اَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِنْ نَخ۪يلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الْاَنْهَارَ خِلَالَهَا تَفْج۪يراًۙ ٩١
اَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِنْ نَخ۪يلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الْاَنْهَارَ خِلَالَهَا تَفْج۪يراًۙ
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. لَكَ car mecruru تَكُونَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. جَنَّةٌ kelimesi تَكُونَ ‘nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
مِنْ نَخ۪يلٍ car mecruru جَنَّةٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. عِنَبٍ atıf harfi وَ ‘la نَخ۪يلٍ ‘e matuftur. تُفَجِّرَ fiili, atıf harfi فَ ile تَكُونَ ‘ye matuftur.
تُفَجِّرَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. الْاَنْهَارَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. خِلَالَهَا mekân zarfı تُفَجِّرَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تَفْج۪يراً mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
اَوْ ;Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:
1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir.Burada tekid için gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُفَجِّرَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi فجر ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِنْ نَخ۪يلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الْاَنْهَارَ خِلَالَهَا تَفْج۪يراًۙ
Bu ayette mütekellim olan inanmayanların, Peygamber Efendimize söyledikleri sözler devam ediyor. Ayet اَوْ atıf harfiyle …تَفْجُرَ لَنَا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكَ car mecruru, nakıs fiil كان ’nin mahzuf haberine mütealliktir. جَنَّةٌ , muahhar ismidir.
Bu takdimin sebebi جَنَّةٌ kelimesinin nekre gelerek nev ve kesret ifade etmesi olabilir.
مِنْ نَخ۪يلٍ ve ona temasül nedeniyle atfedilmiş عِنَبٍ , mübteda olan جَنَّةٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu kelimelerin tenkiri de kesret ve nev ifade eder.
فَتُفَجِّرَ الْاَنْهَارَ خِلَالَهَا تَفْج۪يراً cümlesi, atıf harfi فَ ile تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
تَفْج۪يراً , mef’ûlu mutlak olarak cümleyi tekid etmiştir.
Bahçenin özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır
جَنَّةٌ - نَخ۪يلٍ - عِنَبٍ - الْاَنْهَارَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
تُفَجِّرَ- تَفْج۪يراًۙ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. تُفَجِّرَ fiili تفعيل babındadır. Bu bab fiile kesret anlamı katar.
فَتُفَجِّرَ الْاَنْهَارَ خِلَالَهَا تَفْج۪يراًۙ [O bahçe gürül gürül ırmaklar akıtsın] ifadesinde üslubun güzelliğini artıran hoş bir seci sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ayette geçen ”ırmakları akıtmak’ tan maksat, sulama esnasında nehirleri içlerinden akıtmak veya nehirlerin devamlı akıtılmasıdır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l- Ezhân Min Rûhu-l Beyân)