وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَاناً عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ٤٧
صدر Sadera : صَدْرٌ vücudun bir organı olan göğüstür. Çoğulu صُدُورٌ şeklinde gelir. Bu asıl anlamdan sonra herşeyin ön kısmı/baş tarafı için istiare olarak kullanılmaktadır. صَدَرَ fiili عَنْ harfi ceriyle müteaddi (geçişli) yapıldığında geri dönmek anlamına gelir. Hikmet ehlinden bazıları şöyle demiştir: Yüce Allah kalb قَلْبٌ sözcüğünü zikrettiği her yerde akıl ve ilme işaret ederken صَدْرٌ’u zikrettiği her yerde ise hem bunlara hem de şehvet, heva ve öfke gibi kuvvelere işaret etmiştir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 46 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri sadr, sudûr, masdar, müsâdere, sadr-ı âzam ve sedirdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَاناً عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ
Fiil cümlesidir. نَزَعْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا , mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
ف۪ي صُدُورِهِمْ car mecruru ism-i mevsûlün mahzuf sılasına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ غِلٍّ car mecruru mahzuf sılanın aid zamirinin haline mütealliktir.
اِخْوَاناً kelimesi, صُدُورِهِمْ ‘deki gaib zamirin hali olarak fetha ile mansubdur. عَلٰى سُرُرٍ car mecruru اِخْوَاناً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. مُتَقَابِل۪ينَ ikinci sıfatı olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile îrablanırlar.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُتَقَابِل۪ينَ , sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan تَفَاعَلَ babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَاناً عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. İnşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
نَزَعْنَا [çıkarıp attık] fiilinin mazi oluşu kesinlik ifadesi içindir. Kıyamet günüyle ilgili gelen mazi fiil, henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi göstermek üzere muzari fiil yerine gelmiş, olayın kesinliğine işaret etmiştir. Henüz gerçekleşmemiş olayların mazi fiille ifade edilmesi, Kur’an’ın beyan özelliklerindendir. Bu kullanımlarda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.
نَزَعْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
نَزَعْنَا fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘nın sılası mahzuftur. ف۪ي صُدُورِهِمْ car mecruru bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مِنْ غِلٍّ car mecruru ism-i mevsûlun mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
غِلٍّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
غِلٍّ ’deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder.
اِخْوَاناً kelimesi, ف۪ي صُدُورِهِمْ ‘daki zamirden hal-i müekkide olarak ıtnâbtır. Cümlenin manası onsuz da anlaşılan müekked hal, cümlenin anlamını tekid etmek amacını güder.
إخْوانًا haldir ve teşbih manasındadır. Yani onlar, orada kardeş gibilerdir, halleri dünyada kardeş olanların halleri gibidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
عَلٰى سُرُرٍ car mecruru اِخْوَاناً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
مُتَقَابِل۪ينَ kelimesi سُرُرٍ için ikinci sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
سُرُرٍ ve غِلٍّ ’deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder.
سرير , سُرُرٍ sevinç için hazırlanmış, kıymetli ve yüksek bir oturma yeridir. Bu oturma yeri sevinç meclisi olduğu için böyle isimlendirilmiştir. Leys şöyle der: “Araplar, kendisinde sevinçli ve huzurlu olarak itminan buldukları, huzura erdikleri yer için, سريرالعيش tabirini kullanırlar.” Ayetteki مُتَقَابِل۪ينَ kelimesinin masdarı olan تقابل , yüz yüze, karşılıklı oturma olup, تدابر ‘ün (sırt sırta durmanın) zıddıdır. Oturmanın en kıymetli ve güzel şeklinin, yüz yüze oturma şekli olduğunda şüphe yoktur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِخْوَاناً kelimesi جَنَّاتٍ ‘deki zamirden veya اُدْخُلُوهَا ‘daki failden ya da اٰمِن۪ينَ ‘deki zamirden yahut ona muzâf olanın zamirinden haldir, amili de izafetteki manadır.
عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ de öyledir. İkisinin de اِخْوَاناً ’e sıfat, yahut zamirinden hal olması da caizdir, çünkü متصافين manasındadır, مُتَقَابِل۪ينَ ’in عَلٰى سُرُرٍ şeklindeki zarf-ı müstekardan hal olması da caizdir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)