لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ ٢٢٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَا |
|
|
| 2 | يُؤَاخِذُكُمُ | sizi sorumlu tutmaz |
|
| 3 | اللَّهُ | Allah |
|
| 4 | بِاللَّغْوِ | kasıtsız |
|
| 5 | فِي | dolayı |
|
| 6 | أَيْمَانِكُمْ | yeminlerinizden |
|
| 7 | وَلَٰكِنْ | fakat |
|
| 8 | يُؤَاخِذُكُمْ | sorumlu tutar |
|
| 9 | بِمَا | dolayı |
|
| 10 | كَسَبَتْ | kazandığından |
|
| 11 | قُلُوبُكُمْ | kalblerinizin |
|
| 12 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 13 | غَفُورٌ | bağışlayandır |
|
| 14 | حَلِيمٌ | halimdir |
|
Bu ayetten kalple ve dille olmak üzere iki yemin şekli olduğunu anlıyoruz. Boşboğazlık yüzünden ettiğiniz yeminler sebebiyle Allah size tölerans gösterir. Yalan kastı taşımayan yeminlerin affedilmesi aslında hiç vebal olmadığı için değil, Allahın kullarına karşı cezalandırmada aceleci olmayışından kaynaklanmaktadır.
Riyazus Salihin, 1717 Nolu Hadis
Ebû Ümâme İyâs İbni Sa'lebe el-Hârisî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Yalan yere yemin ederek bir müslümanın hakkını gasbeden kimseye Allah cehennemi vâcip, cenneti de haram kılar." Bunun üzerine bir kişi:
Eğer o hak önemsiz bir şey ise yine böyle midir, yâ Rasûlallah? diye sordu. Peygamberimiz:
"Misvak ağacından bir dal parçası olsa bile böyledir" buyurdu.
Müslim, Îmân 218. Ayrıca bk. Nesâî, Âdâbü'l-kudât 30; İbni Mâce, Ahkâm 9
Hz. Âişe bu ayetin,bir kimsenin yalan söylemeyi kastetmeden “hayır vallahi”,”evet vallahi” gibi önemsiz yeminler etmesi hakkında nâzil olduğunu belirtmiştir (Buhari,Eymân 1 ,Tefsir 5/8;Keffarat 1,6)
Lağv bir şey ifade etmeyen, nazarı itibara alınmayan söz demektir. İlga ve lağvetmek deyimleri buradandır. Ayrıca kopuk kopuk biçimde söylenen söze lugat denir. (lugatte de kelimeler kopuk kopuk sıralanmıştır).
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ
Fiil cümlesidir. لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤَاخِذُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
بِاللَّغْوِ car mecruru يُؤَاخِذُكُمُ fiiline mütealliktir. ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ car mecruru اللَّغْوِ ’ in mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنْ istidrak harfidir, لٰكِنّ ’ den muhaffefedir. Amel etmemiştir.
يُؤَاخِذُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harfi ceriyle يُؤَاخِذُ fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَسَبَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. قُلُوبُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنَّ ’ nin tahfifi لٰكِنْ şeklinde olur. Tahfif edilince amelden düşer. İsim cümlesinin başına geldiği gibi fiil cümlesinin de başına gelebilir. Kendisinden önce genellikle vav (و) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.
يُؤَاخِذُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi أخذ ’ dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. غَفُورٌ haber olup damme ile merfûdur. حَل۪يمٌ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
حَل۪يمٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. Benzeyen sıfat demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ ifadesindeki فِي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası taşır. اَيْمَانِكُمْ , içi olan bir nesneye benzetilmiştir. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
لٰـكِنَّ ’den tahfif edilmiş istidrak harfi لٰـكِنْ ’in dahil olduğu وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil sıygasında gelmesi teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , başındaki harf-i cerle يُؤَاخِذُكُمْ fiiline mütealliktir. Sılası olan كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ , mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ cümlesiyle يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Müâhaze, أخذ kökünden müfâale babındandır ve burada cezalandırmak anlamına gelir. ‘Kasıtsız olarak’ ifadesi, ‘batıl yere’ anlamındadır. لغى شيء ، يلغو ; düşmek, boşa çıkmak demektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
اللَّغْوِ , yemin etmek kastıyla değil de düşünmeden ağızdan çıkan yeminler için kullanılır. Lügat kelimesi ve laga luga yapmak tabiri bu kökten gelir. Arkadan boşanma ile ilgili ayetler gelir. Önceki ayetlerde de ‘’yemininizi kötü amellere kalkan yapmayın’’ deniyordu. Burada da ‘’Allah sizi düşünmeden söylediğiniz şeylerden sorumlu tutmaz’’ deniyor. Düşünmeden boşanma sözlerini söyleme meselesine bir işaret olabilir.
لَا يُؤَاخِذُكُمُ - يُؤَاخِذُكُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb ve iştikak cinası sanatları vardır.
كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ [Kalplerin kazanması] ifadesinde alet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Kazanan kalp değil, insandır.
Aynı zamanda كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ ifadesinde istiare vardır. قُلُوبُ [kalpler], تَدَارَكَهُ [kazanmak] fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. kalpler, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Istiare sanatı yoluyla, yapılan işin önemi, muhayyileyi harekete geçirerek mükemmel bir şekilde ifade edilmiştir.
İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrâk, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüz’ü bir bütünden ayırmak, istidrâk ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmek demektir.” İstidrâk, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
لٰكِنْ şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.1 s.475)
وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması ve ayette tekrarlanması telezzüz ve teberrük ve haşyet duygularını artırmak içindir. Hükmün illetini bildirmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında, tecrîd, ıtnâb ve ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah'ın غَفُورٌ ve حَل۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
غَفُورٌ - حَل۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mesel tarikinde tezyîl olan bu cümle ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Öncesinde konusu geçen meselin vuku bulmasından bağımsız olarak, ara vermeden başka bir ifadeye yer verilmesidir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Böyle cümleler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
Böyle tekrarlanan kelimeler, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Fussilet Suresi 44, C. 2, s. 189)
غَفُورٌ ismi genellikle Kur’an’da رحيم ile birlikte gelir, burada حَل۪يمٌ ile birlikte gelmiştir.
حَل۪يمٌ duygularına kapılarak hareket etmek demek olan جهل ‘ in zıddıdır. ‘’Teenni ile hareket eden, kızınca hemen tepki göstermeyip düşünen’’ demektir. Allah mühlet veriyor, hemen cezalandırmıyor. Çok affedicidir. Biz de bu isimle vasıflanmaya çalışmalıyız. حَل۪يمٌ kelimesi aynı zamanda ilim kelimesinin zıddıdır.