اَلطَّـلَاقُ مَرَّتَانِۖ فَاِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ اَوْ تَسْر۪يحٌ بِاِحْسَانٍۜ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـٔاً اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۙ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ف۪يمَا افْتَدَتْ بِه۪ۜ تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَعْتَدُوهَاۚ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٢٢٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الطَّلَاقُ | boşama |
|
| 2 | مَرَّتَانِ | iki defadır |
|
| 3 | فَإِمْسَاكٌ | ya tutmak (lazım)dır |
|
| 4 | بِمَعْرُوفٍ | iyilikle |
|
| 5 | أَوْ | ya da |
|
| 6 | تَسْرِيحٌ | salıvermek |
|
| 7 | بِإِحْسَانٍ | güzelce |
|
| 8 | وَلَا |
|
|
| 9 | يَحِلُّ | helal değildir |
|
| 10 | لَكُمْ | size |
|
| 11 | أَنْ |
|
|
| 12 | تَأْخُذُوا | geri almanız |
|
| 13 | مِمَّا | şeylerden |
|
| 14 | اتَيْتُمُوهُنَّ | onlara verdiğiniz |
|
| 15 | شَيْئًا | bir şey |
|
| 16 | إِلَّا | başka |
|
| 17 | أَنْ | eğer |
|
| 18 | يَخَافَا | korkarlarsa |
|
| 19 | أَلَّا |
|
|
| 20 | يُقِيمَا | koruyamamaktan |
|
| 21 | حُدُودَ | sınırlarını |
|
| 22 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 23 | فَإِنْ | eğer |
|
| 24 | خِفْتُمْ | korkarsanız |
|
| 25 | أَلَّا |
|
|
| 26 | يُقِيمَا | koruyamamaktan |
|
| 27 | حُدُودَ | sınırlarını |
|
| 28 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 29 | فَلَا | yoktur |
|
| 30 | جُنَاحَ | bir günah |
|
| 31 | عَلَيْهِمَا | ikisine de |
|
| 32 | فِيمَا | (kadının ayrılmak için verdiği) |
|
| 33 | افْتَدَتْ | fidye |
|
| 34 | بِهِ | hakkında |
|
| 35 | تِلْكَ | işte bunlar |
|
| 36 | حُدُودُ | sınırlarıdır |
|
| 37 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 38 | فَلَا |
|
|
| 39 | تَعْتَدُوهَا | sakın bunları aşmayın |
|
| 40 | وَمَنْ | ve kim(ler) |
|
| 41 | يَتَعَدَّ | aşarsa |
|
| 42 | حُدُودَ | sınırlarını |
|
| 43 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 44 | فَأُولَٰئِكَ | işte |
|
| 45 | هُمُ | onlar |
|
| 46 | الظَّالِمُونَ | zalimlerdir |
|
İmsâkun tutma, yapışmadır. Oruç tutarken de muhtemelen kişi kendisini o an itibariyle tuttuğu için vaktin adı imsaktır. Misk, mis ve misket kelimeleri bu köktendir. Ayette eşleri güzellikle elinin altında tutmaktan bahsedilmektedir.
اَلطَّـلَاقُ مَرَّتَانِۖ فَاِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ اَوْ تَسْر۪يحٌ بِاِحْسَانٍۜ
İsim cümlesidir. اَلطَّلَاقُ mübteda olup damme ile merfûdur. مَرَّتَانِ haber olup, müsenna olduğu için elif ile merfûdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِمْسَاكٌ mübteda olup damme ile merfûdur. Haberi mahzuftur.Takdiri ; واجب عليكم (Size gereklidir.) şeklindedir. بِمَعْرُوفٍ car mecruru اِمْسَاكٌ 'nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. تَسْر۪يحٌ kelimesi اِمْسَاكٌ ‘e matuftur. بِاِحْسَانٍ car mecruru تَسْر۪يحٌ ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir.
اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَعْرُوفٍ , sülâsi mücerredi عرف olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـٔاً اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَحِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. لَكُمْ car mecruru يَحِلُّ fiiline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, يَحِلُّ fiilinin faili olarak mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَأْخُذُوا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl, مِنْ harfi ceriyle شَيْـًٔا ‘ in mahzuf haline veya تَأْخُذُوا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اٰتَيْتُمُوهُنَّ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰتَيْتُمُو sükun ile mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُنَّ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. شَيْـًٔا kelimesi تَأْخُذُوا fiilinin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. اٰتَيْتُمُو fiilinin ikinci mef’ûlün bihi mahzuftur. Takdiri; آتيتموهنّ إيّاه şeklindedir.
اِلَّٓا istisna harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mef’ûlun bih شَيْـًٔا ‘den müstesna veya hal olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَخَافَٓا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. اَنْ ve masdar-ı müevvel, يَخَافَٓا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُق۪يمَا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. حُدُودَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Cemi müzekker muhatab mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir و harfi getirilir. اٰتَيْتُمُوهُنَّ fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı - işbâ edatı denilir.
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَيْتُمُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتى ‘ dir.
يُق۪يمَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قوم ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۙ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ف۪يمَا افْتَدَتْ بِه۪ۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خِفْتُمْ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, خِفْتُمْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُق۪يمَا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. حُدُودَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.
جُنَاحَ kelimesi لَا ’ nın ismi olup fetha üzere mebnidir. عَلَيْهِمَا car mecruru لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. مَا müşterek ism-i mevsûl, لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası افْتَدَتْ بِه۪ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
افْتَدَتْ fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzerine mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘ dir. بِه۪ car mecruru افْتَدَتْ fiiline mütealliktir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُق۪يمَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قوم ‘ dir.
افْتَدَتْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi فدي ’ dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَعْتَدُوهَاۚ
İsim cümlesidir. İşaret ismi تِلْكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. حُدُودُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl, muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن وعيتموها فلا تعتدوها. (Eğer bunun farkına varırsanız, onu aşmayın.) şeklindedir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْتَدُو fiili نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
تَعْتَدُو fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi عدو ’ dir.
وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ
İsim cümlesidir وَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَتَعَدَّ şart fiili olup, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. حُدُودَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
يَتَعَدَّ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi عدو ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İşaret ismi أُو۟لَـٰۤىِٕكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. هُمُ الظَّالِمُونَ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
Veya munfasıl zamir هُمُ fasıl zamirdir. الظَّالِمُونَ haber olup ref alameti وَ ’ dır. Cemi müzekker kelimeler harfle îrablanırlar.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الظَّالِمُونَ , sülâsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلطَّـلَاقُ مَرَّتَانِۖ فَاِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ اَوْ تَسْر۪يحٌ بِاِحْسَانٍۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
اَلطَّلَاقُ مَرَّتَانِۖ cümlesi, mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümle haber üslubunda geldiği halde emir manası taşıdığından, muktezâyı zahirin hilafına durum arzetmesi sebebiyle mecâz-ı mürsel mürekkeptir.
Kim karısını iki kere boşarsa bundan sonra onu ya iyilikle yanında tutsun veya güzellikle evlilik bağını koparsın demektir. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu Ve Haberin Muktezâ-Yı Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)
فَاِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ اَوْ تَسْر۪يحٌ بِاِحْسَانٍۜ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan اِمْسَاكٌ ’un takdiri فعليكم إمساكهن [Size onları tutmak gerekir.] olan haberi mahzuftur. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَسْر۪يحٌ , atıf harfi اَوْ ile, فَاِمْسَاكٌ ‘a matuftur. Atıf sebebi tezattır. Her iki kelime de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
بِاِحْسَانٍۜ car-mecruru تَسْر۪يحٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اِمْسَاكٌ ve تَسْر۪يحٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı icâb sanatı vardır.
مَعْرُوفٍ - اِحْسَانٍۜ kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.
Sanki إذا علمتم كيفية التطليق فعليكم أحد الأمرين [Boşanmanın nasıl olacağını bildiyseniz size bu iki şıktan birini yapmak gerekir.] denmiş gibidir.
Bu ayet Habibe binti Sehl hakkında nazil olmuş. Kocasını çirkin buluyormuş. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ e boşanmak istediğini söylemiş. Herşeyi iyi, malı mülkü var ama onu çirkin buluyorum, demiş. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Boşanmak için birşey vermek ister misin” diye sormuş. O da “veririm” demiş. Mehrinden aldığını geri vermiş ve boşanmış. Kocasını çirkin görünce görevini yerine getirememekten korkmuştur. İltifat sanatı vardır, zamirler değişmiştir.
وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـٔاً اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ
وَ atıf veya istînâfiyedir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـًٔا اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا cümlesi, masdar teviliyle لَا يَحِلُّ fiilinin fail konumundadır. Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
تَأْخُذُوا fiiline müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan اٰتَيْتُمُوهُنَّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelmiş, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَأْخُذُوا fiilinin mef’ûlü olan شَيْـًٔا ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَا يَحِلُّ fiiline müteallik car mecrur لَكُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için fail olan masdar-ı müevvele takdim edilmiştir.
اِلَّٓا istisna harfidir. Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَخَافَٓا cümlesi, masdar teviliyle خائفين manasında شَيْـًٔا ‘den istisna edilen müstesna veya hal konumundadır. Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَأْخُذُوا - اٰتَيْتُمُوهُنَّ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
اَلَّا edatı, masdar harfi أَنْ ve nefy harfi لاَ ’dan müteşekkildir. Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ cümlesi, masdar teviliyle يَخَافَٓا fiilinin mef’ûlü bihidir.
Masdar-ı müevvel, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Az lafızla çok anlam ifade eden حُدُودَ اللّٰهِۜ izafetinde, lafza-i celâle muzaf olması حُدُودَ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
حُدُودَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـًٔا [Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz.] Bu ayet kocalara kadınlara verdikleri mehri geri almalarının haram olduğunu bildiren bir hitaptır. اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا [Korkmanız müstesna] ifadesi erkek ve kadının bilmesi müstesna anlamındadır. Burada bilmek korku olarak nitelenmiştir. Çünkü kişi korkacağı şeyi bildiğinde korkar. يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ [Allah’ın sınırlarında kalmakta…] Yani koca karısının kendisini sevmediğini, görevini yerine getirmediğini biliyor bu da onu aynısıyla karşılık vermeye sevk ediyorsa Allah’ın sınırlarını terk etmiş olacaklardır. Bu durumda kadının muhâlea (boşanma) talep etmesi, erkeğin de bunun karşılığında kadından boşanma bedelini alması helâl olur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۙ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ف۪يمَا افْتَدَتْ بِه۪ۜ
فَ istînâfiyye, اِنْ şartiyyedir. Şart üslubundaki terkipte خِفْتُمْ اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۙ cümlesi şarttır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi أن ’i takip eden menfi muzari fiil cümlesi لَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِ , masdar teviliyle mef’ûl konumundadır. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesiyle gelen فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ف۪يمَا افْتَدَتْ بِه۪ۜ şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. جُنَاحَ kelimesi لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. عَلَيْهِمَا’ nin müteallakı olan لَا ’nın haberi mahzuftur.
لَا ’ nın mahzuf haberine müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan افْتَدَتْ بِه۪ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
خِفْتُمْ - يَخَافَٓا kelimeleri arasında iştikak cinâsı ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ cümlesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
جُنَاحَ - يَحِلُّ kelimeleri arasında tıbâk-ı icab sanatı vardır.
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. تِلْكَ mübteda, حُدُودُ اللّٰهِ izafeti haberdir.
Müsnedün ileyhin uzağı işaret etmekte kullanılan işaret ismi ile marife olması, dikkatleri işaret edilene yoğunlaştırmak ve onu yüceltmek içindir.
تِلْكَ ‘de istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden تِلْكَ ile hükümlere işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret ismiyle işaret edilirse aklî olan hissî olana benzetilmiş olduğundan, istiare oluşur. Câmi’ her ikisindeki vücudun tahakkukudur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)
Müsnedin izafet şeklinde gelmesi, az sözle çok anlam ifadesinin yanında tazim ifade eder. Çünkü müsned lafza-i celâle muzâf olmak suretiyle şeref kazanmış ve müsnedün ileyhin de tazimine işaret etmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Veciz ifade kastına matuf حُدُودُ اللّٰهِ izafetinde Allah ismine muzâf olan حُدُودُ , tazim edilmiştir.
حُدُودُ kelimesi ile ilgili bilgi: Leys şöyle demiştir: "Bir şeyin sınırı, o şeyin kesiştiği ve bittiği yerdir." Ezherî ise şöyle demiştir: "Bu (حُدُودُ) kelimesinden olmak üzere, mahrum bırakılan kimseye محدود denilir. Çünkü o kimse rızıktan men edilmiştir. Kapıcıya da, bu kökten olarak حَدَّادٌ denilir. Çünkü o, insanları içeri girmekten meneder. Evin haddi (sınırı) ise, ev halkı dışındakileri kendisine girmekten alıkoyan sınırdır. Buna göre Allah'ın hududu, kendilerine muhalefet edilmesini yasakladığı hükümleridir. Yine kuvvet ve sertliğinden dolayı demire de حديد denilmiştir. Allah'ın hududundan maksad, onun kesin sınırlarla belirttiği, yani belli ölçü ve sıfatlarla takdir etmiş olduğu hükümlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb,Bakara/187)
فَلَا تَعْتَدُوهَاۚ
Müstenefe olan cümlede rabıta harfi فَ , mahzuf bir şartın cevabına dahil olmuştur.
فَلَا تَعْتَدُوهَا cümlesi, takdiri, إن وعيتموها [Eğer bunun farkına varırsanız, ...] olan şart cümlesinin cevabıdır. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Şartın cevabı nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Cümle, وَ ’la تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vasılda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada şart cümlesi, isim cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberi manada olması bu atfı mümkün kılmıştır.
Şart üslubunda gelen terkipte مَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ cümlesi şarttır. Şart ismi مَنْ , mübteda,müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ cümlesi, haberdir.
Müsnedin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Konudaki önemine binaen, حُدُودَ اللّٰهِ izafetinin tekrarlanmasında, tenbih ve ikazı artırmak için zamir makamında lafza-ı celâlin zikredilmesinde ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu ayette dört kere zamir yerine Allah isminin zikredilmesi ilahi mehabeti, yani korkuyu daha fazla izhar etmek, kalplere Allah korkusu salmak içindir. Nehiyden sonra ceza, vaîdi tehdidi ağırlaştırır.
يَتَعَدَّ - لَا تَعْتَدُوهَاۚ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelerek onlara tekrar dikkat çekilmesi işaret edilenleri tahkir ve korkutmak ifade eder.
Fasıl zamiri, müsnedin الْ takısı ile gelmesi sebebiyle oluşan kasrı tekid içindir. Haberin الْ takısıyla marife olması, kasr ifadesinin yanında bu vasfın onlarda kemâl derecede olduğunu belirtir.
Kasr-ı mevsûf ale’s sıfat: Zikredilen mevsûfta, bu sıfattan başka bir sıfat olmadığını ifade etmektir. Ama bu sıfat başka mevsûflarda bulunabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
هم zamiri, mübteda ile haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasıl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkâri kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Bu kişilerin durumu üç şekilde tekid edilmiştir: Sübuta delalet eden isim cümlesi ile gelmiştir. Fasıl zamiri olan هم ile tekid edilmiştir. Müsned ve müsnedün ileyhin marife olmasıyla tekid edilmiştir. Bu da kasr ifade eder. Hüsran onlara kasredilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru: 352)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Haber olan الظَّالِمُونَ ‘nin, ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun sübut ve devamlılığına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ Burada sıfat mevsufa tahsis edilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) Kasr-ı sıfat ale’l mevsuftur.
Tekrar eden هُمْ zamirlerinde ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا [Bu söylenenler Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın.] Yani bunlar Allah’ın hükümleri ve farzlarıdır. Onları aşmayın. [Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.] Yani kim Allah’ın emirlerini çiğneyerek yasakladığı şeyleri yaparsa kendisine zarar verir ve her şeyi yanlış yere koymuş olur. Buradaki مَنْ ismi çoğul anlamı taşır. Bu sebeple “onlar” buyurmuştur. Bir rivayete göre de [Bunlar Allah’ın hükümleridir] denirken bu ayetten önce zikredilen şarap, kumar ve burada zikredilen bütün konular kastedilmiştir. Yine bunun öncesine hamledilmesi de mümkündür. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Şart ve cevap cümleleri tezyil hükmündedir. فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ cümlesi hakiki kasır ifade eder. Sadece Allah'ın hududunu aşan kimse zalimdir. Allah'ın sınırlarını aşan kimsenin durumunun zalimliğe hasredildiği açıktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)