وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟ ١٥
وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَلَامٌ mübteda olup damme ile merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. يَوْمَ zaman zarfı سَلَامٌ ‘e mütealliktir. وُلِدَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. وُلِدَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
وَ atıf harfidir. يَوْمَ zaman zarfı سَلَامٌ ‘e mütealliktir. يَمُوتُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَمُوتُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
وَ atıf harfidir. يَوْمَ zaman zarfı سَلَامٌ ‘e mütealliktir. يُبْعَثُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُبْعَثُ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. حَياًّ naib-i failin hali olup fetha ile mansubdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki وَلَمْ يَكُنْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. عَلَيْهِ mahzuf habere mütealliktir.
Müsnedün ileyh olan سَلَامٌ , bu ayette nekra gelmiştir. Aslolan marife gelmesidir. Burada müsnedün ileyhin tenkiri, tazim ifade etmesinin yanında, onun özel bir nev olduğunun da işaretidir. “Öyle bir selamdır ki bilinenlerin hiç birisine benzemez” anlamı vardır.
سَلَامٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
وُلِدَ cümlesi, mahzuf habere müteallık olan zaman zarfı يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وُلِدَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Tezat sebebiyle يَوْمَ وُلِدَ izafetine atfedilen يَوْمَ يَمُوتُ izafetinde muzâfun ileyh cümlesi olan يَمُوتُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Aynı üslupta gelen وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟ izafeti, atıf harfi وَ ‘la önceki izafete atfedilmiştir. Muzâfun ileyh cümlesi olan يُبْعَثُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُبْعَثُ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
يَوْمَ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
وُلِد - يَمُوتُ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Selamın, Yahya (a.s)’a olduğu günlerin sayılması taksim sanatıdır.
حَياًّ۟ , naib-i failden haldir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Bu ayette سَلَامٌ kelimesinin nekre oluşu taklil içindir. Çünkü Allah tarafındandır. O’nun tarafından olan az birşey, aslında çok büyüktür. Başka hiçbir şeye ihtiyaç bırakmaz. Bunun için aynı sûrenin 33. ayetinde وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَياًّ [Ve selâm bana hem doğduğum gün, hem öleceğim gün, hem diri olarak ba‘s olunacağım, çıkarılacağım gün] (Meryem/33) aynı kelime marife olarak gelmiştir. Çünkü Allah tarafından değildir. Îsa’nın (a.s) sözüdür. Ama Kur’an-ı Kerîm’in diğer ayetlerinde ne zaman selâm kelimesi Allah’a izafe edildiyse nekre gelmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَيَوْمَ يَمُوتُ sözünde muzari fiille gelmesi ölenin halini zihinde canlandırmak içindir. Onun öldürülme hikâyesi, Kuran'da sadece özet olarak zikredilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)