بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ٤٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | بِالْبَيِّنَاتِ | açık kanıtları |
|
| 2 | وَالزُّبُرِ | ve Kitapları |
|
| 3 | وَأَنْزَلْنَا | ve indirdik |
|
| 4 | إِلَيْكَ | sana |
|
| 5 | الذِّكْرَ | Zikr’i |
|
| 6 | لِتُبَيِّنَ | açıklayasın diye |
|
| 7 | لِلنَّاسِ | insanlara |
|
| 8 | مَا | şeyi |
|
| 9 | نُزِّلَ | indirilen |
|
| 10 | إِلَيْهِمْ | kendilerine |
|
| 11 | وَلَعَلَّهُمْ | ta ki |
|
| 12 | يَتَفَكَّرُونَ | düşünüp öğüt alsınlar |
|
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ
بِالْبَيِّنَاتِ car mecruru نُوح۪ٓي fiiline mütealliktir. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.
الزُّبُرِ atıf harfi وَ ’la الْبَيِّنَاتِ ’ye matuftur.
وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْزَلْـنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْكَ car mecruru اَنْزَلْـنَٓا fiiline mütealliktir. الذِّكْرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لِ harfi, تُبَيِّنَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle اَنْزَلْـنَٓا fiiline mütealliktir.
تُبَيِّنَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. لِلنَّاسِ car mecruru تُبَيِّنَ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası نُزِّلَ اِلَيْهِمْ ’dir. Aid zamir هو ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
نُزِّلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَيْهِمْ car mecruru نُزِّلَ fiiline mütealliktir.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْزَلْـنَٓا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
تُبَيِّنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بين ’dir.
نُزِّلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نزل ‘dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَعَلَّ terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir, إنّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
هُمْ muttasıl zamir لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَتَفَكَّرُونَ cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَتَفَكَّرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
يَتَفَكَّرُونَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi فكر ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ
Ayetteki بِالْبَيِّنَاتِ car mecruru önceki ayetteki نُوح۪ٓي fiiline mütealliktir.
وَالزُّبُرِۜ , tezayüf nedeniyle بِالْبَيِّنَاتِ ‘ye atfedilmiştir.
وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ cümlesi hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki …وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafât, S.107)
اَنْزَلْـنَٓا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
الزُّبُرِ kelimesi, زبور ’un çoğuludur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اِلَيْكَ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan الذِّكْرَ ‘ya takdim edilmiştir.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı تُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ cümlesi, harf-i cerle اَنْزَلْـنَٓا fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. تُبَيِّنَ fiiline müteallik olan لِلنَّاسِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
لِتُبَيِّنَ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ’nın sıla cümlesi olan نُزِّلَ اِلَيْهِمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
نُزِّلَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
الذِّكْرَ Kuran, الزُّبُرِ kitaplar demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
الزُّبُرِۜ - الذِّكْرَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
بِالْبَيِّنَاتِ - لِتُبَيِّنَ ve نُزِّلَ - اَنْزَلْـنَٓا gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ ibaresinde icâz-ı hazif vardır. Takdiri, اَرْسَلْنَاهِمْ بِالْبَيِّنَاتِ ’tır. Yani [apaçık mucizeler] ve الزُّبُرِۜ yani Kitab-ı Mukaddes demektir. İcazu’l beyandan olan, siyakın delaletine dayanan bu üslup, icaz-ı hazif olarak isimlendirilir. (Sâbûnî, İbdâu’l Beyan)
(Açık delillerle ve kitaplarla) yani onları mucizelerle ve kitaplarla gönderdik demektir. Bu da “Onları ne ile gönderdi?” sorusuna cevaptır. Bunun وَمَٓا اَرْسَلْنَا ’ya müteallık ve erkeklerle beraber istisnaya dahil olması da caizdir. Yani biz ancak mucizelerle erkekler gönderdik demektir. Ya da onların sıfatıdır yani onları mucizelerle ilişkili olarak gönderdik demektir. Ya da mef’ûl olarak نُوح۪ٓي fiiline mütealliktir veya onun faili yerine geçenin halidir, o da اِلَيْهِمْ ’dir. O zaman …فَسْـَٔلُٓوا kavli, ara cümle olur ya da لَا تَعْلَمُونَۙ ’ye mütealliktir ki o zaman şart takdir etme ve susturma için olur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
“Apaçık burhanlarla ve kitaplarla” ifadesi risaletin (peygamberliğin) kendisiyle kemâle erdiği her şeyi içine alan kapsayıcı bir ifadedir. Çünkü risalet işi, risalet iddiasında bulunanın doğruluğuna delalet eden mucizelere dayanır ki bu, ayette الْبَيِّنَاتِ sözüyle ifade edilmiştir; peygamberlerin, Allah'tan aldığı talimatları, O'nun kullarına tebliğ edip ulaştırmasına dayanır ki bu da ayeti kerimede الزُّبُرِۜ kelimesiyle ifade edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Kur'an'ın bir kısmı muhkem, bir kısmı müteşabihtir. Muhkem olanın, “mübeyyen” olması gerekir. Böylece Kur'an'ın tamamının mücmel olmadığı, aksine onda mücmel olan bazı ayetlerin bulunduğu sabit olmuş olur. O halde “Ta ki insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın.” ifadesi, “mücmel olanları…” manasına hamledilir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Cümle, atıf harfi وَ ’la takdiri فيسمعون ذلك [Ve bunu işitirler.] olan mukadder cümleye atfedilmiştir.
لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır. لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır.
لَعَلَّ ’nin haberi olan يَتَذَكَّرُونَ cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.
لَعَلَّ gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَعَلَّ edatı, terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine olan bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub ise لَعَلَّ kelimesi “için” manasındadır yani “sakınıp korunmanız için’’demektir, der. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
لَعَلَّ kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.
لَعَلَّ edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır. لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbni Hişam gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler,Doktora Tezi)
Burada asıl temenni harfi yerine terecci harfinin gelmesi bu isteğin ne kadar şiddetli olduğuna delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لعل harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad tezekkür etmeye teşviktir. Kur’an’da Allah’a isnad edilen لَعَلَّ sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58).
Kur’an’daki fasılaların en önemli meselelerinden birini de pek çok dilbilimci ve müfessirin üzerinde konuştuğu akılla direk bağlantılı olan تَعَقُّل , تَفَكُّر , تَدَبُّر , تَذَكُّر ve تَفَقُّه kavramları oluşturmaktadır. Kimi zaman kevnî ayetler üzerinden örnekler verilerek, kimi zaman ahiretin kalıcılığına vurgu yapılarak, kimi zaman kâfirlerin Allah’ın dışında ilâhlar edinme konusundaki mantıksızlıkları geçmişle gelecek arasında bağ kurulmak suretiyle geçmişin tecrübesini geleceğe aktarma anlamındaki bir düşünmeyi kapsayan تَعَقُّل kelimesi ve “Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”, “Hiç düşünmüyor musunuz?” gibi ifadelerle bitirilirken, geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatılırken لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَۙ gibi tezekküre çağıran fasılalarla bitirilmiştir. Olayın arka planının kavranmasının önem arz ettiği Kur’an’ın anlamına yönelik düşünme çağrıları ise أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ ifadesiyle karşılık bulmuştur. Zira tezekkürün zıddı olarak kullanılan tedebbür, geleceğe yön verecek bu türden bir düşünmeyi ve tedbiri gerektirir. Aklını kullanan bireylerin (تَعَقُّل) geçmişin yaşanmışlığını idrak ederek (تَذَكَّرُ) geleceğe yol bulmaları (تَدَبَّرُ) anlamında üçünü de kapsayan bir anlamın gerekli olduğu bazı fasılalar ise tefekküre yapılan vurgularla, bütün bunlardan içinde bulunduğumuz an için hüküm çıkarma bağlamındakiler ise tefakkuh kelimesiyle sonlandırılmıştır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)