وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَـتَّبِـعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ ١٧٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذَا | zaman |
|
| 2 | قِيلَ | dendiği |
|
| 3 | لَهُمُ | onlara |
|
| 4 | اتَّبِعُوا | uyun |
|
| 5 | مَا | şeye |
|
| 6 | أَنْزَلَ | indirdiği |
|
| 7 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 8 | قَالُوا | derler |
|
| 9 | بَلْ | hayır bilakis |
|
| 10 | نَتَّبِعُ | uyarız |
|
| 11 | مَا | şeye (yola) |
|
| 12 | أَلْفَيْنَا | biz bulduğumuz |
|
| 13 | عَلَيْهِ | üzerinde |
|
| 14 | ابَاءَنَا | atalarımızı |
|
| 15 | أَوَلَوْ | -da mı? |
|
| 16 | كَانَ | olsalar- |
|
| 17 | ابَاؤُهُمْ | onların ataları |
|
| 18 | لَا |
|
|
| 19 | يَعْقِلُونَ | düşünmeyen |
|
| 20 | شَيْئًا | bir şey |
|
| 21 | وَلَا |
|
|
| 22 | يَهْتَدُونَ | ve doğru yolu bulamayan |
|
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَـتَّبِـعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
إِذَا şart manalı,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfı olup قَالُوا fiiline mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. ق۪يلَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ق۪يلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. لَهُمُ car mecruru ق۪يلَ fiiline mütealliktir. Mekulü’l kavli, اتَّبِعُوا ‘dur. ق۪يلَ fiilinin naib-i faili olarak mahallen merfûdur.
اتَّبِعُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَاۤ müşterek ism-i mevsûl mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası أَنزَلَ ٱللَّهُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
أَنزَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. ٱللَّهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
قَالُوا۟ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli mukadderdir. Takdiri, قالوا لا نتّبع ما أنزل الله. (Dediler ki: Allah’ın indirdiğine tabi olmayız.) şeklindedir.
بَلۡ idrab ve atıf harfidir. نَـتَّبِـعُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. مَٓا müşterek ism-i mevsûl mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اَلْفَيْنَا ‘dır. Îrabtan mahalli yoktur.
اَلْفَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلَیۡهِ car mecruru mahzuf ikinci mef‘ûlun bihe mütealliktir. اٰبَٓاءَنَاۜ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَلۡ harfi, önce söylenen birşeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrab denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلْفَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi لفو ’dir.
أَنزَلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ‘dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
نَـتَّبِـعُ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ
Hemze istifham harfidir. Cümle, atıf harfi وَ ile mukadder hal cümlesine matuf olup mahallen mansubdur. Takdiri, وإنّهم ليتّبعون آباءهم في كلّ حال ولو كانوا لا يعقلون (Onlar anlamasalarda her durumda babalarına tabi olurlardı) şeklindedir.
İsim cümlesidir. لَوْ gayr-ı cazim şart harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اٰبَٓاؤُ۬هُمْ izafeti كَانَ ‘nin ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمۡ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا یَعۡقِلُونَ cümlesi, كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْقِلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. شَیۡـࣰٔا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَا یَهۡتَدُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la لَا یَعۡقِلُونَ ‘ye matuftur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْقِلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Şart cümlesinin cevabı mahzuftur. Takdiri, لاتّبعوهم şeklindedir.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
يَهْتَدُونَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هدي ’dir.
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَـتَّبِـعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ
وَ , atıf harfidir. Şart üslubunda gelen cümle, 168. ayetteki وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ cümlesine tezat nedeniyle atfedilmiştir. Matufun aleyhteki muhataplara hitaptan bu ayette gaib zamire iltifat sanatı vardır.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı olan şart cümlesi ق۪يلَ لَهُمْ اٰمِنُوا بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
ق۪يلَ fiilinin naib-i faili olan mekulü’l-kavl cümlesi اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. ق۪يلَ fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûlün sılası olan اَنْزَلَ اللّٰهُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
فَ karinesi olmadan gelen قَالُوا بَلْ نَـتَّبِـعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ şeklindeki cevap cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan بَلْ نَـتَّبِـعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Cümleye dahil olan بَلْ idrâb harfi, ibtidaiyyedir. Önceki cümlenin hükmünü iptal için gelmiştir.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûlün مَٓا ‘nın sılası olan اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan car-mecrur عَلَيْهِ , ihtimam için, ilk mef’ûl اٰبَٓاءَنَاۜ ‘ya takdim edilmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
168. ayetteki لَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَ ٰتِ ٱلشَّیۡطَـٰنِۚ cümlesiyle ٱتَّبِعُوا۟ مَاۤ أَنزَلَ ٱللَّهُ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
قِیلَ - قَالُوا۟ ve ٱتَّبِعُوا۟ - نَتَّبِعُ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ales-sadr sanatları vardır.
وَإِذَا قِیلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُوا۟ مَاۤ أَنزَلَ ٱللَّهُ ifadesinde كمْ zamirinden vazgeçilerek هُم zamirinin gelmesi sapkınlıklarını herkese duyurmak içindir, sanki akıllılara dönülmüş ve onlara: ‘’Şu ahmaklara bakın, ne cevap verecekler’’ denmiştir? Onlar da: ‘’Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tâbi oluruz’’ demişlerdir. Burada geçen أَلۡفَیۡنَا , bulmak manasındadır. Kur'an'a ve Allahu Teâlâ’nın indirdiği diğer delil ve ayetlere uymaları emredilip de taklide sapan müşrikler hakkında inmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ
İstifham üslubunda gelen cümle, takdiri وإنّهم ليتّبعون آباءهم في كلّ حال (Onlar her durumda muhakkak babalarının peşinden giderler) olan mahzuf hal cümlesine atfedilmiştir.
Hemze inkari istifhâm harfi, لَوْ şartiyyedir.
Şart cümlesi olan اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama ve azarlama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
كَانُ ’nin haberi olan لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً , menfi muzari fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.
Şart üslubunda gelen terkibin cevabı öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri, لاتّبعوهم (Muhakkak onlara tabi olurlardı.) şeklindedir. Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan, serbestçe düşünebilmesini sağlamaktadır.
شَيْـٔاً ’deki nekrelik, kesret ve tahkir ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, selbin umumuna delalet eder.
وَلَا يَهْتَدُون cümlesi كَانَ ’nin haberine matuftur. Aynı üslupta gelen cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
Nefy harfi لَا ’nın tekrarı olumsuzluğu tekid etmek içindir.
ءَابَاۤؤُ kelimesi önemine binaen tekrarlanmıştır. Bu kelime ve لَا ‘nın tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ales-sadr sanatları vardır.
Ayetteki istifham, müşriklerin babalarına tabi olup cehalet ve dalalet neticesinde onları körü körüne, düşünmeden, incelemeden ısrarla taklit etmelerini inkâr maksadıyla gelmiştir.
İnkâr (reddetme, yadsıma) manasına delalet etmek üzere en çok kullanılan istifham harfi hemzedir. Hemzeyi her zaman sorulan şey takip eder. İnkâr manasında olan istifham iki kısımdır: Azarlama ve yalanlama. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 103)
كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Mûsâ , Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur'an’da çok örneği vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَوۡ , şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوۡ edatını “Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır.” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre لَوۡ edatı cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
لَوۡ , muzari fiilin başına gelince teşvik, mazinin başına gelince kınama manası ifade eder.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 5/63)
Müşriklerin akletmemeleri, hidayet etmemelerine takdim edilmiştir. Çünkü aklını ve tefekkürünü kaybeden kimsenin, hidayet sebeplerinden yoksun olduğu için hidayete ermesi mümkün değildir.(Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 1272)