اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ٤٢
اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هم şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası صَبَرُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
صَبَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil cümlesidir. عَلٰى رَبِّهِمْ car mecruru يَتَوَكَّلُونَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَتَوَكَّلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
يَتَوَكَّلُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل ‘dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا
İstinafiyye olarak fasılla gelen cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. اَلَّذ۪ينَ , takdiri هُمْ olan mahzuf mübtedanın haberidir.
Bu takdire göre sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haber konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan صَبَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Bahsi geçen kişilerin ism-i mevsûlle ifade edilmeleri tazim içindir.
Bu ayetin başındaki اَلَّذ۪ينَ kelimesinin terkipteki yeri hususunda şu izahlar yapılmıştır: Bu, daha önceki ayetin başındaki وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا [hicret edenler] ifadesinden bedeldir. Ayetin takdirinin, هُمْ اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا [Onlar sabredenlerdir.] Veya ayetin takdiri, اعني اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا [sabredenleri kastediyorum] şeklinde olmasıdır ki bu son iki izahın ikisi de medh ifade eder. Buna göre mana, “Onlar, işkenceye, Allah’ın haram kıldığı vatandan ayrılmaya, Allah yolunda cihat edip mallarını ve canlarını harcama hususunda sabırlıdırlar” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Cümle, atıf harfi وَ ’la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَلٰى رَبِّهِمْ car mecruru, kasr ifadesi için amili olan يَتَوَكَّلُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ifadesindeki car mecrurun takdim edilmesi kasr içindir. Onlar, müşriklerin efendilerine ve onların vefalarına değil sadece Rablerine güvenirler demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İki tekit hükmündeki kasr, عَلٰى رَبِّهِمْ maksurun aleyh/mevsûf, يَتَوَكَّلُونَ sıfat/maksur, olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani sadece ve sadece rablerine tevekkül ederler.
Car mecrurun takdimi tevekkülün sadece rabbe olması gerektiğini kasr yoluyla vurgularken fasılaya da uygun olmuştur.
رَبِّهِمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan هِمْ zamirinin işaret ettiği kişiler şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rab isminin zikrinde tecrîd sanatı vardır.
Mazi kipiyle başlayıp muzari ile devam eden cümlede fiilin önemine, sürekliliğine ve ilginçliğine dikkat çekildiği gibi anlatıma canlılık katılmıştır. Olayları zihne yerleştirmek ve canlı tutmak, eylemin tekrar edebilirliğini ve sürekliliğini göstermek gibi belâgî gerekçelerle mazi kipinden, süreklilik bildiren muzari sıygasına geçmek, Kur'an’ın önemli üslup özelliklerindendir.
صَبَرُوا ile يَتَوَكَّلُونَ kelimeleri arasında maziden muzariye geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)