Nahl Sûresi 105. Ayet

اِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ  ١٠٥

Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّمَا şüphesiz ancak
2 يَفْتَرِي uydurur ف ر ي
3 الْكَذِبَ yalanı ك ذ ب
4 الَّذِينَ kimseler
5 لَا
6 يُؤْمِنُونَ inanmayan(lar) ا م ن
7 بِايَاتِ ayetlerine ا ي ي
8 اللَّهِ Allah’ın
9 وَأُولَٰئِكَ işte
10 هُمُ onlardır
11 الْكَاذِبُونَ yalancılar ك ذ ب
 
Müşriklerin bazıları Hz. Peygamber’in kendisine Allah tarafından vahyedildiğini bildirdiği sözleri kendisinin uydurduğunu söylerken bazıları da bunları ona başka bir insanın öğrettiğini ileri sürmüşlerdi. Bu kişinin Ehl-i kitap’tan Bel‘am isimli Mekkeli bir kılıç ustası veya Yaîş ya da Cebr isimli bir hıristiyan köle olduğu gibi çeşitli rivayetler vardır. Ancak bu rivayetler tahminden öte bir değer taşımamaktadır. Bir rivayette İranlı Selmân’ın da ismi zikredilmekle birlikte Selmân Medine döneminde müslüman olduğu için bu rivayet asılsızdır. Âyetten anlaşıldığına göre bu kişinin kim olduğu o zaman bilindiği için burada isminin verilmesine gerek görülmemiş, bununla birlikte onun bir Arap olmadığı bildirilmiş; Arapça’nın en güzel örneği olan Kur’an gibi bir edebiyat şaheserinin, insanlığın din ve dünyasına ışık tutacak değerde bir hikmet kaynağının bir yabancı tarafından dikte edilmesinin imkânsızlığı ifade edilerek iddianın saçmalığı ortaya konmuştur. 104. âyette bu şekilde âyetleri inkâr edenlerin hidayetten mahrum kaldıkları ve şiddetli bir azapla cezalandırılacakları bildirilirken, 105. âyette Hz. Peygamber’in öğretisinin onun kendi uydurması olduğunu ileri süren Mekke müşrikleri ve genel olarak tarihin başka döneminde İslâm vahyi için benzer iddiada bulunanlar kastedilerek, yalancılık ve sahtekârlığın ancak böylesi inançsızlara yakışır bir davranış olduğu bildirilmiş; dolayısıyla asıl iftiracı ve yalancıların imandan nasip almamış kimseler olduğu ifade edilmiştir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 442
 

اِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۚ 

 

Fiil cümlesidir. اِنَّمَا, kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir.

يَفْتَرِي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir.  الْكَذِبَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  muahhar fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَا يُؤْمِنُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُؤْمِنُونَ  fiili  نْ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاٰيَاتِ  car mecruru  يُؤْمِنُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org

يَفْتَرِي  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  فري ’dır.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

يُؤْمِنُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. هُمُ  fasıl zamiridir. الْكَاذِبُونَ  mübtedanın haberi olup, ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.

Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْكَاذِبُونَ , sülâsî mücerredi  كذب  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۚ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّمَا  kasr edatıyla tekid edilmiş müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.  

Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İki tekid hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır.  يَفْتَرِي  maksûr/sıfat, الَّذ۪ينَ  maksurun aleyh/mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.

اِنَّمَا  ile yapılan kasrlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur, ya da bu konuma konulmuştur. Muhatabın inkâr ettiği durumlarda, inkâr etmiyormuş menzilesine konarak  اِنَّمَا  ile kasr yapılır. Böylece tariz yoluyla başka bir maksat için gelmiş olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl olan  الْكَذِبَ , konudaki önemine binaen fail olan  الَّذ۪ينَ ’ye takdim edilmiştir.

يَفْتَرِي  fiilin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle ifade edilmesi bahsi geçenlere tahkir içindir.

Veciz ifade kastına matuf olan  بِاٰيَاتِ اللّٰهِ  izafetinde, Allah ismine muzâf olan  بِاٰيَاتِ , tazim ve şeref kazanmıştır.  

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  الْكَذِبَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır. 

İftira zaten yalandır. Sonrasındaki  كَذِبَ  ifadesi iftiranın ne denli kötü bir şey olduğunu vurgulamak amaçlı ıtnâbdır.

كَذِبَ - كَاذِبُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, يَفْتَرِي - كَذِبَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatları vardır. 

Yalanı ancak Allah'ın ayetlerine iman etmeyen uydurur, çünkü onlar kendilerini bundan çevirecek bir azaptan korkmazlar, böyle bir korkuları yoktur.

Bu ayette, yalan söylemenin büyük günahlardan ve en çirkin kötülüklerden olduğuna dair kuvvetli bir delalet bulunmaktadır. Bunun delili şudur: Bu ifadenin başındaki  اِنَّمَا  hasr ifade edip buna göre mana, “Yalana ve iftiraya ancak Allah'ın ayetlerine iman etmeyen ve ancak kâfir olan kimseler yönelir.” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ

 

Cümle, atıf harfi وَ ’la istinâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda,  هُمُ  fasıl zamiri, الْكَاذِبُونَ , haberdir.

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelerek onlara tekrar dikkat çekilmesi işaret edilenleri tahkir ve korkutmak ve söz konusu kişilerin kötü durumlarının mertebesinin çok derin olduğunu zımnen bildirmek içindir.

هم  zamiri, mübteda ile haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasıl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelimenin de sıfat değil haber olduğuna işaret eder.

Fasıl zamiri, müsnedin  الْ  takısı ile gelmesi sebebiyle oluşan kasrı tekid içindir. Haberin  الْ  takısıyla marife olması, kasr ifadesinin yanında bu vasfın onlarda kemâl derecede olduğunu belirtir. 

İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. اُو۬لٰٓئِكَ  mevsuf/maksûr, الْكَاذِبُونَ sıfat/maksûrun aleyh, olmak üzere kasr-ı mevsuf, ale’s sıfattır.

Onlar sadece yalancıdır, yalancı olmaktan başka bir özellikleri yok demektir. İzafî bir kasrdır.  

Hasr sıygası mübalağa içindir. Sanki yalanlarındaki şiddet ve çirkinlik sebebiyle, onlardan başkası yalancı sayılmamıştır. Sanki onların mahiyeti yalancılıktan ibarettir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Kasr-ı mevsûf ale’s sıfat: Zikredilen mevsûfta, bu sıfattan başka bir sıfat olmadığını  ifade etmektir. Ama bu sıfat başka mevsûflarda bulunabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Allah Teâlânın hükmünü yerine getirmeyenlerin zamir makamında zahir isim olarak  الْكَاذِبُونَ  şeklinde ifade edilmesi, onların fiilinin ne kadar çirkin olduğunu ifade etmek için yapılmış ıtnâb sanatıdır.

Haber olan  الْكَاذِبُونَ ‘nin, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

الْكَاذِبُونَ  kelimesinin başındaki harf-i tarif cins içindir. Ayrıca müsnedin marife olarak gelmesi kasr ifade eder. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olur. Dolayısıyla bu ayette iki kasr üslubu olmuştur. Birincisi kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf. İkincisi kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

اُو۬لٰٓئِكَ  [İşte onlar] sözü kâfirlere yahut Kureyş'e işarettir. Yalancıların ta kendileridir yani gerçek yalancılardır ya da yalanda zirveye çıkanlardır. Çünkü Allah'ın ayetlerini yalanlamak ve onlara bu hurafelerle dil uzatmak yalanın en büyüğüdür. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)