وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحاًۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ ذٰلِكَ تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراًۜ۟ ٨٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَمَّا | ise |
|
| 2 | الْجِدَارُ | duvar |
|
| 3 | فَكَانَ | idi |
|
| 4 | لِغُلَامَيْنِ | çocuğun |
|
| 5 | يَتِيمَيْنِ | iki yetim |
|
| 6 | فِي |
|
|
| 7 | الْمَدِينَةِ | şehirde |
|
| 8 | وَكَانَ | ve vardı |
|
| 9 | تَحْتَهُ | altında |
|
| 10 | كَنْزٌ | bir hazine |
|
| 11 | لَهُمَا | onlara ait |
|
| 12 | وَكَانَ | ve idi |
|
| 13 | أَبُوهُمَا | babaları da |
|
| 14 | صَالِحًا | iyi bir kimse |
|
| 15 | فَأَرَادَ | istedi ki |
|
| 16 | رَبُّكَ | Rabbin |
|
| 17 | أَنْ |
|
|
| 18 | يَبْلُغَا | onlar (büyüyüp) ersinler |
|
| 19 | أَشُدَّهُمَا | güçlü çağlarına |
|
| 20 | وَيَسْتَخْرِجَا | ve çıkarsınlar |
|
| 21 | كَنْزَهُمَا | hazinelerini |
|
| 22 | رَحْمَةً | bir rahmet olarak |
|
| 23 | مِنْ |
|
|
| 24 | رَبِّكَ | Rabbinden |
|
| 25 | وَمَا |
|
|
| 26 | فَعَلْتُهُ | bunları yapmadım |
|
| 27 | عَنْ |
|
|
| 28 | أَمْرِي | ben kendiliğimden |
|
| 29 | ذَٰلِكَ | işte budur |
|
| 30 | تَأْوِيلُ | içyüzü |
|
| 31 | مَا | şeylerin |
|
| 32 | لَمْ |
|
|
| 33 | تَسْطِعْ | senin güç yetiremediğin |
|
| 34 | عَلَيْهِ | hakkında |
|
| 35 | صَبْرًا | sabırla |
|
وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحاًۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَمَّا şart harfi veya tafsil harfidir. Şart anlamında, cezmetmeyen edatlardandır. Daha önce geçen bir cümleyi genişleterek anlatmak için kullanılır. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)
İsim cümlesidir. الْجِدَارُ mübteda olup damme ile merfûdur. فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’in ismi müstetir olup takdiri هو ’dir. لِغُلَامَيْنِ car mecruru كَانَ ’in mahzuf haberine müteallik olup müsenna olduğu için nasb alameti ي ‘dir. يَت۪يمَيْنِ kelimesi لِغُلَامَيْنِ ’nin sıfatı olup müsenna olduğu için cer alameti ي ‘dir. فِي الْمَد۪ينَةِ car mecruru لِغُلَامَيْنِ ’nin mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir.
وَ atıf harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.
تَحْتَهُ mekân zarfı كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كَنْزٌ kelimesi كَانَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. لَهُمَا car mecruru كَنْزٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir.
وَ atıf harfidir. كَانَ nakıs mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.
اَبُوهُمَا kelimesi كَانَ ’nin ismi olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan ref alameti و ’dır. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. صَالِحاً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
Şart, tafsil ve tekid bildiren اَمَّا edatı, cevabının başındaki ف harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında ف harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَادَ fetha üzere mebni mazi fiildir. رَبُّكَ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَبْلُغَٓا fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur.
اَشُدَّهُمَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir يَسْتَخْرِجَا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. كَنْزَهُمَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
رَحْمَةً mef’ûlun lieclih olup fetha ile mansubdur. مِنْ رَبِّكَ car mecruru رَحْمَةً ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlün lieclihi ,fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. Mef’ûlün leh mansubdur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. 2 tür kullanımı vardır: 1) Harfi cersiz kullanımı. 2) Harfi cerli kullanımı. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَادَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
يَسْتَخْرِجَا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi خرج ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.
وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. فَعَلْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
عَنْ اَمْر۪ي car mecruru failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, مستقلّا أو منفردا (Müstakil veya münferid olarak) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ذٰلِكَ تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراًۜ۟
İsim cümlesidir. ذٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. تَأْو۪يلُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl مَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası لَمْ تَسْطِـعْ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
تَسْتَطِـعْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَلَيْهِ car mecruru تَسْتَطِـعْ fiiline mütealliktir. صَبْراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
تَسْتَطِـعْ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi طوع ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحاًۚ
Mütekellim Hz. Hızır, muhatap Musa’dır. (a.s) Ayet, 80. ayetteki … وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında lafzen ve manen ittifak mevcuttur.
Şart üslubundaki terkipte اَمَّا , şart, tafsil ve tekid edatıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olan اَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ , şart üslubunda geldiği halde haberi mana taşıması sebebiyle mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
الْجِدَارُ ‘nun mübteda olduğu cümlede, فَ karînesiyle gelen cevap cümlesi فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ haberdir.
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur لِغُلَامَيْنِ , nakıs fiil كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
يَت۪يمَيْنِ kelimesi, لِغُلَامَيْنِ için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
فِي الْمَد۪ينَةِ car-mecruru, لِغُلَامَيْنِ ‘nin mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَمَّا şart anlamı içeren bir harftir, bu yüzden de cevabı فَ ile birlikte gelir. Cümle içerisinde kullanılmasının anlama katkısı ise ilave bir tekid sağlamasıdır. Nitekim Zeyd’in gideceğini anlatmak istediğinde زَيْدٌ ذاهِبٌَ dersin. Ama bunu tekid ederek Zeyd’in mutlaka gideceğini ve gitmekte kararlı olduğunu belirtmek istediğinde; اما زيد مذاهب “Zeyd’e gelince mutlaka gidecek” dersin. Bu sebeple Sîbeveyhi bunun izahında; “Her ne olursa olsun Zeyd gidecektir.” demiştir. Bu izah iki fayda celb etmektedir; ilki onun tekid anlamı ihtiva etmesi, ikincisi de şart anlamı ihtiva etmesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl ; Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1, s. 421)
وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا cümlesi, atıf harfi وَ ‘la فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. تَحْتَهُ mekan zarfı, كَانَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. كَنْزٌ كَانَ ‘nin muahhar ismidir.
Mübtedanın nekre gelişi, kesret ve nev ifade eder.
لَهُمَا car-mecruru, كَنْزٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Aynı üslupta gelen وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحاًۚ cümlesi atıf harfi وَ ‘la … فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ cümlesine hükümde ortaklık sebebiyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
كَانَ ‘nin haberi olan صَالِحاًۚ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لِغُلَامَيْنِ - اَبُوهُمَا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
كَانَ fiilinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
İki çocuğun babalarının salih olduğunun, كَانَ ’nin dahil olduğu, isme isnad edilmiş haberle belirtilmesi, babanın bu vasfının onun ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gösterir.
كَانَ fiili, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgular ve ona dikkat çeker. (Râgıb el-İsfahânî,Müfredât)
فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ
Cümle, atıf harfi ف ile فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin Rab ismiyle gelmesi, Allah Teâlâ’nın Rububiyet vasfını öne çıkarmak, içindir.
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبُّكَ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan كَ zamiri dolayısıyla Hz. Musa şan ve şeref kazanmıştır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا cümlesi, masdar teviliyle اَرَادَ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ cümlesi, atıf harfi وَ ile masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ , amili اَرَادَ fiili olan mef’ûlün lieclihtir. Kelimedeki nekrelik kesret, nev ve tazim ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
مِنْ رَبِّكَۚ car-mecruru, رَحْمَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Rububiyet vasfını öne çıkarmak ve zihne yerleştirmek için zamir makamında zahir olarak tekrarlanan Rab isminde ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كَنْزَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Muzari fiiller hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
رَحْمَةً ’nin kelimesinin, اَرَادَ ’nin mef’ûlün lehi yahut mef’ûlü mutlakı olma ihtimali de vardır, çünkü hayır istemek de rahmettir. Mahzûfa müteallık olduğu da söylenmiştir ki takdiri şöyledir: فعلن ما فعلت رحمة من ربك (Yaptığımı Rabbinin merhameti için yaptım.) (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)
وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ cümlesine atfedilmiştir. Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
عَنْ اَمْر۪ي car mecruru failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, مستقلّا أو منفردا (Müstakil veya münferid olarak) şeklindedir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayetin başına atfedilen bu cümle kıssanın sonlandığına işaret eden beraat-i istihlal sanatıdır.
Daha sonra o zat, “Ben bunu kendiliğimden yapmadım.” yani “Bu işleri kendiliğimden, kendi görüşümle yapmadım, ancak Allah'ın emri ve vahyi ile yaptım. Çünkü insanların mallarını yaralamaya, kusurlu hale getirmeye ve kanlarını akıtmaya yeltenmek, ancak vahiyle ve kesin nass ile caiz olur.” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
ذٰلِكَ تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراًۜ۟
Ayetin son cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ذٰلِكَ mübtedadır. Müsnedün ileyh işaret ismiyle marife oluşu müsnedün ileyhe dikkat çekip net bir şekilde ortaya koymak içindir. İşaret ismi, işaret edileni, kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.
Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile anlatılanlara işaret edilmiştir. Açıklanan mana, ذٰلِكَ ile işaret edilerek, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Soyut manalar için kullanılan işaret isimleri mecaz ifade eder. Zattan mana ile haber verir. Zat, manaya dönüşmüştür. Bu; mübalağanın en kuvvetli şeklidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi 11)
Cümlenin müsnedi olan تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراًۜ۟ , izafet formunda gelmiş az sözle çok anlam ifade edilmiştir.
Muzâfun ileyh konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan لَمْ تَسْطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراًۜ۟ , menfi muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıla cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِ car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan صَبْراً ’e takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan صَبْراً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Kelimenin nekre gelişi kıllet ve nev ifade eder. Menfî siyakta nekre selbin umum ve şumûlüne işarettir.
مَا لَمْ تَسْطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراًۜ۟ ibaresi, 78. ayettekinin tekrarıdır. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
79-80-82. ayetlerde اَمَّا السَّف۪ينَةُ [Gemiye gelince] - اَمَّا الْغُلَامُ [Çocuğa gelince] اَمَّا الْجِدَارُ [Duvara gelince] şeklinde başlayan paragraflar arasında leff-i neşr-i müretteb sanatı vardır. Zira daha önce gemiye binmeleri, köleyi öldürmesi ve duvarı yapması anlatılmış, daha sonra bunlar aynı tertipte anlatılarak leff-i neşr-i müretteb sanatı yapılmıştır. Bu, edebi sanatlardandır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Üç ayette اَرَادَ fiillerinin failleri farklı gelmiştir. Bununla ilgili İmam Nesefi'nin bir açıklaması vardır: 1. فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا [Onu kusurlu kılmak istedim]; (اَرَدْتُ) (Kehf Suresi, 79) yaptığı iş zahiren ifsat olduğu için kendine nispet etmiştir.
2. Bu fiilde hem ifsat hem inam var, bu yüzden “istedik” demiştir. (اَرَدْنَٓا) (Kehf Suresi, 81)
3. Burada sırf inam var, ayrıca kulun kudretinin haricinde olduğu için اَرَادَ رَبُّكَ [Rabbin istedi] demiştir. (اَرَادَ ) (Kehf Suresi, 82) Bu üç meselede, nazar-ı dikkate alınan temel düstur; iki zarar çeliştiğinde, daha büyüğünü savuşturmak için daha küçüğünü üstlenmeyi gerektirir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)