اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۜ ٤٥
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
الْمُتَّق۪ينَ kelimesi اِنَّ ‘nin ismi olup, nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile îrablanırlar. ف۪ي جَنَّاتٍ car mecruru اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. عُيُونٍ atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur.
الْمُتَّق۪ينَ , sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
İbtidaî istînaftır. Kur’an’ın alışılagelmiş tefennün üslubuyla, günahkârlara yapılan tehditten muttakiler için olan müjdeye geçilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي جَنَّاتٍ car mecruru, اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.
اِنَّ ’nin ismi olan الْمُتَّق۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Tevbe Suresi, 120-121) (Halidî, Vakafât, s. 80)
İsim cümleleri zamandan bağımsız sübut ifade ederler. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
جَنَّاتٍ ‘e matuf olan عُيُونٍ ’in atıf sebebi temâsüldür. Bu kelimelerdeki nekrelik nev, kesret ve tazim ifade eder.
ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla bahçe ve pınar, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü pınar hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak bu nimetlerin güzelliklerini etkili bir şekilde ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’ her ikisindeki mutlak irtibattır.
Pınar başlarında ve bahçelerde olmaları aslında her türlü sıkıntı ve zorluktan uzak olmaları demektir. Bu ifadede idmâc sanatı vardır.
Muttakiler için vaad edilenlerin, bahçe ve pınar olarak belirtilmesi taksim sanatıdır.
جَنَّاتٍ ve عُيُونٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
“Takva sahipleri ise, muhakkak cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.” Yani, hayasızlıklardan ve şirkten korunan kimseler cennetlerde, bağ ve bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.” (Kurtubî, El- Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Evet, cennetlikler için ahirette herhangi bir felakete maruz kalma söz konusu olmadığı gibi bunlar, güven içinde yaşayacaklar, cennetten çıkarılma veya cennet nimetlerinden mahrum olma yahut belli bir süre sonra yok olma korkusu taşımayacaklardır. Zira cennet, esenlik ve güven yurdudur. (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)