وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ ٦٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَوْحَىٰ | şöyle vahyetti |
|
| 2 | رَبُّكَ | Rabbin |
|
| 3 | إِلَى |
|
|
| 4 | النَّحْلِ | bal arısına |
|
| 5 | أَنِ |
|
|
| 6 | اتَّخِذِي | edin |
|
| 7 | مِنَ |
|
|
| 8 | الْجِبَالِ | dağlardan |
|
| 9 | بُيُوتًا | evler |
|
| 10 | وَمِنَ | ve |
|
| 11 | الشَّجَرِ | ağaçlardan |
|
| 12 | وَمِمَّا | ve |
|
| 13 | يَعْرِشُونَ | kurdukları çardaklardan |
|
وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ
Fiil cümlesidir. وَ istinâfiyyedir. اَوْحٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. رَبُّكَ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَى النَّحْلِ car mecruru اَوْحٰى fiiline mütealliktir.
اَنِ tefsiriyyedir. اتَّخِذ۪ي fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Muhataba ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ harf-i ceri teb’iziyyedir. مِنَ الْجِبَالِ car mecruru اتَّخِذ۪ي fiiline mütealliktir. بُيُوتاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مِنَ الشَّجَرِ car mecruru atıf harfi وَ ’la مِنَ الْجِبَالِ ’ye matuftur. مَا müşterek ism-i mevsûl مِنَ harf-i ceriyle مِنَ الْجِبَالِ ’ye matuftur. İsm-i mevsûlün sılası يَعْرِشُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَعْرِشُونَ fiili نَ ’un subutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiye, baz, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir.Ayette baz şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْحٰى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اتَّخِذ۪ي fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayet, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyhin izafet formunda gelmesi veciz ifade kastının yanında, Hz. Peygambere şan ve şeref ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Tefsiriyye veya masdar harfi اَنِ ve akabindeki اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ cümlesi, masdar teviline takdir edilen ب harfiyle اَوْحٰى fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
أنْ tefsiriyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Cümledeki مِنَ الشَّجَرِ ve مِمَّا car mecrurları, emir fiil اتَّخِذ۪ي ‘ye müteallık olan مِنَ الْجِبَالِ matuftur.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا başındaki harf-i cerle اتَّخِذ۪ي fiiline mütealliktir. Sılası olan يَعْرِشُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بُيُوتاً ’deki nekrelik nev ifade eder.
جِبَالِ - شَّجَرِ ve بُيُوتاً - يَعْرِشُونَۙ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İnsanların evlerinde yerleşmiş ve insanların mülkiyetinde bulunan arılar: Birincisi, “Dağlardan, ağaçlardan... evler edinin.” ifadesi ile ikincisi de “... onların kurdukları çardaklardan evler edinin.” ifadesi ile anlatılmıştır. Bu çardaklar, arıların petekleridir. Buna göre eğer “Bu ayetteki مِنَ harf-i cerlerinin manası nedir? Bunun yerine في harf-i ceri kullanılmalı değil miydi?” denilirse biz deriz ki: “Bununla ‘ba'diyet (kısmîlik)’ manası ile o arıların evlerinin, her dağ ve her ağaçta yapılmaması, aksine menfaatlerine uygun ve kendilerine münasip yerlerde yapılması kastedilmiştir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
الجِبالِ ve ona matuf olan şeylerin başına gelen مِنَ harfi في manasındadır. مِنَ harfinin aslı ibtidaiyyedir. Burada zarf manasındaki في yerine gelmiştir. Çünkü arılar yuvalarını dağların oyuklarına, ağaç dallarına veya ağaç saplarına değil kendilerine özel olarak bina ederler. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cenab-ı Hak, وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ [Rabbin bal arasına ilham etti.] buyurmuştur. Arapça’da “ilham etmek” manasında وحي ve أوحي fiilleri kullanılır. Allah Teâlâ’nın, bal arısına ilham etmesi ise arıların içlerinde, bütün insanların akıllarının anlamaktan aciz kaldığı o enteresan (bal üretme) işini yerleştirmesi demektir. Vahiy, diğer canlılar (hayvanlar) hakkında da ilham manasına gelir.
اَنِ اتَّخِذ۪ي ibaresi; بأن اتخذي demektir (اَنِ mastariyedir). اَنِ ’in müfessire olması da caizdir, çünkü vahyetmede söyleme manası vardır. Zamirin müennes olması mana itibariyledir, çünkü النَّحْلِ müzekkerdir. [Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurduğu çardaklardan] ibaresinde bazı manasına مِنَ kullanmıştır, çünkü arılar bütün dağlara, bütün ağaçlara, bütün asma veya çatılara ve her yere yuva yapmaz. Bal üretmek için yaptığı şeye بُيُوتاً (ev) denilmesi, insanın evine benzetildiği içindir. Çünkü onda öyle güzel sanat ve öyle doğru taksim vardır ki usta mühendisler ancak aletlerle ve ince araştırmalarla yapabilirler. Belki de buna dikkat çekmek için onu zikretmiştir. ي ’den dolayı ب ’ nin kesri ile بِيوتاً de okunmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)