İsrâ Sûresi 94. Ayet

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰٓى اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَبَعَثَ اللّٰهُ بَشَراً رَسُولاً  ٩٤

İnsanlara hidayet (Kur’an) geldikten sonra onların iman etmelerine ancak, “Allah, bir beşeri mi peygamber olarak gönderdi?” demeleri engel olmuştur.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا ve
2 مَنَعَ alıkoyan şey م ن ع
3 النَّاسَ insanları ن و س
4 أَنْ
5 يُؤْمِنُوا iman etmekten ا م ن
6 إِذْ zaman
7 جَاءَهُمُ kendilerine geldiği ج ي ا
8 الْهُدَىٰ hidayet ه د ي
9 إِلَّا ancak
10 أَنْ
11 قَالُوا demeleridir ق و ل
12 أَبَعَثَ mı gönderdi? ب ع ث
13 اللَّهُ Allah
14 بَشَرًا bir insanı ب ش ر
15 رَسُولًا elçi olarak ر س ل
 
“Kurtuluş rehberi” diye çevirdiğimiz hüdâdan maksat vahiy bilgisidir (Taberî, XV, 166; Zemahşerî, II, 375). Bu âyetlerden anlaşıldığına göre putperestlerin Hz. Peygamber’e inanmamalarının bir sebebi de, onun melek benzeri bir varlık değil kendileri gibi bir insan olmasıydı. Halbuki onlar, peygamberlerin insan üstü olması gerektiğini düşünüyorlar; Allah’ın, peygamberleri insanların kendi varlık türlerinden göndermesindeki hikmeti anlayamıyorlardı. Eğer yeryüzünde melekler yaşasaydı iletişim kurabilmeleri için Allah onlara elçi olarak melek gönderirdi. Ama Allah insanlara peygamber olarak melek gönderseydi onu göremezler, kendi dilleriyle iletişim kuramazlar, sonuçta risâletin hedefi gerçekleşemezdi.
 
96. âyet, davet ve tebliğin bütün açıklığına, ikna ediciliğine rağmen müşriklerin red ve inkârda inat etmeleri, küstahça tavırlarını sürdürmeleri karşısında Peygamber’e güven telkin ederken inkârcılara da bu anlamsız tavırlarının Allah tarafından bilindiği hatırlatılarak bir defa daha uyarıda bulunulmaktadır.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 522
 

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰٓى اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَبَعَثَ اللّٰهُ بَشَراً رَسُولاً

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  مَنَعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. النَّاسَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  مَنَعَ  fiilinin ikinci mef’ûlu olarak mahallen mansubdur.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يُؤْمِنُٓوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِذْ  zaman zarfı, يُؤْمِنُٓوا  fiiline mütealliktir. جَٓاءَهُمُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْهُدٰٓى  fail olup mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir.  اِلَّٓا  hasr edatıdır. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  مَنَعَ  fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli,  اَبَعَثَ اللّٰهُ بَشَراً رَسُولاً ‘dir. قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

Hemze istifham harfidir.  بَعَثَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  للّٰهُ  fail olup damme ile merfûdur. بَشَراً  kelimesi, رَسُولاً ‘nin hali olup fetha ile mansubdur.  رَسُولاً  mef’ûlu bih olup fetha ile mansubdur. 

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُؤْمِنُٓوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰٓى اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَبَعَثَ اللّٰهُ بَشَراً رَسُولاً

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mazi fiil sıygasındaki cümle iki tekit hükmündeki kasrla tekid edilmiştir. Faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰٓى  cümlesi, masdar tevilinde,  مَنَعَ  fiilinin ikinci mef’ûlü konumundadır.

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

اِذْ , zaman zarfı,  يُؤْمِنُٓوا ‘ye mütealliktir. Zaman zarfı  اِذْ ’in muzâfun ileyhi olan  جَٓاءَهُمُ الْهُدٰٓى  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

جَٓاءَهُمُ الْهُدٰٓى  cümlesinde istiare sanatı vardır. Canlı varlıkların fiili olan  جَٓاءَ , hidayete isnad edilerek, hidayet, iradesi olan bir şahsa benzetilmiştir. Çünkü gelmek, gerçekte şahıslar için söz konusudur. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

جَٓاءَ  fiili, mecazi olarak dine çağrı manasında kullanılır. Onun tebliği, beklemedikleri bir gelişe, başka bir yerden gelen birinin halkın yanına girmesine benzetilir. Kur’an’da yaygın bir kullanımdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Tevbe/128)

Ayetteki ikinci masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  قَالُٓوا اَبَعَثَ اللّٰهُ بَشَراً رَسُولاً  cümlesi,  مَنَعَ  fiilinin faili konumundadır. 

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَبَعَثَ اللّٰهُ بَشَراً رَسُولاً  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Cümle istifham üslubunda gelmiş olsa da anlam itibariyle soru değil, istihza ve tahkir anlamı içermektedir. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazanması sebebiyle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Müşriklerin sözleri olan bu cümlede  بَشَراً , mef’ûl olan  رَسُولاً ’den mukaddem haldir. Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren ifadelerdir.

Mef’ûl olan  رَسُولاً ‘in tenkiri, cins ve tazim ifade eder. 

Birinci mef’ûl  النَّاسَ  ve ikinci mef’ûl olan masdar-ı müevvelin, fail konumundaki masdar-ı müevvele, konudaki önemine binaen takdim edilmesi takdim tehir sanatıdır.

Ayetteki nefiy harfi  مَا  ve istisna edatı  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır.  مَنَعَ , maksur/ sıfat, fail konumundaki masdar-ı müevvel, maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l- mevsûftur. Kasr, onların inanmama sebebini etkili, kesin bir üslupla ifade etmiştir.

اللّٰهُ  - رَسُولاً  ve  اَبَعَثَ - رَسُولاً  ve النَّاسَ -  بَشَراً  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayette mecazî isnad vardır. Onları inanmaktan men eden [Allah beşer bir peygamber mi gönderdi] şeklindeki tariz içeren sözleri  değil, bu sözün taşıdığı manaya uygun düşen fikirleridir. Yani, yanlış akıl yürütmeleridir.

Bu kelamdan murad, bu sözün bazılarından sadır olması ve diğer bazılarını imandan engellemesi demek değildir; fakat iman etmelerine engel olan, bu sözü söylemelerini gerektiren hepsine şamil inançtır. Bunun söz olarak ifade edilmesi, bunun, ağızlarından çıkan mücerret bir söz olduğunu, hiçbir anlamı ve delili olmadığını bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

النَّاسَ ‘deki marifeliği istiğrak ifade ettiği aşikârdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)