Meryem Sûresi 12. Ayet

يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِياًّۙ  ١٢

(Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.  (12 - 14. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا يَحْيَىٰ Yahya
2 خُذِ tut ا خ ذ
3 الْكِتَابَ Kitabı ك ت ب
4 بِقُوَّةٍ kuvvetle ق و ي
5 وَاتَيْنَاهُ ve ona verdik ا ت ي
6 الْحُكْمَ hikmet ح ك م
7 صَبِيًّا çocuk iken ص ب و
 
Yahyâ’ya herhangi bir kitap indirilmemiş, ancak Hz. Mûsâ’ya indirilmiş olan Tevrat’ı iyi anlayıp onunla amel etmesi emredilmiştir. Şevkânî, Yahyâ’ya daha çocukken verilen hikmeti, “kendisine sımsıkı sarılması emredilen kitabı kavrama, dinî hükümleri anlama yeteneği” şeklinde açıklamış ve aynı kelimeye “ilim, bildiğiyle amel etme, peygamberlik, akıl” gibi anlamların da verildiğini belirtmiştir (III, 366).
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 591-592
 

Sabeve صبو :   صَبِيّ henüz ergenlik çağına erişmemiş kişidir.صَبَا - يَصْبُو fiili birine aşık olup sıbyan gibi davrandı demektir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 3 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)  Türkçede kullamım şekilleri sabî ve sübyan ve sabâ makamıdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ 

 

Mukadder sözün mekulü’l kavlidir. Takdiri, قال تعالى: يا يحيى.. şeklindedir.

يَا  nida harfidir. Münada  يَحْيٰى  müfred alem olup, elif üzere mukadder damme ile mebni mahallen mansubdur. Nidanın cevabı  خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ ‘dir. 

Fiil cümlesidir. خُذِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir zamir  أنت ‘dir. الْكِتَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  بِقُوَّةٍ  car mecruru  خُذِ  ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir. بِ  harf-i ceri mülâbese içindir.

بِ  harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık – bedel, istiane, zaman – mekân zarfı gibi manalar kazandırabilir. Ayette mülabese şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِياًّۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اٰتَيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْحُكْمَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. صَبِياًّۙ  mef’ûl olan zamirin hali olup fetha ile mansubdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰتَيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

صَبِياًّ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayetle önceki ayet arasında meskutun anh mevcuttur. Ayette îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Nida üslubunda, talebî inşaî isnad olan terkip, takdiri  قال  olan mahzuf fiilin mekulü’l-kavlidir. يَا nida harfi, يَحْيٰى  münadadır.

Nidanın cevabı olan  خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

خُذِ الْكِتَابَ [Kitabı tut] ifadesinde istiare sanatı vardır. Tut emri; emirlerini hakkıyla yerine getir, manasında müsteardır. Kitabın muhtevası elle tutulur maddi bir şeye benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

الْكِتَابَ , Tevrat’tan kinayedir.

بِقُوَّةٍۜ  car-mecruru,  خُذِ  emrindeki failinin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اخذ  müteaddi bir fiildir. Mef’ûlunü harf-i cersiz alır.  بِقُوَّةٍۜ ‘deki  بِ , ilsak manasında mef’ûlle fiilin birlikteliğine tekiddir.

بِقُوَّةٍ  ’deki nekrelik, kesret ve tazim ifade eder.

Cenab- Hakk’ın  بِقُوَّةٍ  [kuvvetle] ifadesiyle, o kitabı tutabilme manası kastedilmemiştir. Çünkü bu, herkesçe bilinen bir husustur. Binaenaleyh, bunu medh ve övgü ifade eden bir manaya hamletmek gerekir ki, bu da ciddiyet ve nübüvvet görevini hakkıyla yerine getirme hususunda sabretmektir. Bunun  neticesi de, emredilenleri kolayca yapmaya; nehyedilenlerden de kaçınmayı gerektiren bir melekenin, onda bulunmasını gerektirir. Onun nebi olduğunu gösteren, bu lafızdan başka uygun bir lafız da yoktur. Binaenaleyh bu lafzı, bu manaya hamletmek gerekir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

"Ey Yahya” dedik, (kitabı tut), Tevrat'ı (kuvvetle) tevfikimiz sayesinde ciddiyetle tut, ezberle ve onunla amel et. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)


 وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِياًّۙ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafat, S.107)  

اٰتَيْنَاهُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Mef’ûl olan  الْحُكْمَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

صَبِياًّ , mef’ûl zamirden haldir. Sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

خُذِ الْكِتَابَ - اٰتَيْنَاهُ  kelimeleri arasında muhataptan gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

الْحُكْمَ : Sayesinde başkasının aleyhine ve lehine mutlak manada hükmedilmeye elverişli olan şeydir. Bu ise ancak, nübüvvetle olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

İbn Abbas'a göre ayetteki  الْحُكْمَ [hüküm] kelimesi peygamberlik manasınadır. Allah onun peygamber olmasını istedi demektir. Peygamberliğin ”hüküm" diye isimlendirilmesi: Allah'ın daha çocukken Yahya'nın aklını sağlam yapması ve ona vahyetmesinden dolayıdır. Denildi ki, hükümden maksat hikmet, Tevrat'ı anlama ve dinde fakih olmaktır. Hüküm engel olmak demektir. Zalimi zulümden alıkoyduğu için hakime, engel olucu manasına hâkim denmiştir. Hikmet de insanı adilikten alıkoyan şey demektir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)