وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ وَعِدْهُمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً ٦٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاسْتَفْزِزْ | yerinden oynat |
|
| 2 | مَنِ | kimseyi |
|
| 3 | اسْتَطَعْتَ | gücünün yettiği |
|
| 4 | مِنْهُمْ | onlardan |
|
| 5 | بِصَوْتِكَ | sesinle |
|
| 6 | وَأَجْلِبْ | ve yaygarayı bas |
|
| 7 | عَلَيْهِمْ | onların üzerine |
|
| 8 | بِخَيْلِكَ | atlılarınla |
|
| 9 | وَرَجِلِكَ | ve yayalarınla |
|
| 10 | وَشَارِكْهُمْ | ve onlara ortak ol |
|
| 11 | فِي |
|
|
| 12 | الْأَمْوَالِ | mallarda |
|
| 13 | وَالْأَوْلَادِ | ve evladlarda |
|
| 14 | وَعِدْهُمْ | ve onlara va’dler yap |
|
| 15 | وَمَا |
|
|
| 16 | يَعِدُهُمُ | onlara va’detmez |
|
| 17 | الشَّيْطَانُ | şeytan |
|
| 18 | إِلَّا | başka bir şey |
|
| 19 | غُرُورًا | aldatıştan |
|
Savete صَوْت : صوت kelimesinin aslı iki cismin birbiri üzerine vurulması sonucunda ortaya çıkan sıkışık havadır ve herhangi bir şeyle süslenip bezenmektan soyutlanmış ses ile belirli bir suretle sülenip bezenmiş ses olarak ikiye ayrılır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim olarak 8 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli savttır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
Celebe جَلْب : جلب sözcüğü temelde bir nesneyi bir yerden başka bir yere sevk etmek ya da sürmek anlamına gelir. İf'al babındaki formu olan (أجْلَبَ) zorla bir yere doğru sevk etmek için bağırmak / haykırmaktır.(Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sadece 2 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri cilbab, celb ve celeptir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اسْتَفْزِزْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Müşterek ism-i mevsûl مَنِ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اسْتَطَعْتَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اسْتَطَعْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf hale mütealliktir. Takdiri, استطعت أن تستفزّه منهم (Onları kışkırtabildin) şeklindedir.
بِصَوْتِكَ car mecruru اسْتَفْزِزْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَجْلِبْ fiili, atıf harfi وَ ile اسْتَفْزِزْ ’e matuftur.
اَجْلِبْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَلَيْهِمْ car mecruru اَجْلِبْ fiiline mütealliktir. بِخَيْلِ car mecruru اَجْلِبْ ’deki failinin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
رَجِلِكَ atıf harfi وَ ’la خَيْلِكَ ’ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شَارِكْهُمْ fiili atıf harfi وَ ile اَجْلِبْ ’e matuftur. شَارِكْهُمْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْاَمْوَالِ car mecruru شَارِكْهُمْ fiiline mütealliktir. الْاَوْلَادِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
اسْتَفْزِزْ fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi فزز ’dir.
اسْتَطَعْتَ fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fil istif’âl babındadır. Sülâsîsi طوع ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.
اَجْلِبْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi جلب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
شَارِكْهُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik - ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَعِدْهُمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً
Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ile شَارِكْهُمْ ’e matuftur. عِدْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعِدُهُمُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الشَّيْطَانُ fail olup damme ile merfûdur.
اِلَّا hasr edatıdır. غُرُوراً masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri, إلّا وعدا غرورا (Sadece gurur vadederek) şeklindedir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ وَعِدْهُمْۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayet emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap İblistir. Ayet mekulü’l kavl makamında olup İblise ikinci emirdir.
اسْتَفْزِزْ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنِ ’in sıla cümlesi olan اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
بِصَوْتِكَ izafeti, İblise ait zamire muzâf olan صَوْتِ için tahkir ifade eder.
Aynı üslupta gelen وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ cümlesi, وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ ve وَعِدْهُمْ cümleleri, atıf harfi وَ ‘ la makabline hükümde ortaklık sebebiyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla evlat ve mallar, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü evlat ve mallar hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
الْاَمْوَالِ ve الْاَوْلَادِ kelimeleri arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
İblisin insanlara yapacaklarının onları kışkırtmak, onların mallarına ve evlatlarına ortak olmak, onlara vaatlerde bulunmak şeklinde sayılması taksim sanatıdır.
İblis’in mallarına ve evlatlarına ortak olması, haramdan mal kazanıp biriktirmeye ve uygun olmayan şekilde tasarruf etmeye onları sevk etmek ve haram yoldan çocuk sahibi olmaya, çocuklara, Abduluzza /Uzza’nın kulu gibi şirk ifade eden isimleri takmaya onları teşvik etmek ve onları batıl dinlere, kötü mesleklere ve çirkin fiillere sevk ederek kendilerini saptırmak demektir. İblisin onlara vaatlerde bulunması da ilâhların şefaati, atalarının faziletine güvenmeleri ve emel besleyerek tövbeyi tehir etmeleri gibi boş vaatlerde bulunması demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً
Hal olan cümle وَ ’la gelmiştir. Kasırla tekit edilmiş cümle, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Nefiy harfi مَٓا ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. يَعِدُهُمُ maksûr/sıfat, غُرُوراً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil başka mef'ûllere değil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur.
Yani şeytanın onlara olan vaadi, aldanıştan başka birşey değildir.
وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ ifadesinde şeytanın isminin müstetir zamir olarak gelmeyip de açık olarak gelmesi, bu itirazî cümlenin müstakil bir cümle olmasındandır. Nitekim eğer onda başka cümleye dönen bir zamir bulunmuş olsaydı, nesrin içerisine nazmın uygunsuz bir şekilde dahil edilmesi gibi bir durum gerçekleşmiş olacaktı. Öyle ki söz konusu cümle, ayetin akışına uygun olarak devam edegeldiğinden, onun parçalarından olmayan bir zamirin buraya dahil edilişi, dilsel anlamda uygun olmayacaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
غُرُوراً, mef’ûlü mutlaktan naib sıfattır. Yani إلّا وعدا غرورا… (Sadece gurur vaadi) demektir.
عِدْهُمْ ve مَا يَعِدُهُمُ kelimeleri arasında iştikak cinası, tıbâk-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
شَارِكْهُمْ - يَعِدُهُمُ kelimeleri arasında muhataptan gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
Şeytan muhatap konumundayken gaib konumda bahsedilerek iltifat yapılmıştır.
Ayette geçen غُرُوراً, yanlışa doğru havası vererek süslemektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Şeytanın, aldatacağı kimselere musallat olurken ki durumunun, düşmanların kökünü kesmek için askerlerine komut veren bir komutana benzetildiği bu ayetin tefsirinde müfessirimiz şu açıklamaları yapar: Ayetteki ifade temsil kabilinden olabilir. Bu durumda aldatacağı kimseye musallat olma hususunda şeytanın hali, nara atarak bir kavmi yerlerinden eden ve askerleriyle birlikte haykırarak onların köklerini kazıyan bir akıncıya benzetilmiştir.
Bu temsilde şeytanın aldatacağı insanlara tasallutu, onları idare etmesi, onlara vesvese vermesi ve saptırması müşebbeh, haykırarak onları yurtlarından çıkarması, süvarileri ve piyadeleriyle onlara hücum etmesi müşebbehün bih, bu kimselerin onun hükmüne boyun eğmeleri ve kendilerinden murad ettiği şeyleri yapmaları vech-i şebehtir (benzetme yönü). Bu durumda her iki taraf ve vech-i şebeh mürekkeb olduğu için bu temsil, istiare-i temsiliyyedir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)