Bakara Sûresi 107. Ayet

اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ  ١٠٧

Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَمْ
2 تَعْلَمْ bilmez misin? ع ل م
3 أَنَّ şüphesiz
4 اللَّهَ Allah
5 لَهُ onundur
6 مُلْكُ mülkü م ل ك
7 السَّمَاوَاتِ göklerin س م و
8 وَالْأَرْضِ ve yerin ا ر ض
9 وَمَا ve yoktur
10 لَكُمْ size
11 مِنْ
12 دُونِ başka د و ن
13 اللَّهِ Allah’tan
14 مِنْ hiçbir
15 وَلِيٍّ koruyucu و ل ي
16 وَلَا ve (ne de)
17 نَصِيرٍ bir yardımcı ن ص ر
 

Allah’ı dost edinmek, hayatımızda onu ‘Tek’ yapmak

6 dakika 50sn  https://youtu.be/QLM2s4tOL0E

O şeriatı da Allah getirdi, bu şeriatı da Allah getirdi, mülk onundur, başka kimsede böyle bir yetki yoktur.

 

اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

تَعْلَمْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, تَعْلَمْ  fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl أَنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ  cümlesi,  أَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَهُ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مُلْكُ السَّمٰوَاتِ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَرْضِ  atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur.

وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. لَكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ دُونِ  car mecruru  وَلِيٍّ ’nin mahzuf haline veya mahzuf habere mütealliktir. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنْ  harf-i ceri zaiddir. وَلِيٍّ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. 

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. نَص۪يرٍ  atıf harfi  وَ ‘ la makabline matuftur. 

وَلِيٍّ  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَص۪يرٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümlede hemze takriri istifham harfidir. Cümle menfî muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak inkâr ve uyarı anlamına gelmesi nedeniyle mecâz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca tecahülü arif sanatı söz konusudur.

Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır.

Takrirde muhatabın bildiği bir şey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ‘nin dahil olduğu  اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ  cümlesi, masdar teviliyle  تَعْلَمْ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

اَنَّ ’nin haberi olan  لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لَهُ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مُلْكُ السَّمٰوَاتِ  izafeti, muahhar mübtedadır. Cümlede müsnedün ileyhin izafetle marife olması, faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuftur.

وَالْاَرْضِ  kelimesi, tezat sebebiyle muzâfun ileyh olan  السَّمٰوَاتِ ’ye atfedilmiştir.

السَّمٰوَاتِ ’den sonra  الْاَرْضِ ’nın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir. 

السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

اَلَمْ تَعْلَمْ  [Bilmez misin ki] Peygamber 'e hitaptır. Maksat, O ve ümmetidir, çünkü arkasından "sizin için yoktur” buyurulmuştur. Yalnız Onu zikretmesi bunu en iyi bilenleri ve bilgilerinin kaynağı olmasındandır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl, Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Ayetteki  له  car mecruru, takdim edilerek tahsis ifade etmiştir. Yerlerin ve göklerin mülkü, Allah’a kasr edilmiştir. Hakiki kasr ve kasrı sıfat alel mevsuftur. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 871)

Bu ayet, önceki ayetin son cümlesi ile başladığı için aralarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ


وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  مَا لَكُمْ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Zaid  مِنْ  harfinin dahil olduğu  وَلِيٍّ  muahhar mübtedadır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Haberin mahzuf haline müteallik olan car mecrur  مِنْ دُونِ اللّٰهِ , ihtimam için mübtedaya takdim edilmiştir.

وَلَا نَص۪يرٍ  ibaresi, temasül nedeniyle  مِنْ وَلِيٍّ ‘e atfedilmiştir. نَص۪يرٍ ‘e dahil olan nefy harfi  لَا , olumsuzluğu tekit için gelmiş zait harftir.

نَص۪يرٍ  ve  وَلِيٍّ  ‘deki nekrelik nev ve kıllet ifade eder. Zaid  مِنْ  ve لَا  harfleri sebebiyle kelimeler “hiçbir” anlamı kazanmıştır. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işaret eder. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, olumsuz isim cümlesi ve zaid harfler sebebiyle tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تَعْلَمْ  fiilindeki müfred muhatap zamirinden  لَكُمْ ’deki cemi muhatap zamirine geçişte, iltifat sanatı vardır.

Veciz anlatım kastıyla gelen  دُونِ اللّٰهِ  izafeti, gayrının tahkiri içindir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مِنْ دُونِ اللّٰهِ  tabirinin, ‘Allah'tan gayrı’ ve ‘Allah'la beraber’ olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723) 

وَلِيٍّ - نَص۪يرٍ۟  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Birbirini takip eden iki cümlede de takdim edilmiş haber olarak gelen car mecrurun başında bulunan nafiye  مَا ’sıdır. Bu üslup çoğunlukla ihtisas ifade eder. Ancak burada ihtisas manası uygun olmaz, çünkü bu durumda “Allah’ın dışında dostlar edinmek sadece sizin için doğru değildir, yani başkaları için bir mahzur yoktur” gibi bir mana çıkar ki, Allah bizi bu manadan korusun. Çünkü ne onların ne de başkalarının Allah’tan başka dostu yoktur. Diğer taraftan mübteda olan  مِنْ وَلِيٍّ  sözünde, mübtedanın başına gelmiş zaid bir  مِنْ  harfi vardır, Bu da nefyin (olumsuzluğun) mümkün olan son sınıra kadar ulaştığını, yani mübalağa manası ifade eder. ‘Hiç’ manası kazandırır. Haber olan car mecrur ِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ  şeklindeki zaid bir  مِنْ  harfi taşıyan mübtedaya takdim edilmiştir. Dolayısıyla bu cümlede kelamın sevk edildiği amacı tekid eden birçok zaid harf vardır. Dolayısıyla Allah’ın dışında dost edinenlere olan gazabın şiddetine delâlet eden birçok şey söz konusudur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.200)

[Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.] cümlesindeki  مِنْ  harfi, olumsuzlamanın pekiştirilmesi içindir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 872)

“Ne de bir yardımcı” ifadesi de olumsuzlamaya atıftır ki eğer bunun başına  لَا  ifadesi gelmemiş olsaydı hem dostluğun hem de yardımın ikisinin bir arada onlardan olumsuzlandığı şeklindeki anlam müphemleşebilir ve bunlardan sadece birinin olumsuzlandığı vehmi ortaya çıkabilirdi. Bu yüzden [ne de bir yardımcı] ifadesi kullanılarak her ikisinin de kasıtlı olarak olumsuzlandığı belirtilmiş oldu.(Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

من دون الله  ve  ان الله  terkiplerinde zamir yerine Allah lafzının geti­rilmesi, ruhlardaki korku ve endişeyi artırmak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Bu cümlede üç anlam vardır: Allah’ın öfke ve azabına karşı uyarı, çünkü hiç kimse bundan koruyamaz. Başka bir gücün değil de doğrudan Allah’ın kendilerine dost ve yardımcı olduğunu ifade ederek müminlerin kalplerini teskin etmek. Müminleri överek ve müşrikleri kınayarak bu iki grubun hali arasında ayrım yapmak. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)