اَفَحَسِبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَاد۪ي مِنْ دُون۪ٓي اَوْلِيَٓاءَۜ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلاً ١٠٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَفَحَسِبَ | mi sandılar? |
|
| 2 | الَّذِينَ | o |
|
| 3 | كَفَرُوا | inkarcılar |
|
| 4 | أَنْ |
|
|
| 5 | يَتَّخِذُوا | kendilerine edineceklerini |
|
| 6 | عِبَادِي | kullarımı |
|
| 7 | مِنْ |
|
|
| 8 | دُونِي | benden ayrı olarak |
|
| 9 | أَوْلِيَاءَ | veliler (dost) |
|
| 10 | إِنَّا | şüphesiz biz |
|
| 11 | أَعْتَدْنَا | hazırladık |
|
| 12 | جَهَنَّمَ | cehennemi |
|
| 13 | لِلْكَافِرِينَ | kafirlere |
|
| 14 | نُزُلًا | konak olarak |
|
اَفَحَسِبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَاد۪ي مِنْ دُون۪ٓي اَوْلِيَٓاءَۜ
Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. فَ istînâfiyyedir. حَسِبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُٓوا ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.
كَفَرُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَتَّخِذُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عِبَاد۪ي mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْ دُون۪ٓي car mecruru اَوْلِيَٓاءَ ‘ye mütealliktir. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَوْلِيَٓاءَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَوْلِيَٓاءُ kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَّخِذُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلاً
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamir اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَعْتَدْنَا cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَعْتَدْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. جَهَنَّمَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Gayr-i munsariftir. لِلْكَافِر۪ينَ car mecruru نُزُلاً ‘nin mahzuf haline mütealliktir. نُزُلاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَعْتَدْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi عتد ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَلْكَافِر۪ينَ , sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَفَحَسِبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَاد۪ي مِنْ دُون۪ٓي اَوْلِيَٓاءَۜ
Hemze istifham harfi, فَ istînâfiyyedir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle, istifham üslubunda olmasına rağmen soru manası taşımayıp kınama ve alay anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayette tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyhin, ism-i mevsûlle gelmesi bahsi geçen kişileri tahkir ifade eder.
حَسِبَ fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan كَفَرُٓوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَتَّخِذُوا عِبَاد۪ي مِنْ دُون۪ٓي اَوْلِيَٓاءَۜ cümlesi, masdar teviliyle حَسِبَ fiilinin iki mef’ûlü konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. مِنْ دُون۪ٓي car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan اَوْلِيَٓاءَۜ ‘ye takdim edilmiştir.
Allah Teâlâ’ya ait zamirin muzâfun ileyh olduğu, veciz ifade kastına matuf دُون۪ي izafeti, gayrının tahkiri içindir.
Mef’ûl olan اَوْلِيَٓاءَ ’deki nekrelik de tahkir ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Burada, "kullarım" kelimesinden de anlaşıldığı gibi kâfirlerden murad, Allah'ın yegâne ve tek ilâh olduğunu inkâr edenlerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
عِبَاد۪ي lafzı, izafet şeklinde gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir. Bu izafette Allah Teâlâya ait zamire muzaf olan عِبَاد۪ , tazim edilmiştir.
Buradaki عِبَاد۪ي [kullarım] kelimesi hakkında birkaç görüş bulunmaktadır. Bununla, Hz. İsa (a.s)’ın ve meleklerin kastedildiği söylenmiştir. Yine, “Bunlar, kâfirlerin dost edinip kendilerine itaat ettikleri şeytanlardır” denilmiştir. Bunların putlar olduğu da söylenmiştir. Putlar, [“sizin gibi kullardır”] (Araf,194) ayetinde olduğu gibi; kullar olarak isimlendirilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
Yani benim yegâne ve tek ilâh olduğumu inkâr edenler, benden başka, benim idarem ve hakimiyetim altında (kullarım olan) melekleri, İsa ve Uzeyr (a.s)’ı, kendilerini benim azabımdan koruyacak mabut dostlar mı sandılar? Halbuki bu dostluk mümkün değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلاً
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1.)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin haberi olan اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلاً cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَعْتَدْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Ayetin başında müfred mütekellim zamiriyle hitap edilirken ikinci cümlede cemi mütekellim zamirine iltifat edilmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لِلْكَافِر۪ينَ car-mecruru, نُزُلاً ‘in mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلاً cümlesinde istiare sanatı vardır. اَعْتَدْ fiili, aslında güzel şeyler için kullanılır. Tehekkümî istiare yoluyla, kafirleri bekleyen akıbetin korkunçluğu için mübalağa yapılmıştır. ‘Vardır’ demek başka birşey, ‘hazırladık’ demek başka birşeydir. İkinci ifadede vurgu vardır. Hazırlık misafir için yapılır. Cehennemin onları misafir bekler gibi hazırlanarak beklediğini ifade eder.
كَفَرُٓوا - كَافِر۪ينَ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَعْتَدْنَا fiilinin ikinci mef’ûlü olan نُزُلاً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Kelimedeki nekrelik kesret ve nev ifade eder.
نُزُلاً ’de istiare vardır. Cehennemde bulunmak konuklanmaya, ikramlanmaya benzetilmiştir. Halbuki ikramlanmak hoşa giden bir şeydir. Burada ikramlanmak azap manasında müsteardır. Aralarındaki zıddiyet, tehekküm ve alay maksadıyla tenâsübe benzetilmiş. Câmi’, her ikisinde de insanın kendisi için hazırlanmış şeye kavuşmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Ayette, kâfirler için tehekküm (ince bir alay) vardır. Nüzul, misafire, geldiğinde verilen hafif ikram olduğu cihetle de bunun devamında çok büyük bir azap olduğuna bir tenbih söz konusudur. Devamındaki azap öyle büyüktür ki diğer azaplar ona nisbetle küçük kalır. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Bu kelam, o kâfirlere yapılan bu hazırlık, onların batıl zanları üzerine bina edilen küfürleri sebebiyle olduğunu ve onların, zanlarında hatalı olduklarını bildirmekte ve ayrıca onlarla istihza etmek anlamını da ifade etmektedir. Zira onları dost edinmeleri, kıyamet gününe azık ve diğer ihtiyaçlarını hazırlamak kabilindendir. Bu itibarla sanki şöyle denilmiştir: Biz, onların kendi nefisleri için hazırladıkları azık ve diğer ihtiyaçları yerine, kendileri için cehennemi hazırlamışızdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu kelamda, ziyafet (yolcu yemeği) kelimesinin kullanılması, cehennem azabının ötesinde de bunun örneği olduğu bir azap daha olduğuna imâ etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
نُزُلاً kelimesiyle ilgili iki görüş bulunmaktadır:
1) Zeccâc, "Bu kelime, gidilecek ve konaklanacak yer demiştir" demiştir.
2) Bu, "konaklayan misafirler için hazırlanmış yer" anlamındadır. Bunun bir benzeri de, ["Onları elim bir azap ile müjdele"] (Al-i imrân. 21) ayetidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)