اِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّٓوءِ وَالْفَحْشَٓاءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ١٦٩
اِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّٓوءِ وَالْفَحْشَٓاءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Fiil cümlesidir. اِنَّـمَٓا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
يَأْمُرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِٱلسُّوۤءِ car mecruru یَأۡمُرُكُم fiiline mütealliktir. ٱلۡفَحۡشَاۤءِ atıf harfi وَ ile makabline matuftur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَقُولُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلَى ٱللَّهِ car mecruru تَقُولُوا۟ fiiline mütealliktir. Mekulü’l kavli, مَا لَا تَعْلَمُونَ ‘dir. تَقُولُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası لَا تَعۡلَمُونَ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْلَمُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّٓوءِ وَالْفَحْشَٓاءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümle kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş fiil cümlesidir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.
Kasr, fiille car mecrur arasında, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yani, fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen car mecrura tahsis edilmiştir. Yani o, kötülük, fuhuş ve Allah’a bilmediklerinizi söylemenizi emretmek dışında başka bir şey emretmez.
اِنَّمَا edatı; siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatab konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur, ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بِالسُّٓوءِ , ister uzuvlara ait, ister kalbe ait fiillerin masiyeti olsun, bütün günahları ifade eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَقُولُوا cümlesi, masdar teviliyle, mahzuf bir harf-i cer ile بِالسُّٓوءِ وَالْفَحْشَٓاءِ ifadesine matuftur.
Masdar-ı müevvel olan cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
عَلَى اللّٰهِ car-mecruru تَقُولُوا fiiline mütealliktir.
تَقُولُوا fiilinin mef’ûlü konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan لَا تَعْلَمُونَ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Bu nedenle lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Fiiller muzari sıygayla gelmiştir. Muzari fiil hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzarinin tecessüm özelliği, ayeti anlama ve kavramada etkili olmuştur.
بِٱلسُّوۤءِ - ٱلۡفَحۡشَاۤءِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Emrettiği ilk iki şey masdar, üçüncüsü fiil olarak gelmiş, üslup değişmiştir. Konuşmanın sürekli yenilendiği anlaşılmaktadır.
Bu cümle şeytanın düşmanlığını ve onu izlemekten kaçınmanın gerekliliğini beyan etmektedir. Onun süslemesi ve onları kötülüğe sevk etmesi de beyinsizliklerini vurgulamak ve değerlerini düşürmek için istiare yolu ile ifade edilmiştir. Kötülük ve hayasızlık aklın beğenmediği ve şeriatın çirkin gördüğü şeydir. Atıf da iki sıfatın farklı olmasındandır. Çünkü o, akıllı kimseyi üzdüğü için kötü, onu çirkin bulduğu için de hayasızlıktır. Ve bilmediğiniz şeyleri Allah'a demenizi emreder. Mesela; eşler edinmek, ortak koşmak, haramları helal etmek ve hoş şeyleri haram etmek gibi. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
[O size sadece… emreder] ifadesi, şeytana uymamak gerektiğini çünkü onun düşmanlığının aşikâr olduğunu açıklamaktadır. Yani o size asla bir hayır emretmez; sadece kötülüğü yani çirkini ve fahşayı yani büyük günahlarla ilgili çirkinlikte haddi aşmayı emreder. Hakkında had cezası bulunmayan şeylere kötülük, had konulan şeylere ise fahşa dendiği de söylenmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
بِٱلسُّوۤءِ وَٱلۡفَحۡشَاۤءِ , özel bir ifadenin genel olana atfı kabilindendir. Çünkü kötülük manasına olan ٱلسُّوۤءِ kelimesi bütün günahları kapsar. ٱلۡفَحۡشَاۤءِ ise günahların en çirkinidir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)