurdan yarattığın adama secde mi ederim?] demek suretiyle, İblis, Âdem'in topraktan yaratıldığını söylemekle iktifa etmiştir. İblisin cevabını suale uygun olarak vermemesi, tartışmadan kurtulmak içindir. Zaten tartışma onun ne haddine! Hülasa olarak şöyle demiş oluyor: "Ben emre uymaktan ve melekler zümresine dahil olmaktan imtina etmedim; ben şanıma layık olmayan benden aşağı olan birine boyun eğmekten imtina ettim." (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
İblis'in Diretmesi: Kelamın başındaki lâm, olumsuzluğu tekid içindir ve manası: "Benim bir beşere secde etmem doğru olmaz" şeklindedir. "Âdem'in beşer oluşunun, kesif (katı) bir cisim olduğunu gösterir. Halbuki İblis, ruhanî ve latif bir varlıktır. O halde şu anda bile, bu bakımdan ikisi arasında fark vardır." Buna göre sanki şeytan, "Beşer, kesif bir varlıktır ve derisi (beşeresi) vardır. Ben ise ruhanî ve latif bir varlığım. Kesif ve maddi olan, ruhanî ve latif olanlardan daha düşüktürler. Daha düşük olana, daha yüce olan nasıl secde edebilir? Hem sonra Âdem, kuru bir çamurdan, suretlenmiş bir balçıktan yaratılmıştır. Bu asıl madde ise, son derece değersizdir. İblisin asıl maddesi ise ateştir. Ateş ise, dört asıl elementin en kıymetlisidir. İblis'in aslı, Âdem'in aslından daha kıymetlidir. Binaenaleyh İblis'in Âdem'den daha kıymetli ve şerefli olması gerekir. Şerefliye daha aşağı durumda olana secde etmesini emretmek çirkin olur. Binâenaleyh birinci söz, beşerî veya ruhanî olmak bakımından söz konusu olan farka -ki bu şu anda da mevcuttur-; ikinci söz ise, meydana geldikleri asıl maddeler bakımından bulunan farka işarettir. İblis'in şüphesinin tamamı bundan ibarettir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)