وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْماً مَقْضِياًّۚ ٧١
وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Atıf olması da caizdir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. مِنْكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اِلَّا hasr edatıdır. وَارِدُهَا muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَارِدُ sülâsi mücerredi ورد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْماً مَقْضِياًّۚ
İsim cümlesidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَلٰى رَبِّكَ car mecruru مَقْضِياًّ ’e mütealliktir. حَتْماً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. مَقْضِياًّ kelimesi حَتْماً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَقْضِياًّ ; sülâsî mücerredi قضي olan fiilin ism-i mef’ûludur.
وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur مِنْكُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Veciz ifade kastıyla gelen izafet formundaki وَارِدُهَا , muahhar mübtedadır.
Cümle, kasr üslubuyla tekid edilmiştir. Nefiy harfi اِنْ ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, haberle mübteda arasındadır. مِنْكُمْ sıfat/maksûr, وَارِدُهَاۚ , mevsûf/maksûrun aleyh, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur.
Müsnedün ileyh وَارِدُهَاۚ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Önceki ayetteki هُمْ zamirinden, bu ayette كُمْ zamirine iltifat edilmiştir.
Bu ayette, 68. ayetteki لَنَحْشُرَنَّهُمْ ve لَنُحْضِرَنَّهُمْ fiillerindeki gaib zamirden muhatap zamirine iltifat edilmiştir. Bu iltifat, gaib zamiri ile ne kastedildiği konusunda bir soru işareti olmaması ve tehdidin muhataba yönelerek daha etkili olması içindir.
الوُرُودُ ; asıl olarak sulamak için suyun başına gelmek demektir. Mecazen mutlak olarak vusûl manasında kullanımı yaygındır. Ancak mecazen الدُّخُولِ manasında kullanımı meşhur değildir. Bu manada kullanıldığına dair karîne gerekir. ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا cümlesi onların azap içinde ebediyen kalacakları tehdidini arttırır. Onların ateşe girmeleri bir zamanla sınırlı değildir. Muttakilerin yani müminlerin kurtuluşunu zikrederek, müşriklerin tehdidine müminlerin müjdesini eklemiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاِنْ مِنْكُمْ [İçinizde yoktur] وما منكم demektir ki gaibden muhataba geçilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْماً مَقْضِياًّۚ
Beyanî istinaf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümlenin ta’liliyye olduğu da söylenmiştir.
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَلٰى رَبِّكَ car mecruru, ihtimam için amili olan حَتْماً ’e takdim edilmiştir.
كَانَ ’nin haberi olan حَتْماً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبِّكَ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Önceki azamet zamirden bu ayette Allah’ın rububiyet vasfına dikkat çekmek için Rab ismine geçişte, iltifat sanatı vardır.
مَقْضِياًّ kelimesi حَتْماً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlıl
ığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
حَتْماً kelimesi, birisi birşeyi gerekli görüp vâcip kıldığı zaman söylenen deyimin masdarıdır. Buradaki masdar ism-i mefûl yani مَحتوم anlamındadır. Bu, Arapların tıpkı خلق الله (Allah'ın mahlûku) ve ضرب الاسير (esirin dövdüğü) demeleri gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)