وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِۜ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَل۪يلاً ٨٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَسْأَلُونَكَ | ve sana sorarlar |
|
| 2 | عَنِ | -tan |
|
| 3 | الرُّوحِ | ruh- |
|
| 4 | قُلِ | de ki |
|
| 5 | الرُّوحُ | Ruh |
|
| 6 | مِنْ |
|
|
| 7 | أَمْرِ | emrindendir |
|
| 8 | رَبِّي | Rabbimin |
|
| 9 | وَمَا | ve |
|
| 10 | أُوتِيتُمْ | size verilmemiştir |
|
| 11 | مِنَ | -den |
|
| 12 | الْعِلْمِ | ilim- |
|
| 13 | إِلَّا | dışında |
|
| 14 | قَلِيلًا | pek az bir şey |
|
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. يَسْـَٔلُونَكَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنِ الرُّوحِ car mecruru يَسْـَٔلُونَكَ fiiline mütealliktir.
قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَل۪يلاً
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي ’dir. قُلِ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
الرُّوحُ mübteda olup damme ile merfûdur. مِنْ اَمْرِ car mecruru mahzuf habere mütealliktir. رَبّ۪ي muzâfun ileyh olup, mukadder kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri ی muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ istînâfiyyedir. ما nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اُو۫ت۪يتُمْ sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
مِنَ الْعِلْمِ car mecruru اُو۫ت۪يتُمْ fiiline mütealliktir. اِلَّا hasr edatıdır. قَل۪يلاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُو۫ت۪ي fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi أتي ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
قَل۪يلاً ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir.
Ayetin ilk cümlesi müspet muzari fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber, ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
سأل fiili عَنِ harf-i ceriyle kullanıldığında sormak manasına gelir. Tazmin sanatıdır.
قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي
Beyani istinaf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي car mecruru, mahzuf habere mütealliktir. Haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَمْرِ رَبّ۪ي izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber, yine Rab ismine muzâf olması sebebiyle اَمْرِ şan ve şeref kazanmıştır.
الرُّوحُ kelimesinin zamir makamında zahir olarak tekrarının sebebi, konunun ruh olması hasebiyle dikkatlere sunup önemine işaret etmek olabilir. Bu tekrarda iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu ayette de müsnedün ileyh olan الرُّوحِ kelimesinin zikri; cümlenin manasını nefiste yerleştirir, rükunlarını kalpte toplar. İlaveten cümlede musiki açıdan bir ahenk oluşturur ki; hazf edildiğinde bu ahengin kaybolduğu görülür. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tefsircilerin bir çoğu مِنْ ’in beyaniye veya bazısı, bir kısmı manasına teb'iziye, emrin (işin) Rabbe izafetinin (Rab ile tamlama halinde bulunması) de bilginin tahsis edilmesi manasına olmak üzere şöyle tefsir etmişlerdir: “Ruh, ancak Rabbimin bileceği iştendir, ruhun hakikatı öyle şeylerdendir ki onunla ilgili bilgiyi Allah Teâlâ kendine tahsis etmiştir.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَل۪يلاً
وَ , istînâfiyyedir. Mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Nefiy harfi مَٓا ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. اُو۫ت۪يتُمْ maksûr/sıfat, قَل۪يلاً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil başka mef'ûllere değil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur. Kasr sayesinde, ruh hakkında az bir bilgi dışında hiç bir bilginin verilmediği vurgulu olarak ifade edilmiştir.
اُو۫ت۪يتُمْ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
قَل۪يلاً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.