اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ اَوْ تَرْقٰى فِي السَّمَٓاءِۜ وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتّٰى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَاباً نَقْرَؤُ۬هُۜ قُلْ سُبْحَانَ رَبّ۪ي هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَراً رَسُولاً۟ ٩٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَوْ | yahut |
|
| 2 | يَكُونَ | olmalı |
|
| 3 | لَكَ | senin |
|
| 4 | بَيْتٌ | bir evin |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | زُخْرُفٍ | altından |
|
| 7 | أَوْ | ya da |
|
| 8 | تَرْقَىٰ | çıkmalısın |
|
| 9 | فِي |
|
|
| 10 | السَّمَاءِ | göğe |
|
| 11 | وَلَنْ | ama asla |
|
| 12 | نُؤْمِنَ | inanmayız |
|
| 13 | لِرُقِيِّكَ | senin (göğe) çıkmana |
|
| 14 | حَتَّىٰ |
|
|
| 15 | تُنَزِّلَ | indirmedikçe |
|
| 16 | عَلَيْنَا | üzerimize |
|
| 17 | كِتَابًا | bir Kitap |
|
| 18 | نَقْرَؤُهُ | okuyacağımız |
|
| 19 | قُلْ | de ki |
|
| 20 | سُبْحَانَ | şanı yücedir |
|
| 21 | رَبِّي | Rabbimin |
|
| 22 | هَلْ | miyim? |
|
| 23 | كُنْتُ | ben |
|
| 24 | إِلَّا | başka bir şey |
|
| 25 | بَشَرًا | bir insan(dan) |
|
| 26 | رَسُولًا | elçi ol(arak gönderil)en |
|
Raqaye رقي : Fiil olarak رَقِيَ basamak ve/veya merdiveni tırmanıp çıkmak anlamına gelir. İftial babındaki formu da (إرْتَقَى) aynı manadadır. Bu fiile ait bir diğer mana da büyü, rukye ve efsun yapmaktır. Aynı köketen olan تَرْقُوَة kelimesi göğsün en üst kısmında nefesin çoktığı baş tarafına denir ve çoğulu تَراقِي şeklindedir. ( Bu kelimenin ( تَراقِي / تَرْقُوَة ) anlamının köprücük kemiği olduğu görüşü de vardır. Hazırlayanın notu) (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri terakkî, rukye ve Rukiye'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ اَوْ تَرْقٰى فِي السَّمَٓاءِۜ
İsim cümlesidir. اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. لَكَ car mecruru تَكُونَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. بَيْتٌ kelimesi يَكُونَ ‘nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. مِنْ زُخْرُفٍ car mecruru بَيْتٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. تَرْقٰى elif üzere mukadder fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. فِي السَّمَٓاءِ car mecruru تَرْقٰى fiiline mütealliktir.
اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتّٰى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَاباً نَقْرَؤُ۬هُۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
نُؤْمِنَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. لِرُقِيِّكَ car mecruru نُؤْمِنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. تُنَزِّلَ muzari fiilini gizli اَنْ ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, نُؤْمِنَ fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.
تُنَزِّلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. عَلَيْنَا car mecruru تُنَزِّلَ fiiline mütealliktir. كِتَاباً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. نَقْرَؤُ۬هُۜ cümlesi, كِتَاباً ‘nün sıfatı olarak mahallen mansubdur.
نَقْرَؤُ۬هُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُنَزِّلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
نُؤْمِنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قُلْ سُبْحَانَ رَبّ۪ي هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَراً رَسُولاً۟
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. سُبْحَانَ mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri; أسبح (tesbih ederim) şeklindedir.
رَبّ۪ي muzâfun ileyh olup mukadder kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَراً رَسُولاً۟ ‘dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
هَلْ istifham harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُ mütekellim zamiri كُنْتُ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. بَشَراً kelimesi كُنْتُ ‘nun haberi olup fetha ile mansubdur. رَسُولاً kelimesi بَشَراً ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ اَوْ تَرْقٰى فِي السَّمَٓاءِۜ
Ayet, atıf harfi اَوْ ile önceki ayete atfedilmiştir. Müşriklerin sözlerinin devamıdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Bu ayette isteklerini bildirdikleri ilk cümle olan اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ , nakıs fiil كَان ’ nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكَ car mecruru, nakıs fiil كان ’nin mahzuf haberine mütealliktir. بَيْتٌ , muahhar ismidir.
بَيْتٌ ’deki nekrelik, kesret, nev ve tazim ifade eder.
مِنْ زُخْرُفٍ , muahhar mübteda olan بَيْتٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
زُخْرُفٍ ve بَيْتٌ kelimelerindeki nekrelik kesret ve tazim ifade eder.
اَوْ تَرْقٰى فِي السَّمَٓاءِ cümlesi, atıf harfi اَوْ ile يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فِي السَّمَٓاءِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü gökyüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Sema, burada zarfa benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتّٰى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَاباً نَقْرَؤُ۬هُۜ
Cümle وَ ile تَرْقٰى فِي السَّمَٓاءِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya ve müfret muhatap zamirden cemî mütekellim zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
لَنْ edatıyla tekid edilmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. لَنْ muzariyi gelecek zamana taşır, asla manası verir ve tekid ifade eder.
لَنْ نُؤْمِنَ fiiline müteallik olan mecrur mahaldeki izafette رُقِيِّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَاباً نَقْرَؤُ۬هُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup, حَتّٰى ile نُؤْمِنَ fiiline mütealliktir.
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. تُنَزِّلَ fiiline müteallik عَلَيْنَا car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan كِتَاباً ’deki nekrelik, nev ifade eder.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan نَقْرَؤُ۬هُ cümlesi كِتَاباً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
تَرْقٰى - لِرُقِيِّكَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كِتَاباً - نَقْرَؤُ۬هُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
قُلْ سُبْحَانَ رَبّ۪ي هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَراً رَسُولاً۟
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir.
قُلْ ile mekulü’l-kavl arasındaki سُبْحَانَ رَبّ۪ي cümlesi, itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. سُبْحَانَ ifadesi, takdiri أسبّح (Tesbih ederim.) olan fiilin mef’ûlu mutlakıdır. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Veciz anlatım kastıyla gelen رَبّ۪ي izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَراً رَسُولاً۟ cümlesinde هَلْ istifham harfi nefiy manasındadır.
Cümle, nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
هَلْ ve اِلَّا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, müsned ve müsnedün ileyh arasında, كَان ‘nin ismi mevsûf/maksûr, بَشَراً sıfat/maksurun aleyh, olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.
رَسُولاً۟ , müsned olan بَشَراً ‘in sıfatıdır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Peygamberimizin, beşer bir resulden başka birşey olmadığını kesin bir üslupla belirtmiştir. Onların, mucize göstermesi gerektiği düşüncelerine ve onun bir peygamber olduğuna inanmamalarına karşılık, itiraziyye cümlesi ve kasr olmak üzere tekidli bir şekilde cevap verilmiştir. Hz. Peygamberin cevabında mezheb-i kelâmî sanatı vardır.
رَسُولاً۟ kelimesi بَشَراً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
يَكُونَ - كُنْتُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)