وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ ٦٦
وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَضَيْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْهِ car mecruru قَضَيْنَٓا fiiline mütealliktir. İşaret ismi ذٰلِكَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. الْاَمْرَ işaret isminden bedel veya atf-ı beyan olup fetha ile mansubdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, الْاَمْرَ ‘den bedel olup mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
دَابِرَ kelimesi, اَنَّ ‘in ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. İşaret ismi هٰٓؤُ۬لَٓاءِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَقْطُوعٌ kelimesi, اَنَّ ‘in haberi olup damme ile merfûdur. مُصْبِح۪ينَ hal olup fetha ile mansubdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُصْبِح۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَقْطُوعٌ ; sülâsî mücerredi قطع olan fiilin ism-i mef’ûludur.
وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayet, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَضَيْنَٓا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Uzağı işaret etmede kullanılan işaret ismi ذٰلِكَ , bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile günahkarların akıbetine işaret edilmiştir. ذٰلِكَ ile akıbet, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’ her ikisinde de ‘‘vücudun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ cümlesi, masdar tevilinde olup الْاَمْرَ ’den bedeldir.
Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Masdar-ı müevvel vahyin açıklamasıdır. Bu üslup, ibhamdan sonra izah babında ıtnâb sanatıdır.
اَنَّ ’nin ismi olan دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ , az lafızla çok anlam ifade yollarından olan izafet formunda gelmiştir.
اَنَّ ’nin haberi مَقْطُوعٌ ’ daki müstetir zamirden hal olan مُصْبِح۪ينَ , durum bildiren lafızdır.
اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ [Onların ardı kesilmiştir] cümlesinde kinaye vardır. Bu ifade, ‘’kökünü kesme azabı’’ndan kinaye edilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
مُصْبِح۪ينَ ’nin cemi gelmesinin sebebi, دَابِرَ ’nın مدبري ve مَقْطُوعٌ ’nun مقطوعين manasında olmasıdır. (https://tafsir.app/aljadwal/15/66 )
Yerine getirmek manasındaki قَضَى fiili, إلى harf-i ceriyle vahyettik manasına gelmiştir. Fiillerin harf-i cerle başka mana kazanması, tazmin sanatıdır.
قَضَيْنَٓا - الْاَمْرَ ve هٰٓؤُ۬لَٓاءِ - ذٰلِكَ kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Burada Allah Teâlâ’nın azabı, önce ذٰلِكَ الْاَمْرَ şeklinde kısaca ve müphem olarak ifade edilmiş, daha sonra açıklanmıştır. Böylece mesele iki kere söylenmiştir. Müphem ve özet ifade muhatabın merakını uyandırır, dinlemeye teşvik eder. Daha sonra da iş açıklanınca zihninde iyice yerleşir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi )
Allah Teâlâ: وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ [Ona şu (kat’î) emri vahyettik] buyurmuştur. Buradaki قَضَيْنَٓا fiili, إلى harf-i ceri ile müteaddi olmuştur. Zira, burada, “vahyettik” anlamındadır. Buna göre sanki, “Biz ona, onu kesinkes vahyetmiştik” denilmek istenmiştir. Bunun bir benzeri de [İsrailoğullarına şunu vahyettik] ayetiyle, [Sonra hükmünüzü bana infaz edin] (Yunus / 71) ayetidir. Daha sonra Cenab-ı Hak bu kesin hükmünü, [Onların arkası, mutlaka kesilmiş olacaktır] buyruğu ile açıklamıştır. Bunun önce müphem bırakılıp sonra da peşinden açıklanması, o işin büyüklüğünü ve önemini göstermek içindir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ [ona şöyle kesin vahyettik] bunun içindir ki, إلى ile geçişli kılınmıştır. (Şunu) kelimesi kapalıdır, [şüphesiz onların arkası sabaha çıkarlarken kesilmiştir] kavli onu tefsir etmektedir ve ondan bedel olarak mahallen mansubdur. Bu da işi önemsetmek ve büyütmek içindir. Kesra ile yeni söz başı olarak اِنَّ de okunmuştur, mana da: ‘’onların kökleri kazılacak, öyle ki, bir fert kalmayacaktır’’, demektir. (Sabaha girerlerken) ifadesi de هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ‘den veya مَقْطُوعٌ ’daki zamirden haldir. Çoğul olması da mana itibariyledir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)