İsrâ Sûresi 84. Ayet

قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلٰى شَاكِلَتِه۪ۜ فَرَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ اَهْدٰى سَب۪يلاً۟  ٨٤

De ki: “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 كُلٌّ herkes ك ل ل
3 يَعْمَلُ hareket eder ع م ل
4 عَلَىٰ üzerine
5 شَاكِلَتِهِ kendi karakteri ش ك ل
6 فَرَبُّكُمْ Rabbiniz ر ب ب
7 أَعْلَمُ daha iyi bilir ع ل م
8 بِمَنْ kimin
9 هُوَ o
10 أَهْدَىٰ en doğru ه د ي
11 سَبِيلًا yoldadır س ب ل
 
“Mizaç ve karakter” diye çevirdiğimiz şâkile kelimesi “tabiat, âdet, din, ahlâk, niyet, seciye” gibi mânalara gelir (Elmalılı, V, 3197). Buna göre âyet önemli bir psikolojik gerçeğe işaret etmektedir. Zira insan davranışlarının temeli, onun ruhsal yapısındaki psikolojik eğilimlerdir. Bu eğilimlerin oluşmasında insanın yaratılıştan sahip olduğu karakter yapısının yanında geniş anlamıyla eğitim öğretimin de tesiri vardır. Dinî inanç ve telakkilerle ahlâkî erdemler yahut erdemsizlikler de psikolojik eğilimlerin oluşması ve gelişmesinde iyi veya kötü yönde tesir eder. Bu durumda doğru yol, Allah’ın hükümleri çerçevesinde doğru bir eğitimden geçmiş; ruhî ve ahlâkî melekeleri, duygu ve düşünceleri, inanç, irade ve ahlâkı Allah’ın rızâsına uygun bir çizgide oluşmuş insanların tuttuğu yoldur. Sonuçta kullarının durumunu, yani –özellikle ebedî kurtuluş bakımından– kimin iyi yolda, kimin kötü yolda olduğunu en iyi Allah bilir. Onun için insanın temel kaygısı Allah’ın rızâsına uygun yaşamak, O’nun doğru diye tanımladığı yoldan gitmek olmalıdır.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 516
 

Şekele شكل :  Biçim ve şekil benzerliğine مُشاكَلَة denirken cinsiyetteki benzerlik نِدٌّ , keyfiyet/nitelik benzerliği ise شَبَه olarak adlandırılır. أشْكَلَة insanı bağlayan ihtiyaçtır ve istiare yoluyla bir işin müşkil olması hakkında da kullanılır.  (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de iki farklı isim olarak sadece 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri şekil, eşkal, müşkül, müşkilat, işkil, teşkil, teşkilat, teşekkül ve müteşekkildir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)     

 

قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلٰى شَاكِلَتِه۪ۜ

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.

Mekulü’l-kavli  كُلٌّ يَعْمَلُ ’dur.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

كُلٌّ  mübteda olup damme ile merfûdur. يَعْمَلُ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.  

يَعْمَلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلٰى شَاكِلَتِه۪  car mecruru  يَعْمَلُ  filine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

 

 فَرَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ اَهْدٰى سَب۪يلاً۟

 

İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

رَبُّكُمْ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اَعْلَمُ  haber olup damme ile merfûdur. مَنْ müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  اَعْلَمُ ’ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  هُوَ اَهْدٰى ’dır. Îrabdan mahalli yoktur.

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَهْدٰى  haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. سَب۪يلاً  temyiz olup fetha ile mansubdur.

Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.

Temyiz ikiye ayrılır: 1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez. Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَهْدٰى - اَعْلَمُ  kelimeleri ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلٰى شَاكِلَتِه۪ۜ فَرَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ اَهْدٰى سَب۪يلاً۟

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Ayette, mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  كُلٌّ يَعْمَلُ عَلٰى شَاكِلَتِه۪  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كُلٌّ  mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَعْمَلُ عَلٰى شَاكِلَتِه۪  cümlesi haberdir. Müsnedin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir.

Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.

Müsnedün ileyh olan  كُلٌّ , umum ifade etmesi için nekre gelmiştir veya muzâf olarak tevil edilir. Tenvin, muzâfun ileyhten ivazdır. Yani  كلّ امرئ (her kişi) demektir. 

Ayetin ikinci cümlesi olan  فَرَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ اَهْدٰى سَب۪يلاً۟ , atıf harfi  ف  ile mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyh, veciz ifade kastına binaen izafetle marife olmuştur.  رَبُّكُمْ  izafetinde, muzâfun ileyh olan  كُمْ  zamiri sebebiyle muhataplar şeref kazanmıştır.

Müsned olan  اَعْلَمُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ , harf-i cerle birlikte  اَعْلَمُ ’ya mütealliktir. Sılası olan  هُوَ اَهْدٰى سَب۪يلاً۟  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَعْلَمُ  ve  اَهْدٰى , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

سَب۪يلاً۟, temyizdir. Temyiz anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır. 

يَعْمَلُ - اَعْلَمُ  kelimeleri arasında iştikak cinası vardır.

اَهْدٰى - سَب۪يلاً۟  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bütün insanların kastedildiği  كُمْ  zamirinin Rab ismine izafeti, hak yolunda olsun olmasın bütün insanların, korunup gözetildiğini, ihtiyaçlarının giderildiğini, maişetlerinin karşılandığını işaret ediyor olabilir.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

شاكلة الانسان  ifadesinde istiare vardır. Çünkü burada  شاكلة  ile kastedilmeye en uygun olan anlam, -Allahu a’lem- “insanın ahlâkıyla uyuşan, tabiatına uygun düşen yol” dur ki bu, tali yol demek olan  شاكلة ’den türetilmiştir. Bunun çoğulu olan  شواكل, ana yoldan doğan tali yollar demektir. Burada sanki dünya ana yola benzetilmiş, oradaki insanların âdetleri, yaratılıştan getirdikleri tabiatları, hepsinin kendisine dönüp çıktığı o ana yoldan ayrılmış tali yollara benzetilmiş oluyor. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları)

كُلٌّ يَعْمَلُ عَلٰى شَاكِلَتِه۪  ifadesi kişinin, hidayet ve dalalet hususundaki durumunu belirleyen kendine has yol ve yöntemi demektir. Bu ifade  طريك ذو شواكل  (tali yollara ayrılan yol) (meseline) dayanır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Kur'an’daki Deyimler ve Zemahşerî’nin Keşşâf’ı)

شَاكِلَتِه۪  kelimesi tabiat, âdet, din, ahlak, niyet, mizaç ve yaratılış, birbirine benzeyen yollar gibi değişik fakat birbirine yakın manalarla tefsir edilmiş ise de en kapsamlı manası sonuncusudur. Yani herkes kendi durum ve mizacına uygun olan yolda hareket eder. Başka bir ifade ile özel hislerine göre iş yapar. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)