اَوْ تُسْقِطَ السَّمَٓاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفاً اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَب۪يلاًۙ ٩٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَوْ | yahut |
|
| 2 | تُسْقِطَ | düşürmelisin |
|
| 3 | السَّمَاءَ | gökten |
|
| 4 | كَمَا | gibi |
|
| 5 | زَعَمْتَ | zannettiğin |
|
| 6 | عَلَيْنَا | üzerimize |
|
| 7 | كِسَفًا | parçalar |
|
| 8 | أَوْ | yahut |
|
| 9 | تَأْتِيَ | getirmelisin |
|
| 10 | بِاللَّهِ | Allah’ı |
|
| 11 | وَالْمَلَائِكَةِ | ve melekleri |
|
| 12 | قَبِيلًا | karşımıza |
|
Kesefe كسف: Kendi başına sararma, kızarma ve kararma anlamına gelen كُسُوفٌ kelimesi ay ve güneşin geçici ve özel bir engel nedeniyle gizlenip örtünmelerini anlatan bir ifadedir. Aynı köke ait كِسْفَة ise bulut/pamuk gibi seyrek yapılı ve değişebilen cisimlerin bir parçası demektir, çoğulu كِسَف olarak kullanılır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de iki farklı isim formunda toplam 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli küsûftur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
اَوْ تُسْقِطَ السَّمَٓاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفاً اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَب۪يلاًۙ
Fiil cümlesidir. اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. تُسْقِطَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. السَّمَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
كَ harfi cerdir. مَا müşterek ism-i mevsûl كَ harf-i ceriyle mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri, إسقاطا كالذي زعمته (İddia ettiğin şeyi düşürerek) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası زَعَمْتَ عَلَيْنَا ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur.
زَعَمْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfudur. عَلَيْنَا car mecruru تُسْقِطَ fiiline mütealliktir. كِسَفاً hal olup fetha ile mansubdur. Muzâfı hazf edilmiştir. Takdiri; ذات كسف (Yoğunluk sahibi) şeklindedir.
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. تَأْتِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. بِاللّٰهِ car mecruru تَأْتِيَ fiiline mütealliktir. الْمَلٰٓئِكَةِ atıf harfi وَ ‘la lafza-i celâle matuftur. قَب۪يلاً lafza-i celâlin veya الْمَلٰٓئِكَةِ ‘nin hali olup fetha ile mansubdur.
اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُسْقِطَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi سقط ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
اَوْ تُسْقِطَ السَّمَٓاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفاً اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَب۪يلاًۙ
Ayet, önceki ayete muhayyerlik bildiren اَوْ atıf harfi ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İnanmayanların sözleri devam etmektedir. Bu ayette inanmak için iki istekte bulunuyorlar.
İlk cümle اَوْ تُسْقِطَ السَّمَٓاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفاً , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Teşbih harfi كَ ve mecrur mahaldeki masdar harfi مَٓا , harf-i cerle تُسْقِطَ fiiline mütealliktir.
Sıla cümlesi olan زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفاً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
كِسَفاً , mef’ûl olan السَّمَٓاءَ ‘den haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Aynı üslupla gelen اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَب۪يلاً cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle …تُسْقِطَ cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
الْمَلٰٓئِكَةِ , tezayüf nedeniyle بِاللّٰهِ car mecruruna atfedilmiştir.
قَب۪يلاً lafza-i celal ve meleklerden haldir. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.