يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِياًّ ٤٤
يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ
يَا nida harfidir. Münada olan اَبَتِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ ’dır.
Fiil cümlesidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْبُدِ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. الشَّيْطَانَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِياًّ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
الشَّيْطَانَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو ’dir. لِلرَّحْمٰنِ car mecruru عَصِياًّ ’e mütealliktir. عَصِياًّ kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Hz. İbrahim'in babasına söylediklerinin devamıdır. Nida üslubunda talebî inşaî isnaddır. Münada olan اَبَتِ ’de muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri mahzuftur. Bu mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Nidanın cevabı olan لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اَبَتِ kelimesindeki تِ , izafet ي 'sinden ivazdır, çünkü bedel ile kendisinden bedel yapılan kelime birarada bulunamayacağı için يَٓا أبتي denilmez; bazen elif, يَٓا ’dan bedel yapılarak يا أبتا denilir. Bu ifade yalnız yalvarmak için kullanılır, bunun içindir ki onu tekrar etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Âzer'in inancının batıl olduğunu ortaya koymada dayanılan hüccet, Hz. İbrahim’in ta ilk baştan söylediği ‘’İşitmez, görmez, sana hiçbir faydası olmaz şeylere niçin tapıyorsun’’, şeklindeki sözüdür. Sonraki sözleri ise bir korkutma (ikâz) ve onu o delillere sevk edecek (anlamasını sağlayacak) bir işaret gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
İbrahim (a.s) bu dört nasihatin her birinin başında “Babacığım” ifadesine yer vermiş, böylece ona yaklaşmak, onun şefkatini uyandırmak istemiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِياًّ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Müsned olan كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِياًّ cümlesi, nakıs fiil كَانُ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. لِلرَّحْمٰنِ car mecruru, ihtimam için amili كَانَ ’nin haberi olan عَصِياًّ ’e takdim edilmiştir.
رَّحْمٰنِ - الشَّيْطَانَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
عَصِياًّ - الشَّيْطَانَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Zamir makamında الشَّيْطَانَ ‘nin zahiren zikredilmesi, tahkir ifadesinin yanında şeytanın düşman olduğunu vurgulamıştır. Bu ifadede iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)
Ayetin إنَّهُ كانَ لِلرَّحْمَنِ عَصِيًّا şeklinde zamir yerine şeytanın isminin açıkça gelişi; haberin müsnedün ileyhe isnadını açıklamak ve muhatapta şeytana karşı olan nefreti artırmak içindir. Çünkü ismin açık bir şekilde zikredilişi onun iticiliğine dikkat çekilmesini sağlar ve bizatihi cümlenin kendisi başlı başına bir öğüt ve uyarı olur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Şeytanın diğer cinayetleri içinden Rabbine isyanı; zikre tahsis edilmiş, çünkü hepsinin temeli odur. Yahut onun isyanı, Hz. Âdem ile zürriyetine olan düşmanlığının neticesi olduğu içindir. Bu itibarla Hz. İbrahim'in bunu hatırlatması, babasının, şeytanın dostluk ve itaatinden kaçınmasını gerektirmektedir. Ayette Rahman isminin zikredilmesi, şeytanın isyanının şenaatini, göstermek, içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)