Kehf Sûresi 86. Ayet

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماًۜ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً  ٨٦

Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 حَتَّىٰ nihayet
2 إِذَا ne zaman ki
3 بَلَغَ ulaştı ب ل غ
4 مَغْرِبَ battığı yere غ ر ب
5 الشَّمْسِ güneşin ش م س
6 وَجَدَهَا ve onu buldu و ج د
7 تَغْرُبُ batarken غ ر ب
8 فِي
9 عَيْنٍ bir gözede ع ي ن
10 حَمِئَةٍ kara balçıklı ح م ا
11 وَوَجَدَ ve buldu و ج د
12 عِنْدَهَا onun yanında da ع ن د
13 قَوْمًا bir kavim ق و م
14 قُلْنَا dedik ki ق و ل
15 يَا ذَا
16 الْقَرْنَيْنِ Zu’l-Karneyn ق ر ن
17 إِمَّا ya
18 أَنْ
19 تُعَذِّبَ azâb edersin ع ذ ب
20 وَإِمَّا veya
21 أَنْ
22 تَتَّخِذَ davranırsın ا خ ذ
23 فِيهِمْ kendilerine
24 حُسْنًا güzel ح س ن
 
“Kara bir balçık” diye tercüme ettiğimiz aynin hamietin tamlaması farklı iki okunuşa göre “siyah balçıklı göze, sıcak göze” anlamlarına gelir. Her iki kıraat da güneşin batışı esnasında okyanusta ve başka bazı denizlerde meydana gelen manzarayı tasvir eder. Buralarda, güneşin battığı noktada ya siyah balçıklı bir göze veya buharlaşmakta olan bir sıcak su gözesi görünümü meydana gelmektedir. Bu iki mânayı birleştirerek, “güneşi siyah balçıklı bir sıcak su gözesine batıyor gibi gördü”şeklinde bir mâna vermek de mümkündür.
 
 Yüce Allah, Zülkarneyn’i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve mânevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini elde edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O bu imkânları Allah yolunda kullanmak üzere cihad ve fütuhata çıktı. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn, batıda Atlas Okyanusu’na veya Karadeniz’e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkunda batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su gözesine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur’an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir.
 
 Tefsircilerin kanaatine göre Zülkarneyn’in sahilde karşılaştığı kavim inkârcı bir topluluk idi. O yüzden Allah Teâlâ onu, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek ve böylece iyilikle yola getirmek arasında serbest bıraktı.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 578
 

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ

 

حَتّٰٓى  ibtidaiyye harfidir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. بَلَغَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

بَلَغَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مَغْرِبَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  الشَّمْسِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, ibtidaiyye(başlangıç) edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette ibtidaiyye şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ 

 

Fiil cümlesidir.  وَجَدَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تَغْرُبُ  cümlesi, وَجَدَهَا ’deki mef’ûlun bihin hali olarak mahallen mansubdur.

تَغْرُبُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir.  ف۪ي عَيْنٍ  car mecruru  تَغْرُبُ  fiiline mütealliktir. حَمِئَةٍ  kelimesi  عَيْنٍ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

حَمِئَةٍ  kelimesi,  فعلة  vezninde sıfat-ı müşebbehe kalıbındandır. Aslı  حمئ ‘dır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماًۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَجَدَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.

عِنْدَهَا  mekân zarfı  وَجَدَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَوْماً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.


قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً

 

Fiil cümlesidir.  قُلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ ’dir. قُلْنَا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَا  nida harfidir. Münada olan  ذَا  muzâf olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti elif ’dir.  الْقَرْنَيْنِ  muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti  ي ‘dir. Nidanın cevabı  اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ ’dır.

اِمَّا  yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır. 

اَنْ  ve masdar-ı müevvel mübteda olarak mahallen merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri;  إمّا تعذيبك واقع بهم (Sana yaptıkları azabın onların başına gelmesi) şeklindedir.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تُعَذِّبَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.

وَ  atıf harfidir. اِمَّٓا  yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır. 

اَنْ  ve masdar-ı müevvel mübteda olarak mahallen merfûdur. Haber mahzuftur. Takdiri;  اتّخاذك حسنا فيهم واقع بهم  (Onların içinden sana iyi davrananlara iyi davranman…) şeklindedir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَتَّخِذَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.  ف۪يهِمْ  car mecruru  تَتَّخِذَ  fiilinin ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir. حُسْناً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اِمَّا ; yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır.  اِمَّا  ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. el-Mâlekî, talebî cümlelerden sonra kullanılan  اِمَّا  edatının tahyir ve ibaha, haberî cümlelerden sonra kullanılan  اِمَّا  edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)  

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تُعَذِّبَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عذب ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

تَتَّخِذَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماًۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette mütekellim Allah Teâlâdır.

Şart üslubundaki terkipte  حَتّٰٓى  ibtidâ harfi, اِذَا  şart manalı zaman zarfıdır. Cevaba müteallik  اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan  بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ  cümlesi şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ  cümlesi, وَجَدَهَا ’daki mef’ûlün halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

عَيْنٍ  ve mef’ûl olan  قَوْماً  ‘deki nekrelik muayyen olmayan cinse işaret eder.  حَمِئَةٍ  kelimesi  عَيْنٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Aynı üslupta gelen  وَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماً  cümlesi, atıf harfi  وَ  ile … وَجَدَهَا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عِنْدَهَا  mekan zarfı, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

وَجَدَ  fiilnin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مَغْرِبَ  - تَغْرُبُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

حَمِئَةٍ , çamurlu demektir,  حمنة البرُّ  deyiminden gelir ki kuyunun çamurlu olmasıdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

وَجَدَهَا ’daki  هَا  zamirinin neye raci olduğu hususunda iki görüş vardır: a) Güneşe (الشَّمْسِ) racidir. Zamirin müennes oluşu, الشَّمْسِ  kelimesinin müennes-i semaî oluşundan ötürüdür. Çünkü insan, güneşin orada battığını hayal edip öyle olduğunu zannedince, orada meskûn olan insanlar sanki güneşe yakın bir yerde oturmuş gibi olurlar. b) Kara bir balçık göze,  عَيْنٍ حَمِئَةٍ  ifadesine racidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

قَوْماً  kelimesinin nekre gelişi; onların inanç ve davranışları bilinmeyen, yabancı bir millet olduklarına işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قُلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir. 

قُلْنَا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. يَا  nida, ذَا الْقَرْنَيْنِ  münadadır. 

Tahyir harfi  اِمَّٓا ’nın dahil olduğu  اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ  cümlesi, nidanın cevabıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تُعَذِّبَ  cümlesi, masdar teviliyle mahzuf mübteda için haberdir. Takdiri; الجزاء تعذيبك لهم  [Sana azap etmelerinin cezası…] şeklindedir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اِمَّٓا : İki yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır.  اِمَّٓا  ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. el-Mâlekî talebî cümlelerden sonra kullanılan  اِمَّٓا  edatının tahyir ve ibâha, haberî cümlelerden sonra kullanılan  اِمَّٓا  edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Aynı üsluptaki  وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْن  cümlesi, nidanın cevabına atıf harfi  وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْن  cümlesi, masdar teviliyle mahzuf mübteda için haberdir. Cümlenin takdiri,  ااتّخاذك حسنا فيهم واقع بهم  (Senin onlar hakkında iyi niyetli olman, onların başına gelecek olanın ta kendisidir.) şeklindedir.

Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiiller hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تُعَذِّبَ  fiili  تفعيل  babındadır. Bu babın fiile kattığı anlamlardan en fazla kullanılanı kesrettir. 

تُعَذِّبَ  cümlesiyle  تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً  cümleleri arasında mukabele vardır.

وَجَدَ , اِمَّٓا , اَنْ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

تُعَذِّبَ - حُسْناً  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.