وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟ ٧٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاللَّهُ | ve Allah |
|
| 2 | خَلَقَكُمْ | sizi yarattı |
|
| 3 | ثُمَّ | sonra |
|
| 4 | يَتَوَفَّاكُمْ | öldürür |
|
| 5 | وَمِنْكُمْ | ve içinizden |
|
| 6 | مَنْ | kimi |
|
| 7 | يُرَدُّ | itilir |
|
| 8 | إِلَىٰ |
|
|
| 9 | أَرْذَلِ | en reziline |
|
| 10 | الْعُمُرِ | ömrün |
|
| 11 | لِكَيْ | diye |
|
| 12 | لَا |
|
|
| 13 | يَعْلَمَ | hiçbir şeyi bilmez olsun |
|
| 14 | بَعْدَ | sonra |
|
| 15 | عِلْمٍ | bilgiden |
|
| 16 | شَيْئًا | biraz |
|
| 17 | إِنَّ | doğrusu |
|
| 18 | اللَّهَ | Allah |
|
| 19 | عَلِيمٌ | bilendir |
|
| 20 | قَدِيرٌ | kadirdir |
|
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ
İsim cümlesidir. وَ istinâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. خَلَقَكُمْ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
خَلَقَكُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. Fail müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamiri كُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَتَوَفّٰي elif üzere mukadder fetha ile merfû muzari fiildir. Fail müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ cümlesi, atıf harfi وَ ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, منكم من يبقى سليم الجسم حتّى يموت ومنكم من يردّ ..şeklindedir.
مِنْكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
يُرَدُّ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلٰٓى اَرْذَلِ car mecruru يُرَدُّ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. الْعُمُرِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
لِ ta’liliyyedir. كَيْ masdar harfidir. Muzariyi nasb ederek manasını masdara çevirir. كَيْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceri ile يُرَدُّ fiiline müteallik olup, mef’ûlün leh olarak mahallen mansubdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْلَمَ fetha ile mansub muzari fiildir. Fail müstetir olup takdiri هو ’dir. بَعْدَ zaman zarfı يَعْلَمَ fiiline mütealliktir. عِلْمٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. شَيْـٔاًۜ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.
بَعْدَ ve قَبْلَ ’nin geliş şekilleri şöyledir: 1. Başlarına harf-i cer gelmeksizin muzâf olduklarında mansubdurlar. 2. Muzâf olup başlarına harf-i cer geldiğinde mecrur olurlar. 3. Cümleye muzâf olduklarında cümlenin başında اَنْ bulunur. 4. Muzâfun ileyhleri hazf edilince zamm üzere mebni olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlün leh olan belli başlı cümleler vardır. Bunlar: 1. كَيْ ve لِكَيْ ile başlayan fiil cümleleri. 2. Lam-ı ta’lil (لِ) ,(لِاَنْ) ile başlayan fiil cümleleri. 3. Sebep bildiren حَتَّى ile başlayan fiil cümlesi. 4. لِاَنَّ ile başlayan isim cümlesi. Ayette لِكَيْ ile başladığı için mef’ûlün lehdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَوَفّٰي fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وفي ’dır.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.
اَرْذَلِ ; ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَل۪يمٌ kelimesi, اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. قَد۪يرٌ۟ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
عَل۪يمٌ - قَد۪يرٌ۟ kelimeleri mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ
وَ , istînâfiyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyhin müsnede tahsis olduğunu ifade etmek için müsned fiil olarak getirilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Fiil sıygasıyla gelen haberin Allah'a isnadı kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. خَلَقَكُمْ , sıfat/maksûr, اللّٰهُ mevsuf/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur.
Bu ayette tahsis açıktır. Burada olduğu gibi müsnedün ileyhi takdim edilmiş terkibin müspet ve müsnedin fiil olması halinde bu terkip, Sa’d ve Fadıl Hasan Abbas’a göre tahsis ifade eder. Çünkü bu zikredilen fiiller (خَلَقَكُمْ ve يَتَوَفّٰيكُمْ) Allah Teâlâ’ya aittir. O’ndan başkası bu fiilleri yapamaz. Ancak bazen bu terkip, hükmü takviye de ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede müsnedin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
يَتَوَفّٰيكُمْ cümlesi, terahi ifade eden ثُمَّ harfi ile habere atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ve tezat ilişkisi mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ cümlesiyle ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يَتَوَفّٰيكُمْ - خَلَقَكُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ
Cümle, takdiri منكم من يبقى سليم الجسم حتّى يموت [Ölene kadar sağlıklı kalanlarınız vardır.] olan mukadder istînâfa matuftur.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. مِنْكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası olan يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُرَدُّ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Masdar ve cer harfi كَيْ ve akabindeki لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـٔاً cümlesi, يُرَدُّ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Zaman zarfı بَعْدَ عِلْمٍ , konudaki önemine binaen mef’ûl olan شَيْـٔاًۜ ’e takdim edilmiştir.
Muzâfun ileyh olan عِلْمٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
شَيْـٔاً ’deki nekrelik, kıllet ve nev, عِلْمٍ ’deki ise kesret ve nev ifade eder. Menfi siyakta nekre umuma işarettir.
لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـٔاً ibaresi unutmaktan, اَرْذَلِ الْعُمُرِ ibaresi, çok yaşlanmaktan kinayedir.
لَا يَعْلَمَ - عِلْمٍ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
عِلْمٍ ’deki tenkir cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
أرْذَلِ ’nin العُمُرِ ’a izafeti mecaz-ı aklî yoluyla sıfatın mevsufuna izafeti şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah Teâlâ bu ayet-i kerimede, biz kulları hakkında dilediği şekilde nasıl tasarrufta bulunduğunu, bizleri yoktan var ettikten sonra bir kısmımızı ihtiyarlıktan önce vefat ettirdiğini, diğer bir kısmımızı ise daha önce bildiklerimizi bilmeyecek derecede ileri bir yaşa vardırdığını ve bundan sonra vefat ettirdiğini beyan etmektedir.
Enes b. Malik diyor ki: “Resulullah (s.a.v) Allah’a sığınarak şöyle dua ederdi: ‘Ey Allah’ım, tembellikten Sana sığınırım. Korkaklıktan Sana sığınırım. Çok yaşlanmaktan Sana sığınırım. Cimrilikten Sana sığınırım.’” (Buhari, Kitabu’d Da’vât, Bab: 42 (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)
اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekid edilen isim cümleleri, çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, azamet ve heybeti artırmak, emre itaati kuvvetlendirmek, zihne yerleştirmek içindir. Zamir makamında ism-i celâlin, zahir olarak tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah'ın عَل۪يمٌ ve قَد۪يرٌ sıfatlarının nekre gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Aralarında وَ olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir.
Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır.
Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Aralarında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.
يَعْلَمَ - عِلْمٍ - عَل۪يمٌ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Kur'an’da ufak değişikliklerle veya aynen, başka surelerde de tekrarlanmıştır. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Böyle tekrarlanan kelimeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Fussilet Suresi 44, C. 2, s. 189)
اِنَّ ile, haberdeki mübalağa sigalarıyla, celâl ve kemal ifade eden lafza-i celâlin zikredilmesi ile tekid edilmiştir. Bu lafza-i celâl, dinleyen kişinin kalbine korku saçar. Bu nedenle birçok fasılada bulunur. Bu mevki, bulunduğu siyaka bağlı olarak başka ayetlerde bulunmayan manalar da kazandırır. Bu gerçekten mühimdir. Yani aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166)