يَوْمَ نَدْعُوا كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْۚ فَمَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَقْرَؤُ۫نَ كِتَابَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلاً ٧١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَوْمَ | gün |
|
| 2 | نَدْعُو | çağırdığımız |
|
| 3 | كُلَّ | her |
|
| 4 | أُنَاسٍ | milleti |
|
| 5 | بِإِمَامِهِمْ | imamıyla |
|
| 6 | فَمَنْ | kimlerin |
|
| 7 | أُوتِيَ | verilirse |
|
| 8 | كِتَابَهُ | Kitabı |
|
| 9 | بِيَمِينِهِ | sağından |
|
| 10 | فَأُولَٰئِكَ | işte onlar |
|
| 11 | يَقْرَءُونَ | okurlar |
|
| 12 | كِتَابَهُمْ | Kitaplarını |
|
| 13 | وَلَا | ve |
|
| 14 | يُظْلَمُونَ | haksızlığa uğratılmazlar |
|
| 15 | فَتِيلًا | en ufak |
|
يَوْمَ نَدْعُوا كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْۚ
Zaman zarfı يَوْمَ , takdiri أذكر olan mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. نَدْعُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
نَدْعُوا fiili و üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. كُلَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اُنَاسٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. بِاِمَامِ car mecruru نَدْعُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَمَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اُو۫تِيَ şart fiili olup, fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. كِتَابَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بِيَم۪ينِ car mecruru اُو۫تِيَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُو۫تِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاُو۬لٰٓئِكَ يَقْرَؤُ۫نَ كِتَابَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلاً
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. يَقْرَؤُ۫نَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَقْرَؤُ۫نَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. كِتَابَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُظْلَمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. فَت۪يلاً masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:
1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَوْمَ نَدْعُوا كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zaman zarfı يَوْمَ , takdiri اذكر (Zikret) olan mahzuf fiile mütealliktir.
Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrur olan نَدْعُوا كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap ise insanlardır.
اُنَاسٍ ‘deki nekrelik cins ve kesret ifade eder.
بِ harf-i ceri tadiye içindir. Çünkü نَدْعُوا fiili بِ harf-i ceri ile tadiye olur. (Âşûr, Et-Tahrîr ve’t-Tenvîr)
يَوْمَ نَدْعُوا [Hatırla o günü ki çağırırız] ifadesi gizli bir أذْكُرْ emriyle mansubdur ya da وَلَا يُظْلَمُونَ cümlesinin gösterdiği mananın zarfıdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Burada insanların dünyadaki hallerine ve amellerine göre ahirette de hallerinin değişik olacağı beyan edilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْۚ [Her insanı imamı ile çağırırız]: İmam, namazda insanların önüne geçip onlara namaz kıldırandır. Burada “amel defteri” için müstear olarak kullanılmıştır. Çünkü amel defteri, kıyamet gününde insanla beraber olacak ve onun önünde geçecektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Hasan el-Basrî'ye göre bu tabirin manası, “Allah herkesi, içinde amellerinin yazılı olduğu kitaplarıyla, (amel defterleriyle) çağırır.” şeklinde olur. Kitaba imam denmesinin delili, “Biz her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır.” (Yasin Suresi, 12) ayetidir. Böylece Cenab-ı Hakk bu ayette, kitaba, imam adını vermiştir. Bu görüşe göre bu ifadenin başındaki بِ harf-i ceri, مع (beraber) anlamında olup kelamın takdiri, “Biz herkesi, yanlarında kitapları olduğu halde çağırırız.” şeklinde olur. Bu, senin tıpkı “Onu (hayvanı) ona, boynundaki ipiyle beraber ver.” demen gibidir. Yani “Boynunda ipi olduğu halde ver.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَمَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَقْرَؤُ۫نَ كِتَابَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلاً
Cümle atıf harfi فَ ile istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Şart üslubunda gelen cümlede müşterek ism-i mevsûl مَنْ mübtedadır. Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi sonraki habere dikkat çekme kastına matuftur.
Sılası olan اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
بِيَم۪ينِه۪ car mecruru اُو۫تِيَ fiiline mütealliktir.
اُو۫تِيَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106)
Şart isimleri, ism-i mevsûller gibi umum ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 103)
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَاُو۬لٰٓئِكَ يَقْرَؤُ۫نَ كِتَابَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلاً , aynı zamanda, mübteda olan مَنْ ’in haberidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin, ism-i işaretle marife olması işaret edilenleri tazim amacına matuftur. اُو۬لٰٓئِك işaret ismi bu kişileri işaret ederek sanki gözümüzün önündeymiş gibi düşünmemizi ister. يَقْرَؤُ۫نَ كِتَابَهُمْ cümlesi haberdir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümleler şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cevap فَ ’sinden sonra ism-i işaret gelmesi, başkalarının değil onların kitaplarını okudukları konusunda uyarmak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelam olan وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلاً cümlesi يَقْرَؤُ۫نَ كِتَابَهُمْ cümlesine وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
يُظْلَمُونَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır.
فَت۪يلاً mahzuf mef’ûlu mutlaktan naib olarak sıfattır. Yani, ظلما قدر الفتيل demektir.
كِتَابَهُ - يَقْرَؤُ۫نَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr, كِتَابَ ’nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَت۪يلاً kelimesi, فتل masdarından فعيل vezninde ism-i mef'ûl manasındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلاً [İplik kadar haksızlığa uğramazlar.] cümlesinde istiare-i temsiliyye vardır. فَت۪يلاً, azlık için darb-ı mesel olarak kullanılır. Yani onların sevapları eksilmez. Hatta, çekirdeğin yarığındaki iplik kadar bile eksiltilmez. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
الظُّلْمُ kelimesi burada كِلْتا الجَنَّتَيْنِ آتَتْ أُكُلَها ولَمْ تَظْلِمْ مِنهُ شَيْئًا ayeti kerimesindeki gibi noksan bırakmama anlamında kullanılmıştır. Nitekim zulüm kelimesi ekseriyetle zulme uğrayan kişide mevcut olan bir takım şeylerin alınması anlamında kullanılmıştır. İşte bu şekilde o kişi bir noksanlığa uğrayacak olduğundan bu ifadedeki mecaz-ı mürsel kullanımı ortaya çıkmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Kitaplarını Sağdan Alanlar: Cenab-ı Hakk, “Artık kimin kitabı sağından verilirse onlar kitaplarını, en küçük haksızlığa uğratılmaksızın okuyacaklardır.” buyurmuştur. Keşşâf sahibi şöyle demiştir: مَنْ (her kim) lafzı, çoğul anlamında olduğu için, Cenab-ı Hakk cevabında اُو۬لٰٓئِكَ (onlar) buyurmuştur. الفتيل kelimesi, çekirdeğin yarısı üzerinde olan iplikçiğe denir. İnsan onu çıkarmak istediği zaman o büküldüğü için o iplikçiğe bu ad verilmiştir. Bu, önemsiz, basit, kıymeti olmayan şeyler hakkında getirilen bir “darb-ı mesel”dir. قِطمير (çekirdeği kaplayan ince zar; önemsiz şey) ve نقير (çekirdekten küçük oyuk) kelimeleri de darb-ı mesel olma hususunda bunun gibidir. Buna göre “Onların mükâfatları, çekirdeğin iplikçiği kadar dahi eksiltilmeyecek” şeklinde olur. Bunun bir benzeri de “Çünkü bunlar hiçbir surette haksızlığa uğratılmayarak…” (Meryem Suresi, 60) ve “O, ne artırılmak ne de eksiltilmekten endişe etmez…” (Ta-Ha Suresi, 112) ayetleridir. Mücâhid, İbni Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: الفتيل, insanın baş parmağını şehadet parmağına sürtmesi neticesinde ortaya çıkan kirdir. Bu kelime, الفتل masdarından fa'îl vezninde olmak üzere ism-i mef'ûl manasındadır.
Buna göre şayet “Sol ehli de kitaplarını okuduğu halde, kitabı okuma işi niçin sağ ehline tahsis edilmiştir?” denirse biz deriz ki: “Aradaki fark şudur: Sol ehli, kendi kitaplarını okuduklarında onun, helak edici büyük suçlar, son derece çirkin kötülükler ve büyük rezalet ve rüsvaylıklar kapsadığını görürler de böylece korku ve dehşet kalplerini kuşatır, dilleri ağırlaşır, bu sebeple de kitaplarını okuyamaz hale gelirler. Sağ ehline gelince onların durumları bunun tam tersi olduğu için hiç şüphe yok ki onlar kitaplarını en güzel ve ayrıntılı bir biçimde inceden inceye okurlar. Sonra onlar, sadece kendi okumalarıyla yetinmez; aksine o okuyan kimse, mahşerdekilere, ‘Alın, okuyun kitabımı’ (Hakka Suresi, 19) der. Böylece aradaki fark anlaşılmış olur. Allah en iyisini bilendir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)