اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ٩٩
اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamir اِنَّ ’in ismi olarak mahallen mansubdur. لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ cümlesi, اِنَّ ’in haberi olarak mahallen merfûdur.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَه car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. سُلْطَانٌ kelimesi لَيْسَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. عَلَى الَّذ۪ينَ car mecruru سُلْطَانٌ ’a mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَلٰى رَبِّهِمْ car mecruru يَتَوَكَّلُونَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَتَوَكَّلُونَ fiili نْ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
يَتَوَكَّلُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Ayet, talebin mahzuf cevabına, ta’lîliyye olarak gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Yani استعذ بالله من الشيطان تكف شرّه “Şeytandan Allah'a sığınınca onun şerrinden uzaklaşırsın. Çünkü …..” demektir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin haberi olan لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا cümlesi, nakıs fiil لَيْسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sübut ve istimrar ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَهُ car-mecruru, لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. سُلْطَانٌ muahhar ismidir.
سُلْطَانٌ ’a müteallık olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذٖينَ ’nin sılası olan اٰمَنُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la sıla cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَلٰى رَبِّهِمْ car mecruru, يَتَوَكَّلُونَ ‘e takdim edilmiştir.
Mamulün amiline takdimi, kasr ifade etmiştir. Iki tekit hükmündeki kasr car-mecrurla fiil arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur.
عَلٰى رَبِّهِمْ maksûrun aleyh/mevsûf, يَتَوَكَّلُونَ sıfat/maksûr olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. Yani onların tevekkülleri, sadece ve sadece rablerinedir.
Mecrurun fiile takdimi kasr içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
رَبِّهِمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan هِمْ zamirinin işaret ettiği kişiler şeref kazanmıştır.
Önceki ayetteki lafza-ı celâlden sonra zamir makamında Rab isminin zikredilmesinde, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır. Allah'ın kullarına rububiyet vasfıyla muamele ettiğine dikkat çekmek için yapılan ıtnâb ve iltifat sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rab isminin zikrinde tecrîd sanatı vardır.
اٰمَنُوا ile يَتَوَكَّلُونَ kelimeleri arasında maziden muzariye geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
İman edenler ibaresinden sonra tevekkül edenler sıfatı, hususun umuma atfı babında ıtnâbdır. Çünkü iman eden zaten Allah’a tevekkül eder.
اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا cümlesi istiaze emrinin yahut onun kastedilen cevabının yani “O, seni korur” gibi bir gizli cümlenin illetidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Şüphe yok ki onun iman edenler ve Rablerine güvenenler üzerinde gücü yoktur, otorite ve yetkisi yoktur; çünkü onun emirlerini dinlemez ve vesveselerini kabul etmezler. Ancak nadiren ve gaflet anlarında böyle şey olabilir. Bunun içindir ki eûzu çekmeleri emredilmiştir. Eûzu emrinden sonra otoritesinden bahsedilmesi onun herkes için geçerli bir yetkisinin olduğu akla gelmemesi içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)