قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٣٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi |
|
| 2 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 3 | بِمَا | ötürü |
|
| 4 | أَغْوَيْتَنِي | beni azdırmandan |
|
| 5 | لَأُزَيِّنَنَّ | andolsun (günahları) süsleyeceğim |
|
| 6 | لَهُمْ | onlara |
|
| 7 | فِي |
|
|
| 8 | الْأَرْضِ | yer yüzünde |
|
| 9 | وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ | ve onları azdıracağım |
|
| 10 | أَجْمَعِينَ | hepsini |
|
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ‘dir. Mekulü’l-kavli nida ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
مَٓا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceri ile mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, أقسم بإغوائك لأزيّننّ (Beni saptırdığın için mutlaka ….. süsleyeceğim.) şeklindedir.
اَغْوَيْتَن۪ي sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نَ , nûn-u vikayedir. Mütekellim zamiri ى mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
اُزَيِّنَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ‘dir. Fiilin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. لَهُمْ car mecruru زَيِّنَنَّ fiiline mütealliktir.
فِي الْاَرْضِ car mecruru زَيِّنَنَّ fiilinin mukadder mef’ûlün bihine mütealliktir. Takdiri, أزيّننّ لهم المعاصي كائنة في الأرض (Yeryüzündeki isyanları mutlaka onlara süsleyeceğim.) şeklindedir. لَاُغْوِيَنَّهُمْ cümlesi atıf harfi وَ ‘la kasemin cevabına matuftur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
اُغْوِيَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ‘dir. Fiilin sonundaki نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
اَجْمَع۪ينَ gaib zamiri için manevi tekid veya hal olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile îrablanır.
Tekid, tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı îrabı alan sözdür. Tekide “tevkid” de denir. Tekid eden kelimeye veya cümleye tekid (müekkid - ٌمُؤَكِّد ), tekid edilen kelime veya cümleye de müekked ( مُؤَكَّدٌ ) denir. Tekid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Tekid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.
Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar.
Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayette manevi tekid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بِ harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık – bedel, istiane, zaman – mekân zarfı gibi manalar kazandırabilir. Ayette sebep manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lâmı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar.
اُغْوِيَنَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi غوي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اُزَيِّنَنَّ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi زين ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlün çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.
Nida harfi ve münada konumundaki رَبِّ izafetinde, mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve mütekellim zamirinin hazf edilmesi mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işaret eder.
Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çoğunlukla رَبّ kelimesinden önce nida harfi hazf olur. (Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Nidanın cevabı olan بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ terkibi, kasem üslubunda gelmiştir.
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve masdar tevilindeki اَغْوَيْتَن۪ي cümlesi, harf-i cerle, takdiri أقسم (Yemin ederim) olan mahzuf kasem fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir. Lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بِمَٓا ifadesindeki بِ harfi, kasem (yemin) بِ ’sı; مَٓا ise, ma-i masdariyye olup, bu kasemin cevabı, “mutlaka süslü göstereceğim” ifadesidir. Buna göre mana “senin beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, onların masiyetlerini mutlaka onlara süslü göstereceğim” şeklindedir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي terkibindeki بِ harf-i ceri sebep içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Kasemin cevabı; başına gelen lam, mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasemin cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’ân-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
فِي الْاَرْضِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya, burada zarfa benzetilmiştir. Yeryüzü ile dünyada bulunan şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Bu ifadede dünya hayatı allanıp pullanarak hoş gösterilen, bir mala benzetilmiştir. Çünkü süslemeden kasıt, cezbedici hale getirmektir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
زَيِّنَ fiilinin فِي ile geçişli kılınması yer ile dünyanın kastedilmesi itibariyledir. Mesela [“o, yere (dünyaya) meyl etti”] (Araf /176) ayetinde olduğu gibi. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Aynı üslupta gelen وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَ cümlesi, kasemin cevabına atıf harfi وَ ‘la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. اَجْمَع۪ينَ manevi tekid için gelmiştir.
اَغْوَيْتَن۪ي - اُغْوِيَنَّهُمْ fiilleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İblis’in bu işte ne kadar kararlı olduğu cümledeki tekid لَ ‘ı, tekid نَّ ‘u, zaid بِ harfi ve manevi tekid olan اَجْمَع۪ينَ lafzının delaletiyle anlaşılır.
Burada sözü edilen İblisin süslü göstermesi; ya masiyetlerin işlenmesi yahut da onları dünya süsü ile uğraştırarak itaat fiillerini işlemelerini engellemesi suretiyle olur. (Kurtubî, El-Câmi’ li- Ahkâmi’l-Kur’ân)