فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ٩٨
فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
فَ istînâfiyyedir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezm etmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. قَرَأْتَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَرَأْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. الْقُرْاٰنَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اسْتَعِذْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. بِاللّٰهِ car mecruru اسْتَعِذْ fiiline mütealliktir. مِنَ الشَّيْطَانِ car mecruru اسْتَعِذْ fiiline mütealliktir. الرَّج۪يمِ kelimesi الشَّيْطَانِ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَعِذْ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi عوذ ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
فَ , istînâfiyye, اِذَا , şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.
Şart üslubundaki terkipte, mazi fiil sıygasında gelen şart cümlesi قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ , aynı zamanda اِذَا ‘nın muzâfun ileyhidir. Şart manalı zaman zarfı olan اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.
فَ karînesiyle gelen فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ cümlesi şartın cevabıdır. Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
الشَّيْطَانِ için sıfatı olan الرَّج۪يمِ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
شيطان - الرجيم kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اِذَا edatı mazi, hal ve istikbal manasında gelebilir. Bu edat, muzari fiilde olduğu gibi mazi, hal ve istikbal ifade eden durumlarda istimrar için kullanılır. (Süyûtî, el-İtkan , İtkan, c. 1, s.407)
Yani ayette “Kuran okuyacağınız zaman kovulmuş şeytandan devamlı olarak Allah’a sığının.” anlamı vardır.
قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ [Kur'an okudun] cümlesinde iştikak cinâsı vardır. Aynı zamanda burada mecaz-ı mürsel de vardır. Müsebbep, sebep yerinde kullanılmıştır. Yani “Kur'an okumak istediğin zaman” demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ ’daki فَ , takibiyyedir. Ayet zahiren, istiazenin (yani şeytandan Allah'a sığınmanın) Kur'an okumanın peşi sıra yapılacağı manasına gelir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Mana Kur'an okumaya karar verdiğin veya azmettiğin ya da istediğin zaman hemen Allah'a sığın şeklindedir. Nitekim Kuran okumaya başlarken istiaze sünnettir. Burada istiazenin فَ harfiyle atfedilmesi okumak fiilinin “okumayı istemek ve azmetmek” manasında olduğunun delilidir. Müsebbebiyyet alakasıyla fiil zikredilmiş, bu fiile sebep olan arzu kastedilmiştir. Müsebbep hemen hasıl olduğu için sebebin ne kadar kuvvetli olduğunu ifade maksadıyla bu mecaz üslubu tercih edilmiştir. Bunda, müminleri azimle fiili birleştirmeye teşvik etmek ve tenbih gayeleri de vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Kur'an okuduğun zaman; okumak istediğin zaman, Mesela, “namaza kalktığınız zaman” (Maide Suresi, 6) ayeti gibi kovulmuş şeytandan Allah'a sığın seni onun vesveselerinden korumasını iste, sana okumada vesvese vermesin. Cumhur bunun müstahap olduğu görüşündedir. Bunda şuna delil vardır ki namaz kılan her rekatta eûzu çeker, çünkü bir şarta bağlı hüküm kıyasa göre onun tekrarı ile tekerrür eder. Bunun iyi amelden ve ona edilen vaatten sonra zikredilmesi, okuma sırasında eûzü çekmenin de bu türden olduğunu akla getirir. İbn Mesud (r.a) şöyle buyurmuştur: Resulullah’a (s.a.v) Kur'an okudum أعوذ بالله السميع العليم من الشيطان الرجيم dedim, bana: أعوذ بالله من الشيطان الرجيم, dememi söyledi ve Cebrail bana Kalem'den, Levh-i Mahfûz'dan böyle okuttu, dedi.(Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayetteki Kur'an okuduğun zaman ifadesi, Hz. Peygambere (s.a.v) bir hitaptır. Ama bununla bütün müminler kastedilmiştir. Çünkü Peygamber bile Kur'an okurken eûzu besmele çekmeye muhtaç olunca O’nun dışındaki kimseler buna haydi haydi muhtaç olur. Ayetteki şeytan ile İblis'in kastedildiği ileri sürülmüştür. Ama doğruya en yakın olan, bu kelimenin başındaki elif-lam'ın, “cins” manasını ifade etmesidir. Çünkü vesvesede, bütün شيطان الرجيم ’lerin (kovulmuş şeytanların) payı vardır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)