Kehf Sûresi 101. Ayet

اَلَّذ۪ينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِكْر۪ي وَكَانُوا لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعاً۟  ١٠١

O gün cehennemi; gözleri Zikr’ime (Kur’an’a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kâfirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!  (100 - 101. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ onlar ki
2 كَانَتْ idi ك و ن
3 أَعْيُنُهُمْ gözleri ع ي ن
4 فِي içinde
5 غِطَاءٍ perde غ ط و
6 عَنْ karşı
7 ذِكْرِي beni anmaya ذ ك ر
8 وَكَانُوا ve idiler ك و ن
9 لَا
10 يَسْتَطِيعُونَ tahammül edemez ط و ع
11 سَمْعًا (Kur’an’ı) dinlemeğe س م ع
 
Dünya ölçüleriyle mahiyeti kavranamayacak bir şey olan sûr, Allah’ın resulü tarafından boynuza benzetilmiştir. Sûra üflemekle görevli melek İsrâfil’dir. İki defa üfleyecek, birinci üfleyişte kâinattaki canlılar yok olacak, ikincisinde de bütün canlılar tekrar dirilecekler (bilgi için bk. En‘âm, 6/73) inkârları sebebiyle kalpleri kararmış olduğu için dünyada Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren deliller karşısında gözlerini ve kulaklarını kapayıp onları görmezden ve işitmezlikten gelenler âhirette cehennemle yüz yüze getirileceklerdir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 581
 

اَلَّذ۪ينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِكْر۪ي 

 

İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ  mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri;  هُمْ (Onlar) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası  كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانَتْ  nakıs, fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir.  اَعْيُنُهُمْ  kelimesi  كَانَتْ ‘in ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪ي غِطَٓاءٍ  car mecruru  كَانَتْ  ‘in mahzuf haberine mütealliktir.  

عَنْ ذِكْر۪ي  car mecruru  غِطَٓاءٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.


  وَكَانُوا لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعاً۟

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. لَا يَسْتَط۪يعُونَ  cümlesi,  كَانُوا ‘nun haberi olarak mahallen mansubdur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَسْتَط۪يعُونَ  fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. سَمْعاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

يَسْتَط۪يعُونَ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsîsi  طوع ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.

 

اَلَّذ۪ينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِكْر۪ي وَكَانُوا لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعاً۟

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemal-i ittisâldir. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ , takdiri  هم (Onlar) olan mahzuf mübtedanın haberidir. 

Bu takdire göre sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Haber konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olann  كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِكْر۪ي , nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif vardır.  ف۪ي غِطَٓاءٍ  car mecruru nakıs fiil  كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

عَنْ ذِكْر۪ي  car mecruru  غِطَٓاءٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اَلَّذ۪ينَ ‘nin mecrur olarak önceki ayetteki  لِلْكَافِر۪ينَ  için bedel veya sıfat olması da caizdir.

Veciz ifade kastına matuf  ذِكْر۪ي  izafetinde ذِكْر۪ ‘in Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması zikri tazim içindir.

ف۪ي غِطَٓاءٍ  ‘deki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen örtü, mazruf mesabesindedir. Gözler, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiş, örtünün bir zarf gibi gözleri sarıp sarmaladığı mübalağalı olarak ifade edilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Kelimedeki nekrelik, tasavvuru mümkün olmayan nev ve tahkir içindir.

‘Onların gözlerinin zikre karşı perdeli olması’ ifadesinde de istiare sanatı vardır. Zikir, gözle görülebilen maddi bir varlık yerine konmuştur. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Önceki ayetteki  عَرَضْنَا ‘daki azamet zamirinden,  ذِكْر۪ي  kelimesinde müfred mütekellim zamirine iltifat sanatı vardır.

Ayetin son cümlesi olan  وَكَانُوا لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعاً۟ , atıf harfi وَ ‘la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعاً۟  cümlesi, müsneddir.

كَانَ  ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

Mef’ûl olan  سَمْعاً۟ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik kıllet ve umum ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, selbin umumuna işarettir.

سَمْعاً۟ - اَعْيُنُهُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

كَانَتْ - كَانُوا  kelimeleri arasında, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِكْر۪ي  [Benim zikrime karşı gözleri kapalı idi] cümlesinde de istiare vardır. Yani bakıyorlar, ibret almıyorlar, kendilerine evrenle ilgili deliller gösteriliyor, iman etmiyorlar. Gerçekte gözleri örtülü ve kapalı değildir. Temsil yoluyla böyle denilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

عَنْ ذِكْر۪ي  derken  عَنْ  harf-i ceri mücaveze içindir. Yani zikrimle husule gelen şeyi görmeye kapalıydı demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu kelam, onların gözle görülen apaçık ayetler karşısındaki körlüklerini de işitme ile ilgili delillerden yüz çevirmelerini de temsili olarak ifade etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)