اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ ٤٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَفَأَمِنَ | emin midirler? |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | مَكَرُوا | yapmayı kuran(lar) |
|
| 4 | السَّيِّئَاتِ | kötülükler |
|
| 5 | أَنْ |
|
|
| 6 | يَخْسِفَ | geçirmeyeceğinden |
|
| 7 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 8 | بِهِمُ | kendilerini |
|
| 9 | الْأَرْضَ | yer(in dibin)e |
|
| 10 | أَوْ | yahut |
|
| 11 | يَأْتِيَهُمُ | kendilerine gelmeyeceğinden |
|
| 12 | الْعَذَابُ | azabın |
|
| 13 | مِنْ | hiçbir |
|
| 14 | حَيْثُ | yerden |
|
| 15 | لَا | hiç |
|
| 16 | يَشْعُرُونَ | ummadıkları |
|
اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَمِنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
مَكَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. السَّيِّـَٔاتِ mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır. اَنْ ve masdar-ı müevvel, اَمِنَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَخْسِفَ fetha ile mansub muzari fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olarak mahallen merfûdur. بِهِمُ car mecruru يَخْسِفَ fiiline mütealliktir. الْاَرْضَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. يَأْتِيَهُمُ fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْعَذَابُ fail olup damme ile merfûdur.
مِنْ حَيْثُ car mecruru يَأْتِيَهُمُ fiiline mütealliktir. لَا يَشْعُرُونَۙ ile başlayan fiil cümlesi, muz’âfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَشْعُرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَوْ ;Türkçede “veya, yahut ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَيْثُ mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı, yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ
Ayette فَ istînâfiyye, hemze inkârî istifham harfidir. Cümle istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması)
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tehdit kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اَمِنَ fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ cümlesi, masdar teviliyle اَمِنَ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Masdar-ı müevvel cümlesinde müsnedün ileyhin, lafza-i celâlle gelmesi mehabeti artırmak, kalplerde Allah korkusuyla tehditte mübalağa içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَخْسِفَ fiiline müteallik olan بِهِمُ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûl olan ‘ya takdim edilmiştir.
اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ cümlesi, atıf harfi اَوْ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ ibaresinde fiilin faili olarak gelen azap kendi iradesiyle hareket eden irade sahibi bir varlık yerine konarak tehdidin artması sağlanmıştır.
يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ cümlesinde istiare sanatı vardır. الْعَذَابُ kelimesi أتي fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Felaketin bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca ayette Allah tarafından olması onun korkunçluğunu tekit etmektedir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
أْتِيَ fiilinin, الْعَذَابُ ’ya isnadı mecâz-ı aklîdir.
Menfi muzari fiil sıygasındaki لَا يَشْعُرُونَ cümlesi, mekân zarfı حَيْثُ ‘nun muzâfun ileyhidir.
Muzari fiiller hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
[Emin mi oldular?] …اَفَاَمِنَ inkâri istifham üslubunda gelmiş olan bu cümle, gerçekte İslâm’ı çürütmek uğrunda bir takım hile ve yollara başvuran müşriklere tehdittir. مَكَرُوا - السَّيِّـَٔاتِ - الْعَذَابُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ [Fesat planları yapanlar (اَفَاَمِنَ) emin mi oldular?]buyurulmuştur. Arapçada mekr, gizlice fesat çıkarma gayretine girmek anlamına gelir. Bunların, Mekkelilerle Medine'nin etrafında yer alan kimselerin olduğu kastedilmiştir. Mekr ile de onların hem Hz. Peygambere hem de ashabına eziyet etmek için gizli bir biçimde sarf ettikleri çabaları kastedilmiştir.Daha sonra Cenab-ı Hakk, onları tenkit için şu üç şeyi ileri sürmüştür:
1. Allah'ın, tıpkı Karun'u yere batırması gibi onları da yere batırması...
2. Onlara hiç ummadıkları bir cihetten azabın gelip çatması ki bununla tıpkı Lût kavmine yapmış olduğu gibi onlara ansızın, hiç beklemedikleri bir sırada gökten bir azabın gelip onları helak etmesi murad edilmiştir.
3. Allah'ın onları dönüp dolaşırlarken yakalayıvermesi, onların da Allah'ı aciz bırakacak olamamaları! (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
خسف; “Yerin bir parçası yerin dibine geçti.” demektir. “Allah onu yerin dibine geçirdi.” anlamındadır. “Biz onu da evini de yere geçirdik.” (Kasas Suresi, 81) ayeti de buradan gelmektedir. Aynı şekilde “Yerin dibine geçti.” denildiği gibi “Yerin dibine geçirildi.” de denir.
Ayet-i kerimedeki soru inkâr anlamındadır. Yani onlar yalanlayanların başına gelen ceza gibi bir cezasının kendilerini de gelip bulmayacağından yana emin olmamalıdırlar.
Yahut Lût kavmine ve başkalarına yapıldığı gibi “Fark edemeyecekleri bir taraftan kendilerine azabın gelip çatacağından yana emin mi oldular?” Bununla Bedir gününün kastedildiği de söylenmiştir. Çünkü onlar o gün helak edildiler ve hesaplarına hiç öyle bir şeyi katmamışlardı. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)