اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَاراًۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ ٩٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | اتُونِي | bana getirin |
|
| 2 | زُبَرَ | kütleleri |
|
| 3 | الْحَدِيدِ | demir |
|
| 4 | حَتَّىٰ | o kadar ki |
|
| 5 | إِذَا |
|
|
| 6 | سَاوَىٰ | aynı seviyeye getirince |
|
| 7 | بَيْنَ | arasını |
|
| 8 | الصَّدَفَيْنِ | iki dağın |
|
| 9 | قَالَ | dedi |
|
| 10 | انْفُخُوا | üfleyin! |
|
| 11 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 12 | إِذَا |
|
|
| 13 | جَعَلَهُ | onu sokunca |
|
| 14 | نَارًا | bir ateş haline |
|
| 15 | قَالَ | dedi |
|
| 16 | اتُونِي | getirin bana |
|
| 17 | أُفْرِغْ | dökeyim |
|
| 18 | عَلَيْهِ | üzerine |
|
| 19 | قِطْرًا | erimiş katran |
|
اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ
Fiil cümlesidir. اٰتُون۪ي fiili ن۪ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. زُبَر ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْحَد۪يدِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
حَتّٰٓى ibtidaiyye harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. سَاوٰى ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
سَاوٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بَيْنَ mekân zarfı سَاوٰى fiiline mütealliktir. الصَّدَفَيْنِ muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti ي ‘dir.
فَ karînesi olmadan gelen قَالَ انْفُخُواۜ cümlesi mukadder şartın cevabıdır.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, انْفُخُوا ’dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
انْفُخُوا damme üzere mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette ibtida şekindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتُون۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
سَاوٰى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi سوي ’dır.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَاراًۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ
حَتّٰٓى ibtidaiyye harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. جَعَلَهُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَعَلَهُ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. نَاراً ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı قَالَ اٰتُون۪ٓي ‘dir.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اٰتُون۪ٓي اُفْرِغ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اٰتُون۪ٓي fiili ن۪ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ karinesi olmadan gelen اُفْرِغْ fiili mukadder şartın cevabıdır. Takdiri; إن تأتوني قطرا أفرغه عليه (Bana bir parça getirirseniz üzerine dökün.) şeklindedir.
اُفْرِغْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَلَيْهِ car mecruru اُفْرِغْ fiiline mütealliktir. قِطْراً kelimesi اٰتُون۪ٓي fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُفْرِغْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi فرغ ‘dır.
اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ
Mütekellim Zülkarneyn, muhatap Yecüc ve Mecüc’den muzdarip karye halkıdır. Zülkarneyn’in sözlerinin devamı olan bu ayet, fasılla gelmiş isti’naf cümlesidir.
Ayetin ilk cümlesi emir üslubunda, talebî inşâî isnaddır.
زُبَرَ الْحَد۪يدِ tabiri ‘demir blokları ve parçaları’ demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
زُبَرَ kelimesi, زُبْرَ ’nin çoğuludur. زُبْرَ , büyük demir parçası demek olup Kamus'ta zikredildiği üzere örs manasına da gelir. Yani ‘’demir aletler ve takımlar ile demir kütlelerini, demir cinslerini getiriniz dedi’’, getirdiler. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesine müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ cümlesi şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ انْفُخُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan انْفُخُوا cümlesi, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
اِذَا harfi de manen ve lafzen mazi fiilin başına gelebilir. Burada ise istimrar ifadesi için mazi fiilin başına gelmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ sözü, öncesindeki lafzın hazfedildiğine işaret eder. Takdiri, “Demir çubukları ona getirdiler, onları dizdi ve iki yamacın arasını birleştirinceye kadar buna devam etti.” şeklindedir. Burada îcaz-ı hazif vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَاراًۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesine müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan جَعَلَهُ نَاراً cümlesi şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
نَاراًۙ ‘deki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ اٰتُون۪ٓي ,müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اٰتُون۪ٓي cümlesi, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
اٰتُون۪ٓي , حَتّٰٓى , اِذَا , قَالَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
جَعَلَهُ نَاراً [Onu bir ateş yaptı.] cümlesinde teşbih-i beliğ vardır. Sıcaklık ve şiddetli kırmızılık hususunda onu ateş gibi yaptı demektir. Benzetme edatı ve benzetme yönü ibareden kaldırılmış, böylece teşbih-i beliğ olmuştur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri إن تأتوني قطرا [Bana bir parça getirirseniz…] olan şart cümlesi mahzuftur.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ , hudus, teceddüt istimrar ifade eden, meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِ car-mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûl olan قِطْراًۜ ’e takdim edilmiştir.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قِطْراً ‘deki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
قِطْراًۜ - الْحَد۪يدِۜ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Sonraki ifadelerden anlaşıldığı için önceki cümleden قِطْراً kelimesinin hazf edilmesi ihtibâk sanatıdır.
İhtibâk bir belagat terimi olarak; “İkinci cümlede benzeri zikredilen kelime veya ifadenin birinci cümleden, birinci cümlede benzeri zikredilenin de ikinci cümleden hazf edilmesi” şeklinde tanımlanır. Buna göre ihtibâk, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
قِطْراً kelimesi, bakır eriyiğine denir; zira o, sıvı olup akar. Bu kelime اُفْرِغْ [üfleyeyim] fiilinin mef'ûlü olarak mansubdur ve takdiri de “Bana bakır eriyiği getirin de o bakır eriyiğini o demir parçalarının üzerine dökeyim.” şeklindedir. Ancak, birinci “demir eriyiği” kelimesi, ikincisi kendisine delalet ettiği için hazf edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)