وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۙ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌۗ اِلَّا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْن۪ي وَلِاُتِمَّ نِعْمَت۪ي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ ١٥٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمِنْ | ve |
|
| 2 | حَيْثُ | nereden |
|
| 3 | خَرَجْتَ | çıkarsan (yola) |
|
| 4 | فَوَلِّ | çevir |
|
| 5 | وَجْهَكَ | yüzünü |
|
| 6 | شَطْرَ | doğru |
|
| 7 | الْمَسْجِدِ | Mescid-i |
|
| 8 | الْحَرَامِ | Haram’a |
|
| 9 | وَحَيْثُ | ve nerede |
|
| 10 | مَا |
|
|
| 11 | كُنْتُمْ | olursanız |
|
| 12 | فَوَلُّوا | çevirin |
|
| 13 | وُجُوهَكُمْ | yüzünüzü |
|
| 14 | شَطْرَهُ | o yana |
|
| 15 | لِئَلَّا | diye |
|
| 16 | يَكُونَ | olmasın |
|
| 17 | لِلنَّاسِ | hiç kimsenin |
|
| 18 | عَلَيْكُمْ | aleyhinizde |
|
| 19 | حُجَّةٌ | bir delili |
|
| 20 | إِلَّا | başkasının |
|
| 21 | الَّذِينَ | kimselerden |
|
| 22 | ظَلَمُوا | zalim olan |
|
| 23 | مِنْهُمْ | onlardan |
|
| 24 | فَلَا |
|
|
| 25 | تَخْشَوْهُمْ | onlardan çekinmeyin |
|
| 26 | وَاخْشَوْنِي | benden çekinin |
|
| 27 | وَلِأُتِمَّ | ve tamamlayayım |
|
| 28 | نِعْمَتِي | ni’metimi |
|
| 29 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 30 | وَلَعَلَّكُمْ | umulur ki |
|
| 31 | تَهْتَدُونَ | hidayete erersiniz |
|
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ حَيْثُ car mecruru وَلِّ fiiline mütealliktir. خَرَجْتَ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
خَرَجْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur.
فَ öncesi ile sonrasını bağlayan zaid harftir.
وَلِّ illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت ‘dir. وَجْهَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Mekân zarfı شَطْرَ fetha üzere mebni olup, وَلِّ fiiline mütealliktir. الْمَسْجِدِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْحَرَامِ kelimesi الْمَسْجِدِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
حَيْثُ mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı, yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. حَيْثُ مَا mekân zarfı, iki fiili cezmeden şart ismi olup وَلُّوا fiiline mütealliktir. كُنتُم ’ ün dahil olduğu fiil cümlesi şart cümlesidir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Tam fiil olarak amel eder. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
وَلُّوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. وُجُوهَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Mekân zarfı شَطْرَ fetha üzere mebni olup, وَلُّوا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُۜ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
حَيْثُ مَا mekân zarfı, iki fiil cezmeden şart edatıdır. Mebni olduğundan mahallen mansubdur. Kendi cevabının mef’ûlun fihidir. Şart edatı olarak مَا ‘sız kullanılmaz. (Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
وَلُّوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ولي ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌۗ
لِ harfi, يَكُونَ fiilini اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle وَلُّوا fiiline mütealliktir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. لِلنَّاسِ car mecruru يَكُونَ ‘nün mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. عَلَيْكُمْ car mecruru حُجَّةٌ ‘nün mahzuf haline mütealliktir. حُجَّةٌ kelimesi يَكُونَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِلَّا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْن۪ي وَلِاُتِمَّ نِعْمَت۪ي عَلَيْكُمْ
اِلَّا istisna harfidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ, müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası ظَلَمُوا مِنْهُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. ظَلَمُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru ظَلَمُوا ‘ daki failin mahzuf haline mütealliktir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasihadır. Takdiri, إذا كانوا كذلك فلا تخشوهم (Böyle olduklarında onlardan korkmayın.) şeklindedir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَخْشَوْ fiili نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اخْشَوْ fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel atıf harfi وَ ile önceki masdar-ı müevvele matuftur.
لِ harfi, اُتِمَّ fiilini gizli اَنْ ’ le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harfi ceriyle وَلُّوا fiiline mütealliktir.
اُتِمَّ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’ dir. نِعْمَت۪ي mef‘ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلَيْكُمْ car mecruru اُتِمَّ fiiline veya نِعْمَت۪ي ’nin mahzuf haline mütealliktir.
Kutrub şöyle demiştir: Ayetin manası, -istisna (اِلَّا) lafzı عَلَيْكُمْ kelimesine atfedilerek- “sizin üzerinize hüccet yoktur, ancak zalimlere vardır” şeklindedir. Ebû Muâz en-Nahvî şöyle demiştir: “Burada اِلَّا istisnâ için değil, atf-ı nesak için kullanılmıştır. “Ve onlardan zulmedenler.” anlamına gelir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُتِمَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi تمم ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ
İsim cümlesidir. وَ istînafiyyedir. لَعَلَّ terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
كُمْ muttasıl zamir لَعَلَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَهْتَدُونَ cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تَهْتَدُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
تَهْتَدُونَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هدي ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ
و , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubundaki terkipte وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ cümlesi şarttır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Şart ifade eden zaman zarfı مِنْ حَيْثُ , amili olan خَرَجْتَ ‘ye mütealliktir. خَرَجْتَ , aynı zamanda حَيْثُ ‘nün muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
فَ karinesiyle gelmiş cevap cümlesi olan فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
وَجْهَكَ ve شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ izafetleri, iki mef’ûle müteaddi olan فَوَلِّ fiilinin mef’ûlleridir.
Veciz ifade kastına matuf bu izafetlerde Hz. Peygambere aid zamire muzaf olan وَجْهَ , ve الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ ‘ye muzaf olan شَطْرَ , şan ve şeref kazanmıştır.
الْحَرَامِ kelimesi الْمَسْجِدِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
وَجْهَكَ - شَطْرَ kelimeleri arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
Bu cümlede önceki ayetteki cemi muhatap zamirinden müfred muhatap zamirine iltifat vardır.
شَطْرَ kelimesinin gelmesi büyük kolaylıktır, kıbleye yönelmede 45 derece bir yanılma payı olmasını sağlar.
Buradaki شَطْرَ kelimesinin buud (boyut) anlamında olduğunu söyleyen görüşe -yani (Yüzünü Mescid-i Haram 'ın boyutu cihetine çevir) anlamına - göre istiaredir. Çünkü (bir kimsenin) yüzünü gerçek anlamda Mescid'in boyutuna çevirmesinin kastedilmesi doğru olmaz. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)
‘Her ne zaman ve her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne / tarafına çevir / dön.’ ayeti ilk olarak Bakara/144 ‘de ikinci olarak, Bakara/149 ’da, üçüncü olarak da Bakara/150 ‘de gelmiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
شَطْرَ الْمَسْجِدِ zarf olması hasebiyle nasb edilmiş olup, bu zarfiyet anlamı dolayısıyla ilgili kısım “Yüzünü döndürme işini Mescid-i Haram tarafına; yani onun yönü ve semti dahilinde kıl” şeklinde yorumlanır. Zira kıblenin aynına dönmek uzakta bulunan için büyük zorluk içerecektir. Ayette Kâbe yerine Mescid-i Haram ismine yer verilmesi, kıble işinde Kâbe’nin aynına değil de yönüne riayet edilmesinin vacip olduğuna bir delildir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Zalimler dışındaki insanlara aleyhinizde bir delil olmaması için hep birlikte kıble tarafına dönün emri verilmiştir.
Kıble birliğinin hidayete ermek ve hidayet üzere yola devam etmek için önemli olduğu anlaşılmaktadır.
وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۙ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌۗ اِلَّا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ
Cümle makabline وَ ‘la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubundaki terkipte وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ cümlesi şarttır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Şart ifade eden zaman zarfı حَيْثُ مَا , amili olan كُنْتُمْ ‘ün mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. كُنْتُمْ , muzâfun ileyh konumundadır.
Bu cümlede müfred muhatap zamirinden, cemi muhatab zamirine iltifat vardır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
شَطْرَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette geçen وَجْهَ kelimelerinde cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır.
Dönme veya yönelmenin yüze tahsis edilmesi insan yüzünün yönelme ölçüsü (medarı ve miyarı) olmasındandır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌۗ اِلَّا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ cümlesine dahil olan لِ ta’liliye, أنْ masdar harfidir. Masdar-ı müevvel, başındaki cer harfiyle وَلُّوا fiiline mütealliktir. Menfi كانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber talebî kelamdır.
Masdar-ı müevvel cümlesinde takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. لِلنَّاسِ car mecruru كانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. حُجَّةٌ muahhar ismidir. Müsnedün ileyh olan حُجَّةٌ ’deki nekrelik herhangi bir manasında cins ve umum ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işarettir.
لِلنَّاسِ lafzının marifeliği; istiğrak içindir. Mekke müşriklerini kapsar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)
اِلَّا , munkatı istisna harfidir. Müstesna olan الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan ظَلَمُوا مِنْهُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لِ - عَلَيْ harfleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
وُجُوهَكُمْ - وَجْهَكَ ve وَلُّوا - وَلِّ ve كُنْتُمْ - يَكُونَ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
[İçlerinden zulmedenler müstesna] ifadesi, “insanlar”dan istisna olup, anlam şöyledir: Ta ki, “O, sırf kavminin dinine meylettiği ve memleketini sevdiği için Kâbe’yi bizim kıblemize tercih etti; hak üzere olsaydı peygamberlerin kıblesinden ayrılmazdı” diyen inatçılar müstesna, Yahudilerden hiç kimsenin (aleyhinize) bir hücceti bulunmasın. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Birbirine atfedilen iki şart cümlesi وَمِنۡ حَیۡثُ خَرَجۡتَ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ , konunun önemine binaen daha önceki ayette de gelmiştir. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
[Nerede olursanız olun, yüzünüzü onun tarafına çevirin.] Bulunduğunuz yerlerden hep o tarafa yönelerek ibadet edin. Bu emir birkaç kez tekrar edilmiştir. Çünkü kıble konusu çok önemlidir. Eski kıblenin yürürlükten kaldırılması bir bakıma şüphe ve fitne konusu olmuştur. Bu bakımdan bu emrin üst üste birkaç kez tekrarı gerekir. Kaldı ki her tekrarda da bunun apayrı bir hikmeti zikredilmiştir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân-Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
[Nerede olursanız yüzlerinizi onun tarafına çevirin]. Özellikle Efendimize hitap edilmesi, onu yüceltmek ve isteğine cevap vermek içindir. Sonra hükmün genelliğini açıklamak, kıble meselesini tekit etmek ve ümmeti uymaya teşvik etmek için genelleme yapılmıştır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْن۪ي وَلِاُتِمَّ نِعْمَت۪ي عَلَيْكُمْ
فَ mukadder şartın cevabına gelen harftir. Takdiri … إذا كانوا كذلك (Böyle olduğunda… ) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan فَلَا تَخْشَوْهُمْ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şartla birlikte cümle şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Tezat nedeniyle cevap cümlesine atfedilen اخْشَوْن۪ي cümlesi ise emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede mef’ûl konumundaki mütekellim zamiri mahzuftur. Nûn-u vikayedeki kesra, zamirden ivazdır.
لَا تَخْشَوْهُمْ cümlesi ile وَاخْشَوْن۪ي cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
وَاخْشَوْن۪ي [Benden korkun.] ifadesi, “Azabımdan korkun.” anlamındadır, ‘’azab’’ şeklindeki muzaf hazfedilmiştir. Hükmî mecaz vardır.
فَلَا تَخْشَوْهُمْ - وَاخْشَوْن۪ي kelimeleri arasında iştikak cinası, tıbâk-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı اُتِمَّ نِعْمَت۪ي عَلَيْكُمْ cümlesi, mecrur mahalde olup وَلُّوا fiiline müteallik olan önceki masdar-ı müevvele matuftur. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَلِاُتِمَّ ‘ nin başındaki لِ ’ın müteallakı hazfedilmiş olup mana; ‘’Nimeti size tamamlamam ve hidayet bulmanızı istememden ötürü bunu size emrettim’’ şeklindedir. Yahut gizli bir sebep üzerine atfedilir ki, buna göre; ‘’Sizi muvaffak kılayım ve nimetimi size tamamlayayım diye benden korkun’’ denmiş gibi olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu cümle, ayetin nazm-i kerîminden anlaşılan gizli bir fiilin illeti ve sebebidir. Emrin sebebi, müminlere olan ilâhî nimeti tamamlamaktır. Çünkü bu emir bizatihi büyük bir nimettir. Emrin muhtevası sırat-ı müstakime hidayet etmektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ
Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Terecci harfi لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.
“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
لَعَلَّ ’nin haberi olan تَهْتَدُونَ ’ nin muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
لَعَلَّ edatı terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub; “ لَعَلَّ kelimesi ‘için’ manasındadır.” demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
لَعَلَّ gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)
Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki لَعَلَّ (umulur ki) harfinin لَ manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)