اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُوراً ٢٧
اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
الْمُبَذِّر۪ينَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. كَانُٓوا ‘un dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُٓوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. اِخْوَانَ kelimesi كَانُٓوا ’nun haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الشَّيَاط۪ينِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
الْمُبَذِّر۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُوراً
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
الشَّيْطَانُ kelimesi كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. لِرَبِّهِ car mecruru كَفُوراً ’e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كَفُوراً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
كَفُوراً ; mübalağa sıygasındadır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُوراً
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir. Allah Teâlâ, saçıp savuranların şeytanların dostları olduğunu, اِنَّ ile tekid ederek bildirmiştir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin haberi olan كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ي cümlesi, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِ izafeti, كَانَ ’nin haberidir.
Müsnedin izafet şeklinde gelmesi, az sözle çok anlam ifadesinin yanında, müsnedün ileyhe tahkir ifade eder. Çünkü müsned tahkir anlamındaki kelimeye muzâf olmakla müsnedün ileyhin de tahkirine işaret etmiştir.
إنَّ المُبَذِّرِينَ cümlesindeki tarif cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الإخْوانُ kelimesi أخٍ kelimesinin çoğuludur. Ayrılmayan mülazım manasında müsteardır. Kardeş kelimesi bu manayı taşır. Bunun gibi أخُو العِلْمِ denir ki ilimden ayrılmayan, sıfatı ilim olmuş demektir. أخُو السَّفَرِ de çok seyahat eden demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayette saçıp savuranları zemmetmek ve kınamak (Bunlar şerli olma yönünden şeytanların benzeridirler) manası anlaşılmaktadır. Şeytanın kardeşliğinden maksat, çirkin ameller işlemeleri yönünden onlarla müşterek davranış içinde olmalarından teşbihtir. Teşbihte teşbih edatı ve vech-i şebeh hazf olduğundan, burada teşbih-i beliğ vardır. Malı saçıp savuranlar bu ahlaksız, çirkin amelle şeytana benzetilmektedir. Vech-i şebeh çirkin amel etme yönüdür. Teşbihin kastı, kınama ve sakındırmaktır. Yani siz şeytanlar gibi saçıp savuranlardan olmayın, demektir. Onların şeytanlara sıfat ve fiilde muvafık olmalarıdır. Şeytan da mübzir (savurgan) olarak rabbine nankördür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Şeytanın diğer çirkin vasıfları içinden nankörlük vasfının zikre tahsis edilmiş olması, bize bildiriyor ki Allah'ın nimetlerini yersiz olarak harcamaktan ibaret olan tebzir (dağıtma), nimetleri yaratılış gayelerine uygun olarak kullanmaktan ibaret olan şükrün zıddı olan, nankörlük kabilindendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Zira şeytandan veya kardeşleri ve arkadaşlarından daha şerli kimse yoktur. Çünkü onlar mallarını israf etmekte, şeytanın emirlerine uymaktadırlar veya vaîd yoluyla onlar ve yakınları cehennemde beraber olurlar. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)
وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُوراً cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. لِرَبِّه۪ car mecruru, ihtimam için amili olan كَانَ ’nin haberi olan كَفُوراً ‘a takdim edilmiştir.
رَبِّه izafetinde Rab isminin şeytana ait zamire muzâf olmasında, muzâfun ileyhi yani şeytanı tahkir manası vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Zamir makamında الشَّيْطَانُ kelimesinin zahir olarak zikredilmesinde iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كَانُٓوا - كَانَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كَانَ - كَانُٓوا kelimeleri arasında müfred ve cemi arasında güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
Burada îcaz-ı hazif sanatı vardır. Cümlenin takdiri ولا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا فَتَصِيرُ مِنَ المُبَذِّرِينَ (Saçıp savurma, yoksa saçıp savuranlardan olursun) şeklindedir. Çünkü saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir. Bu hazfe işaret eden şey; saçıp savurmasının kişinin saçıp savuranlardan olduğuna delalet etmesidir.
وكانَ الشَّيْطانُ لِرَبِّهِ كَفُورًا cümlesiyle uyarı tekid edilmiştir. Bu; savurganlığın, şeytani tabiatlar kazanarak giderek sahibinin küfrüne yol açacağına dair güçlü bir uyarıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Sayfadaki bütün ayetler fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.