وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَناً خَالِصاً سَٓائِغاً لِلشَّارِب۪ينَ ٦٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِنَّ | ve şüphesiz |
|
| 2 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 3 | فِي | vardır |
|
| 4 | الْأَنْعَامِ | hayvanlarda |
|
| 5 | لَعِبْرَةً | ibret(ler) |
|
| 6 | نُسْقِيكُمْ | size içiriyoruz |
|
| 7 | مِمَّا | olandan |
|
| 8 | فِي |
|
|
| 9 | بُطُونِهِ | onların karınlarında |
|
| 10 | مِنْ |
|
|
| 11 | بَيْنِ | arasıdan |
|
| 12 | فَرْثٍ | fışkı |
|
| 13 | وَدَمٍ | ile kan |
|
| 14 | لَبَنًا | süt |
|
| 15 | خَالِصًا | halis |
|
| 16 | سَائِغًا | lezzetli |
|
| 17 | لِلشَّارِبِينَ | içenler için |
|
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
لَكُمْ car mecruru اِنَّ ’in mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. فِي harf-i ceri sebebiyyedir. فِي الْاَنْعَامِ car mecruru mahzuf habere mütealliktir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. عِبْرَةً kelimesi اِنَّ ’nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur.
اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)
نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَناً خَالِصاً سَٓائِغاً لِلشَّارِب۪ينَ
Fiil cümlesidir. نُسْق۪يكُمْ fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle نُسْق۪يكُمْ fiiline mütealliktir. ف۪ي بُطُونِه۪ car mecruru ism-i mevsûlün mahzuf sılasına mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْ بَيْنِ car mecruru نُسْق۪يكُمْ fiiline mütealliktir. فَرْثٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. دَمٍ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. لَبَناً mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. خَالِصاً kelimesi لَبَناً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur. سَٓائِغاً ikinci sıfatı olup fetha ile mansubdur. لِلشَّارِب۪ينَ car mecruru سَٓائِغاً ’a mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُسْق۪يكُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi سقي ’dır.
İf’âl babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
شَّارِب۪ينَ ; sülâsî mücerredi شرب olan fiilin ism-i failidir.
خَالِصاً ; sülâsî mücerredi خلص olan fiilin ism-i failidir.
سَٓائِغاً ; sülâsî mücerredi سوغ olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki …وَاللّٰهُ اَنْزَلَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi, lam-ı muzahlaka sebebiyle birden fazla tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكُمْ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Lam-ı muzahlakanın dahil olduğu لَعِبْرَةً muahhar mübtedadır.
Mahzuf habere müteallık olan car mecrur فِي الْاَنْعَامِ ’deki فِي harfi, sebebiyet ifade eder. (https:// tafsir.app/aljadwal/16/66)
فِي الْاَنْعَامِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü hayvanlar hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. hayvanlar, burada zarfa benzetilmiştir. Hayvanlar ile sağladıkları faydalar arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَناً خَالِصاً سَٓائِغاً لِلشَّارِب۪ينَ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا harf-i cerle نُسْق۪يكُمْ fiiline mütealliktir. Mevsûlün sılası mahzuftur. ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ car-mecruru, bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِمَّا car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
خَالِصاً ve سَٓائِغاً , ikinci mef’ûl olan لَبَناً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
لِلشَّارِب۪ينَ car-mecruru, ism-i fail veznindeki سَٓائِغاً ‘a mütealliktir.
فَرْثٍ - دَمٍ - لَبَناً kelimelerindeki nekrelik, nev ifade eder.
فَرْثٍ - دَمٍ ve نُسْق۪يكُمْ - شَّارِب۪ينَ - لَبَناً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
سَٓائِغاً لِلشَّارِب۪ينَ [İçenler için kolay…] ibaresinde idmâc vardır. Bir içeceğin içiminin kolay olması demek, içenlerin beğeneceği, hoşlanacağı bir içecek olması anlamını da taşır.
نُسْق۪يكُمْ : Ebu Ubeyde bu fiili, نَ ’un dammesiyle okunmasını tercih ederek “Çünkü bu, devamlı bir içecektir. Bu gibi yerlerde genel olarak if’âl babı kullanılır.” demiştir.
Birinci مِنْ ba’z manasınadır, çünkü süt karınlarındakinin bir kısmından olur, ikincisi de ibtidaiyyedir. Mesela, سقيتُ مِنَ الحوض (havuzdan içtim) gibi. Zira fışkı ile kan arasında içirme işinin başladığı bir yer vardır.
İkinci نسْق۪يكُمْ , مِنْ ’e mütealliktir ya da لَبَناً ’den haldir, nekre olduğu ve ibret konusunun o olduğuna dikkat çekmek için ondan önce gelmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayette بُطُونِه۪ kelimesindeki zamir ayetin baş tarafındaki اَنْعَامِ ismine aittir. Normalde في بطونها denilmesi beklenirdi.
1. الْاَنْعَامِ lafzı, tıpkı رهط (cemaat), قومٌ (kavim), بقر (sığır), نعام (davar) kelimeleri gibi bir topluluğu, bir grubu ifade etmek için konulmuş olan müfred bir lafızdır. O halde bu, lafız cihetiyle müfred bir lafızdır. Binaenaleyh bunun zamiri de müfred zamiri olur ki bu zamir müzekker, mana bakımından da çoğuldur.
2. Bu, “Bizim bahsettiğimiz şeylerin karınlarında” manasındadır. Bu, Kisaî’nin bu konuda verdiği cevaptır. Müberred ise şöyle der: Bu husus, Kur'an’da yaygındır. Cenab-ı Hak Abese Suresi 11-12. Ayetlerde كَلَّا إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ ﴿١١﴾ فَمَن شَاءَ ذَكَرَهُ buyurmuştur ki “Onunla öğüt almak isteyen herkes onunla öğüt alır.” takdirindedir. Bu, ancak müennesliği hakiki olmayanlar hakkında böyledir. Hakiki müennes olanlara gelince bu caiz olmaz.
3. Burada bir hazif bulunup onun takdiri “Size onun karnında bulunanların bir kısmından yani sütten içiririz.” şeklindedir. Çünkü, onun karnında bulunanların tamamı süt değildir.
Ayetteki “İçenlerin boğazından kolaylıkla geçen” tabiri “içenlerin boğazlarından leziz ve afiyetli bir şekilde geçen…” demektir. Arapçada, “İçecek şey, boğazdan kolaylıkla geçti, sahibi yani içen de onu kolaylıkla geçirdi (yuttu).” denir. Bir başka ayette geçen [O, neredeyse onu yutamayacaktı. (İbrahim Suresi, 17)] ayetinde de bu manadadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
الْاَنْعَامِ kelimesi müfred formunda gelip cemi manası ifade eden bir lafızdır. Bu yüzden zamiri müfred olarak gelmiştir. Her bir deve, inek, koyun ve keçi grubunu niteler. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)