Nahl Sûresi 21. Ayet

اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟  ٢١

Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَمْوَاتٌ onlar ölüdürler م و ت
2 غَيْرُ değildirler غ ي ر
3 أَحْيَاءٍ diri ح ي ي
4 وَمَا (fakat)
5 يَشْعُرُونَ bilmezler ش ع ر
6 أَيَّانَ ne zaman
7 يُبْعَثُونَ dirileceklerini ب ع ث
 
Putperestlerin taptıkları varlıklar hakkında, aslında genellikle canlı varlıklar için geçerli olan “ölü” kelimesinin kullanılması, ayrıca onların diriltilmelerinden söz edilmesi bu iki âyet hakkında farklı yorumlar yapılmasına yol açmıştır:
 a) Eski tefsirlerdeki yaygın yorum bizim meâlde tercih ettiğimiz şekil-dedir. Çünkü tanrılığın, temel niteliklerinin başında hayat sıfatı gelir; putperestlerin, kendisi canlı olmayan bir varlığı tanrı kabul edip ondan yardım beklemeleri, kurtuluş ummaları akıl kârı mıdır? 
b) İkinci bir yorum da şöyledir: Bazı nesneleri yontarak, şekillendirerekput haline getiren insanlardır. Oysa putlar böyle bir şey yapıp yaratmayamuktedir değildir; dolayısıyla bunlar, kendilerini yapan putperestlerdendaha âciz birtakım cansız nesnelerden ibarettir. Canlıların (insanların) dahi bilemediği dirilme vaktini bu nesneler nasıl bilebilir? 
c) Burada müşriklerin taptıkları veya dua ve niyazda bulundukları şeylerin melekler olabileceği de düşünülmüştür. Çünkü müşrikler, melekleri Allah’ın kızları sayarak onlara tanrısal fonksiyonlar yüklerlerdi. Bu durumda “Onlar canlı değil ölüdürler” şeklindeki kısım, insanlar gibi meleklerin de ölümlü varlıklar olduğu anlamına gelir (bu üç farklı yorum için bk. Zemahşerî, II, 325-326).
 d) “Onlar canlı değil ölüdürler” ifadesi mecaz sayılarak bundan inkârcıların kastedilmiş olabileceği de ileri sürülmüştür. Şu halde buradaki ölümden, cansızlıktan maksat inkâr sapkınlığıdır; çünkü inkâr, ölüm gibi bir şuursuzluk, akılsızlıktır (İbn Atıyye, III, 386).
 e) Burada putların, Araplar’ca atalarını temsil ettiği için yontulmuş ve dikilmiş semboller olarak da anlaşılabileceği yorumu da yapılmıştır (Ateş, V, 97-98). Ancak İslâm öncesi Araplarının atalarıyla övündükleri bilinmekle birlikte ata ruhlarını tanrılaştırma (animizm) türü bir inanca sahip olduklarına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Her ne kadar söz konusu âyetlerde putları kişileştiren bir ifade tarzı kullanılmışsa da bu, –diğer birçok benzerinde de görüldüğü gibi– Kur’an’ın, putları canlı ve şuurlu varlıklar sayan müşriklerin mantığıyla konuyu ele alan hâkim üslûbudur. Nitekim aşağıda 27. âyette “Hani ortaklarım nerede?” diye sorulurken de aynı mantıktan hareket edilmiştir. 
Sonuç olarak bu yorumlara bakıldığında birinci maddede belirtilen eski yaygın yorumun kabul edilmesini önleyecek ölçüde güçlü bir sebep bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 386-387
 

اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ 

 

Cümle, önceki ayetteki munfasıl zamir  هُمْ ‘ün ikinci haberi olup damme ile merfûdur.

غَيْرُ  kelimesi  اَمْوَاتٌ ‘ın sıfatı olup damme ile merfûdur.  اَحْيَٓاءٍۚ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

غَيْرُ  edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَشْعُرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

اَيَّانَ  istifhâm ismi, zaman zarfı olup  يُبْعَثُونَ  fiiline müteallik , mahallen mansubdur. يُبْعَثُونَ  cümlesi, aynı zamanda  يَشْعُرُونَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

يُبْعَثُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ 

اَمْوَاتٌ  kelimesi önceki ayette mübteda olan  هُمْ  zamiri için ikinci haberdir.  اَمْوَاتٌ  için sıfat konumundaki  غَيْرُ , tekid ifade eden ıtnâb sanatıdır. 

Muzâfun ileyh olan  اَحْيَٓاءٍ  ‘in tenkiri, nev ifade eder.

اَمْوَاتٌ - اَحْيَٓاءٍۚ  arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ [Onlar ölülerdir, diri değillerdir]  Burada, putlara tapanların beyinsizliklerini vurgulamak için ıtnâb yapılmıştır. 20. ayetteki  لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ [Onlar bir şey yaratamazlar. Onların kendileri yaratılır.] ayeti de bunun gibidir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


 وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la önceki ayette haber olan  يُخْلَقُونَ ’ye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır. 

Istifham üslubunda talebî inşâî isnad olan   اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟  cümlesi, مَا يَشْعُرُونَۙ  fiilinin mef’ûlü yerindedir.

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اَيَّانَ  zaman ifade eden istifham ismi olup  يُبْعَثُونَ۟  fiiline mütealliktir. 

يُبْعَثُونَ۟  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

اَمْوَاتٌ , اَحْيَٓاءٍۚ , يُبْعَثُونَ۟  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayette muzari fiiller, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟  cümlesi, Allah Teâlâ’nın birliğinin ispatı akabinde yeniden diriliş manasının idmâcıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟ [Ne zaman diriltileceklerini] ifadesindeki zamir, dua edenlere aittir yani bu tanrılar, kullarının ne zaman diriltileceğinin de farkında değildir! Burada müşriklerle dalga geçilmekte, tanrılarının ne zaman diriltileceklerini bilmedikleri, dolayısıyla onlara ettikleri kulluğun karşılığını verme imkânlarının da bulunmadığı belirtilmektedir. Burada, yeniden dirilişin mutlaka gerçekleşeceği ve bunun insanları yükümlü kılmanın kesin bir gereği olduğu gösterilmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ayet-i kerimenin bir mealine göre, müşriklerin tapmış oldukları şeyler, put ve benzeri birtakım cansız varlıklardır. Bu ayet-i kerimeyi şu şekilde izah edenler de vardır: O müşriklerin taptıkları şeyler, ölmeye mahkumdurlar. Onlar, devamlı diri kalamazlar. Onlar, kendilerinin veya kendilerine tapanların ne zaman dirileceğini de bilemezler. Bu izah şekline göre ise müşriklerin taptıkları şeyler, canlı varlıklardır. Her iki izah şekline göre de ayet-i kerimede müşrikleri kınama vardır. (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)