Bakara Sûresi 148. Ayet

وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلّ۪يهَا فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ اَيْنَ مَا تَكُونُوا يَأْتِ بِكُمُ اللّٰهُ جَم۪يعاًۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ  ١٤٨

Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلِكُلٍّ her (ümmetin) vardır ك ل ل
2 وِجْهَةٌ bir yönü و ج ه
3 هُوَ o(nun)
4 مُوَلِّيهَا yöneldiği و ل ي
5 فَاسْتَبِقُوا O halde koşun س ب ق
6 الْخَيْرَاتِ hayır işlerine خ ي ر
7 أَيْنَ nerede
8 مَا
9 تَكُونُوا olsanız ك و ن
10 يَأْتِ getirir ا ت ي
11 بِكُمُ sizi
12 اللَّهُ Allah
13 جَمِيعًا bir araya ج م ع
14 إِنَّ kuşkusuz
15 اللَّهَ Allah
16 عَلَىٰ üzerine
17 كُلِّ her ك ل ل
18 شَيْءٍ şey ش ي ا
19 قَدِيرٌ kadirdir ق د ر
 

وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلّ۪يهَا فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ


İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لِكُلٍّ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. وِجْهَةٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. هُوَ مُوَلّ۪يهَا  cümlesi, وِجْهَةٌ  'nün sıfatı olarak mahallen merfûdur. 

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. مُوَلّ۪يهَا  haber olup  ي  üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir. Takdiri, إذا أردتم معرفة الأصوب فاستبقوا (En doğruyu anlamak istediğinizde yarışın) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. اسْتَبِقُوا  fiili نَ ‘nun hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْخَيْرَاتِ  mef’ûlün bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.

وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلّ۪يهَا [Herkesin yöneldiği bir yön vardır.] Yani her kavmin yöneldiği bir kıble vardır. هُوَ مُوَلّ۪يهَا [Yöneldiği] ifadesindeki هُوَ  zamirinin, öncesinde geçen  لِكُلٍّ  ifadesine ait olması mümkündür. Çünkü bu kelime, çoğul anlamı taşısa da lafzen tekildir. Lafzından dolayı onunla ilgili ifadenin de tekil olarak anlaşılması mümkündür. ‘’Ona döner” yüzünü ona yöneltir demektir. هُوَ مُوَلّ۪يهَا  ifadesiyle kastedilenin Allah’ın bir ismi olması ve ayetin O’nun kullarını oraya [yönelmekte oldukları yöne] yönlendirdiği anlamına gelmesi de mümkündür. Çünkü yönlendirmek geçişli bir kelimedir. Birinci açıklamaya göre “yüz” kelimesi zamir ile [مُوَلّ۪يهَا ] şeklinde ifade edilmiş olur ve anlam [Herkes yüzünü ona döner.] şeklindedir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَبِقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi سبق ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

مُوَلّ۪ي  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اَيْنَ مَا تَكُونُوا يَأْتِ بِكُمُ اللّٰهُ جَم۪يعًاۜ 

 

اَيْنَمَا  şart manalı iki fiili muzariyi cezm eden mekân zarfı olup, tam fiil olan تَكُونُوا  fiiline mütealliktir. Veya تَكُونُوا 'nin mahzuf haberine müteallıktır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. تَكُونُوا 'nün dahil olduğu fiil cümlesi şart cümlesidir.

تَكُونُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Tam fiil olarak amel eder.

فَ  karînesi olmadan gelen  يَأْتِ بِكُمُ  cümlesi şartın cevabıdır. 

يَأْتِ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. بِكُمُ  car mecruru  يَأْتِ  fiiline mütealliktir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. جَم۪يعًا  hal olup fetha ile mansubdur.

اَيْنَمَا  edatın sonundaki  مَا  yalnız şart edatı olduğu zaman gelir. Soru edatı olduğu zaman gelmez. İrabı devamlı mekân zarfı yani cevabının mef’ûlü fihidir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar) 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

اللّٰه  lafza-i celâl  اِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَلٰى كُلِّ  car mecruru  قَد۪يرٌ  ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. شَيْءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. قَد۪يرٌ  kelimesi,  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

قَد۪يرٌ  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلّ۪يهَا 

 

و , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلّ۪يهَا  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  وِجْهَةٌ , muahhar mübtedadır. Müsnedün ileyhin nekre gelmesi tazim ve kesret ifade etmiştir.

وَلِكُلٍّ ’deki tenvin mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır. Muzafun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

هُوَ مُوَلّ۪يهَا  cümlesi,  وِجْهَةٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

مُوَلّ۪ي  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Genelde muzâf olarak gelen  كُلٍّ ’deki tenvin muzâfun ileyhin hazfına işarettir. Bu tenvine avz tenvini denir. Makama delalet ettiğinden hazfedilmiştir. Takdiri,  أُمَّةٌ ‘dür. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ ; her ümmet için bir kıble vardır, demektir. Tenvin; izafetten bedel veya Müslümanlardan her kavim için Kâbe'den bir cihet var, demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

هُوَ مُوَلّ۪يهَا  ifadesi, [yüzünü çeviren] demektir. Böylece iki mef‘ûlden biri yani  وِجْهَهُ  kelimesi hazfedilmiştir. Bir görüşe göre bu “çeviren” Allah Teâlâ’dır. Yani “Allah’ın çevireceği (bir yönü vardır)” demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l - Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلّ۪يهَا  [Herkesin yöneldiği bir yön vardır.]  Yani her kavmin yöneldiği bir kıble vardır. هُوَ مُوَلّ۪يهَا [Yöneldiği] ifadesindeki هُوَ  zamirinin, öncesinde geçen  لِكُلٍّ  ifadesine ait olması mümkündür. Çünkü bu kelime, çoğul anlamı taşısa da lafzen tekildir. Lafzından dolayı onunla ilgili ifadenin de tekil olarak anlaşılması mümkündür. ‘’Ona döner” yüzünü ona yöneltir demektir. هُوَ مُوَلّ۪يهَا  ifadesiyle kastedilenin Allah’ın bir ismi olması ve ayetin O’nun kullarını oraya [yönelmekte oldukları yöne] yönlendirdiği anlamına gelmesi de mümkündür. Çünkü yönlendirmek geçişli bir kelimedir. Birinci açıklamaya göre “yüz” kelimesi zamir ile  [مُوَلّ۪يهَا ]  şeklinde ifade edilmiş olur ve anlam [Herkes yüzünü ona döner.] şeklindedir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ

 

فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Cevap cümlesi olan  فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri, إذا أردتم معرفة الأصوب (En doğruyu anlamak istediğinizde) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ [Hayır işlerinde yarışın] ifadesi ‘’hayır işlerine koşun’’ ifadesinden daha anlamlıdır. Çünkü öne geçmeye teşvik vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu cümle ister kıble işinde ve isterse başka hususlarda olsun, tüm hayır işlerinde yarışın manasındadır. İki dünyanın mutluluğunu kazandıracak her iyilik için koşturun. Aslında her ümmetin yöneldiği ve üzerinde kesinlikle durduğu, bu hususta hiçbir tavizde bulunmadığı bir kıblesi vardır. Bu kıblelerini bırakıp da hakka ve hak olan kıbleye yönelmezler. Siz, Kabe'nin hak kıble olduğuna ilişkin ne türden delil ve kanıt ortaya koyarsanız koyun, onlar dediklerinden vazgeçmezler. Madem ki durum bu merkezdedir, öyleyse sizler hayır işlerde yarışın, büyüklenen ve kibirlilik gösterisine kalkışanların izinden ve yolundan gitmeyin. Çünkü onlar hakkı arkalarına atıp kendi hevâ ve heveslerine uyarlar. Şer ve fesad hususunda birbirleriyle yarış ederler. Çünkü haktan sonra sadece sapıklık ve dalâlet vardır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

 

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يَأْتِ بِكُمُ اللّٰهُ جَم۪يعًاۜ 

 

Cümle istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubunda haberî isnad olan cümlede şart manası taşıyan mekan zarfı  اَيْنَ مَا , tam fiil olan تَكُونُوا fiiline mütealliktir. Veya تَكُونُوا 'nin mahzuf haberine müteallıktır. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  يَأْتِ بِكُمُ اللّٰهُ جَم۪يعاً  , meczum muzari sıygada gelmiş hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda faide-i haber talebî kelamdır. Haberin şart üslubunda verilmesi daha beliğ ve etkilidir. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Fiillerin muzari sıygada gelişleri, olayın göz önünde cereyan ettiği hissini vererek muhatabı etkiler. 

Cevap cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِكُمُ , önemine binaen faile takdim edilmiştir. 

Hal olan  جَم۪يعًا  ve  كُلِّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اَيْنَ , istifham edatı olarak, Kur’an’da 10 ayette varid olmuştur. Bunlardan üçünde  اَيْنَ ’den hemen sonra gelen  مَا  ism-i mevsûl olup zaid değildir ve bu ayette olduğu gibi  اَيْنَ ’den ayrı olarak yazılmıştır. اَيْنَ , Kur’an’da istifham edatının yanında şart edatı olarak da gelmiştir. Kur’an’da şart edatı olarak kullanıldığı tüm ayetlerde sonuna bir  مَا  ilave olunmuştur. Bu da  اَيْنَمَا  ve  اَيْنَ مَا  şekillerinde yani hem birleşik hem de ayrı olarak gelmiştir. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu)

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يَأْتِ بِكُمُ اللّٰهُ جَم۪يعًا  [Nerede olursanız Allah hepinizi getirir]. Yani muvafık veya muhalif, parçaları toplu veya dağınık olursanız, Allah sizi amellerinizin karşılığını vermek için mahşerde toplar yahut yerin derinliklerinde ve dağların zirvelerinde olsanız ruhlarınızı kabz eder yahut karşılıklı cihetlerden hangisinde olsanız Allah hepinizi getirir ve namazlarınızı sanki tek cihete dönülerek kılınmış gibi yapar. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl, Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) Lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. Çünkü Allah'a itaat edenler için bir va'ad, isyan edenler içinse bir va'îd ve tehdittir. Allahü Teâlâ sanki şöyle buyurmuştur: "Ey nübüvvet ve dini bilen hakikat ehli kimseler; hayırlara koşun, kıyamette Allah katında sizin için hazırlanmış olan çeşitli ikramlar ve yakınlıklara ulaşabilmeniz için, bu husustaki güçlükleri sırtlanın. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ


Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi sebebiyle tekit ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ  car mecruru ihtimam için amili olan  قَد۪يرٌ ‘a takdim edilmiştir. Bu takdim Allah’ın her şeye muktedir olduğu, kudret gücünün umuma şamil olduğunu vurgulamıştır.

شَيْءٍ ‘deki tenvin, nev ve kesret ifade eder.

قَد۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Bu cümle Allah Teâlâ’nın tüm mevcudattaki tasarrufunun umumiliğine delalet etmektedir. Var olanı yok etmek ve yok olanı da var etmek yalnız O’nun elindedir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde cümlede lafza-i celâlin zikri tecrîd sanatıdır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Müsnedün ileyh olan Allah lafzının iki kez zikredilmesi şüphesiz müsnedin, yani verilen haberin kesinliğini ifade eder. Çünkü nefis O’nun vaadiyle mutmain olur.

Burada zamir makamında ism-i celâlin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek içindir. Çünkü (Allah kelimesinin mastarı olan) ulûhiyet, Allah Teâlânın kemâl sıfatlarını ifadede asıldır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Nisa/17)

Daha önce açık isim geçtiği için zamir gelmesi gereken yerde Allah ismi celâli gelmiştir. Böylece muhatabın zihninde bu isim daha kolay yerleşir. Çünkü açık isim zamirden daha kuvvetli, daha belîğ, delalet ettiği manayı daha iyi ifâde eden ve zihinlerde yerleştiren bir kelimedir. Bu ayetlerdeki ismi celâller de böyledir. Bu Allah lafızları yerine gâib zamir gelseydi bu etki olmazdı. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كُلِّ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Ayetin fasılası diğer surelerde de aynen veya ufak değişikliklerle mevcuttur. Tekrarlanan kelimeler ya da sıygalar, okuyucuyu kelimenin ilk geçtiği yere gönderir ki bu beyan renklerinden biridir. Bu tekrarlarda tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C, 7, S. 314)

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekit için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Allah (c.c) öldürmeye de, hayat vermeye de ve hepinizi bir araya toplamaya da kadirdir. Bu itibarla bu cümle, geçen hükmün sebep ve gerekçesidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s - Selîm)

اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ  …Allah Teâlâ, ‘Şüphesiz Allah her şeye kadîrdir’ buyurarak bunun (aynı ayette geçen ‘Allah sizin hepinizi bir araya getirecektir’ ifadesine binaen yeniden diriltilme hadisesinin) muhakkak olacağını bildirmiştir. Çünkü iade (yeniden dirilme), bizzat mümkün bir şeydir. Allah da mümkinatın hepsine kadirdir. Bu sebeple onun insanları tekrar diriltmeye de kadir olması gerekmektedir.” Burada kadir sıfatı aynı ayette bulunan ba’s ile ilişkilendirilip, ilk yaratmaya kadir olan Allah Teâlâ’nın ikinci diriltmeye de kadir olduğu vurgulanmıştır. (Keziban  Dut, Ayet Sonlarindaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)