قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ ٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 3 | أَنَّىٰ | nasıl olur? |
|
| 4 | يَكُونُ |
|
|
| 5 | لِي | benim |
|
| 6 | غُلَامٌ | oğlum |
|
| 7 | وَكَانَتِ | ve |
|
| 8 | امْرَأَتِي | karım da |
|
| 9 | عَاقِرًا | kısırdır |
|
| 10 | وَقَدْ | ve gerçekten |
|
| 11 | بَلَغْتُ | ben ulaştım |
|
| 12 | مِنَ |
|
|
| 13 | الْكِبَرِ | ihtiyarlığın |
|
| 14 | عِتِيًّا | son sınırına |
|
قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli رَبِّ ’dir.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ ’dur.
اَنّٰى istifham ismi, mekân zarfı olup غُلَامٌ veya ل۪ي ‘deki zamirin haline müteallik olup mahallen mansubdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يَكُونُ nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. ل۪ي car mecruru يَكُونُ ‘nün mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. غُلَامٌ kelimesi يَكُونُ ‘nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كان nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.
تْ te’nis alametidir. امْرَاَت۪ي kelimesi كَانَتِ ’nin ismi olup, mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَاقِراً kelimesi كَانَتِ ‘in haberi olup fetha ile mansubdur.
وَ haliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. بَلَغْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri تُ fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْكِبَرِ car mecruru بَلَغْتُ fiiline mütealliktir. عِتِياًّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli, Hz. Zekeriya’nın Rabbine seslenişidir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Nidanın cevabı olan اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda geldiği halde hayret ve şaşkınlık ifade eden cümle, soru manasından çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Sübut ve istimrar ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. İstifham ismi olan اَنّٰى , nakıs fiil كاَن ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. Takdim, soru isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir. Mahzuf habere müteallik ل۪ي car mecruru, ihtimam için غُلَامٌ ‘a takdim edilmiştir.
كاَن ‘nin ismi olan غُلَامٌ ‘daki nekrelik muayyen olmayan cins ifade eder.
Hal وَ ‘ıyla gelen ve ل۪ي ‘deki zamirden hal olan كَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan عَاقِراً , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ cümlesi ل۪ي ‘deki zamirden ikinci haldir. Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بَلَغْتُ fiiline müteallik مِنَ الْكِبَرِ car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan عِتِياًّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik, kesret ifade eder.
Hz. Zekeriya’nın sevinç ve şaşkınlığını belirten bu cümleler, lüzumiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
يَكُونُ - كَانَتِ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
غُلَامٌ - امْرَاَت۪ي kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Haberî isnad; asıl geliş sebebinden çıkıp da bu ayette olduğu gibi başka manalar ifade ettiği zaman hakiki mana ifade etmemiş olur. Bir kelamdan hakiki mana murad edilmediği zaman mecaz olur. Bu manalar; haberin lâzımı olduğu için, lüzumiyet alakası ile mecâz-ı mürsel mürekkeb olur. Bu mecaz-ı mürsel mürekkeb, haber cümlesinde olduğu gibi inşâ cümlesinde de olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Burada, Âl-i İmrân sûresindekinin aksine, Hz. Zekeriya, önce kendi karısının halini anlatmış, çünkü kendi hali, duası içinde zikredilmiştir. Burada daha önce zikredilene tamamlayıcı olarak dile getirilen, ihtiyarlığın en uzak mertebesine erişmesidir. Anılan surede ise, duasında kendi halini anlatmamaktadır. İşte onun için orada kendi halini, karısının halinden önce anlatmaktadır. Çünkü kendi halinin kusurlu olduğunu hemen anlatması daha münasip olmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)