Bakara Sûresi 230. Ayet

فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتّٰى تَنْكِحَ زَوْجاً غَيْرَهُۜ فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يَتَرَاجَعَٓا اِنْ ظَـنَّٓا اَنْ يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ  ٢٣٠

Eğer erkek karısını (üçüncü defa) boşarsa, kadın, onun dışında bir başka kocayla nikâhlanmadıkça ona helâl olmaz. (Bu koca da) onu boşadığı takdirde, onlar (kadın ile ilk kocası) Allah’ın koyduğu ölçüleri gözetebileceklerine inanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönüp evlenmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın, anlayan bir toplum için açıkladığı ölçüleridir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَإِنْ eğer
2 طَلَّقَهَا (erkek) yine boşarsa ط ل ق
3 فَلَا
4 تَحِلُّ helal olmaz ح ل ل
5 لَهُ ona
6 مِنْ
7 بَعْدُ artık bundan sonra ب ع د
8 حَتَّىٰ kadar
9 تَنْكِحَ (kadın) nikahlanıncaya ن ك ح
10 زَوْجًا kocaya ز و ج
11 غَيْرَهُ başka bir غ ي ر
12 فَإِنْ eğer
13 طَلَّقَهَا O (vardığı adam) da boşarsa ط ل ق
14 فَلَا yoktur
15 جُنَاحَ bir günah ج ن ح
16 عَلَيْهِمَا kendilerine
17 أَنْ
18 يَتَرَاجَعَا tekrar birbirlerine dönmelerinde ر ج ع
19 إِنْ eğer
20 ظَنَّا inanırlarsa ظ ن ن
21 أَنْ
22 يُقِيمَا koruyacaklarına ق و م
23 حُدُودَ sınırlarını ح د د
24 اللَّهِ Allah’ın
25 وَتِلْكَ işte bunlar
26 حُدُودُ sınırlarıdır ح د د
27 اللَّهِ Allah’ın
28 يُبَيِّنُهَا açıklamaktadır ب ي ن
29 لِقَوْمٍ bir toplum için ق و م
30 يَعْلَمُونَ bilen ع ل م
 

Ahsen Talak (en güzel boşama) adı verilen boşamayı Talak Suresi 1. ayet beyan eder. Bu ayetse dönüşü mümkün olan boşanmanın sınırını açıklar. Bu izin ikisi veya üçü bir arada değil, iki ayrı zamanda kullanılabilir. Zira “merra” nın bir anlamı da “zamanda bir bölüm” dür. Bu boşama türü, boşanma hakkını geri dönülemez biçimde sonuna kadar tüketen kişiyi ele almaktadır. Verilen iki fırsat da tüketilerek üçüncüsü ve sonuncusu da kullanılmışsa eşlerin beraberliği deneme süresi bitmiş ve nikahın saygınlığı tükenmiş demektir.

Allah kulunun izzetini korur!

Maalesef günümüz müslümanları özellikle Pakistan ve Hindistan’da çokça olmak üzere böyle bir durum olduğunda boşadığı eşini para karşılığı bir günlüğüne nikahlayacak bir adam buluyor ve ertesi gün boşatıp hanımı tekrar nikahına alıyor ve böylece ayetin gereğini yerine getirdiğini düşünüyor. Oysa Allah herşeyi hakkıyla bilen ve görendir.

Sebt günündeki avlanma yasağını, bir gün önce denize ağ atarak ertesi gün avlanmayan ve ayete uygun davrandığını düşünen Yahudileri hatırlamamak elde  değil...
 

 

فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتّٰى تَنْكِحَ زَوْجاً غَيْرَهُۜ  

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

طَلَّقَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لَا تَحِلُّ لَهُ  cümlesi, mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri, فهي لا تحلّ له. şeklindedir.

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَحِلُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ’ dir. لَهُ  car mecruru  تَحِلُّ  fiiline mütealliktir. مِنْ بَعْدُ  car mecruru  تَحِلُّ  fiiline mütealliktir. بَعْدُ  kelimesinin sonundaki ötre, mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. تَنْكِحَ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’ le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, حَتّٰى  harf-i ceriyle  تَحِلُّ  fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. 

تَنْكِحَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ’ dir. زَوْجًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. غَيْرَ  kelimesi  زَوْجًا ’ in sıfatı olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

بَعْدُ  zaman zarfının muzâfun ileyhi hazfedilince damme üzere mebni olur: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَيْرَ  edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

طَلَّقَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  طلق ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يَتَرَاجَعَٓا اِنْ ظَـنَّٓا اَنْ يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

طَلَّقَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لَا  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder.  

جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’ nın ismi olup, fetha üzere mebni mahallen mansubdur. عَلَيْهِمَا  car mecruru لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, takdir edilmiş في  harfi ceriyle  لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

يَتَرَاجَعَٓا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar.

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. ظَنَّٓا  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. 

اَنْ  ve masdar-ı müevvel, ظَنَّٓا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İkinci mef’ûl mukadderdir. Takdiri; إن ظنّا إقامة حدود الله حاصلة (Allah'ın sınırlarını yerine getireceklerini zannediyorlarsa) şeklindedir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

يُق۪يمَا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. حُدُودَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَتَرَاجَعَٓا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi  رجع ‘dır. 

Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُق۪يمَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  قوم ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İşaret ismi  تِلْكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir. حُدُودُ  haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. يُبَيِّنُ  cümlesi,  حُدُودُ اللّٰهِ  ‘ın hali olarak mahallen mansubdur. 

يُبَيِّنُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لِقَوْمٍ  car mecruru يُبَيِّنُ  fiiline mütealliktir. يَعْلَمُونَ  cümlesi, قَوْمٍ ‘ nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. 

يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُبَيِّنُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بين ’ dir.

 

 

فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتّٰى تَنْكِحَ زَوْجاً غَيْرَهُۜ

 

فَ  istînâfiyye, اِنْ  şartiyyedir. Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi olan طَلَّقَهَا  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s.106)

اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَ  karinesiyle gelen  فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتّٰى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُۜ  şeklindeki cevap cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لَا تَحِلُّ  cümlesi, takdiri  فهي لا تحلّ له  olan mahzuf mübtedanın haberidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  حَتّٰى  ile birlikte  تَحِلُّ  fiiline mütealliktir. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Henüz evlenmediği kişi için  زَوْجًا  kelimesinin kullanılması kevniyyet alakasıyla mecâz-ı mürseldir.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

زَوْجًا ‘deki nekrelik muayyen olmayan cinse işaret eder.

طَلَّقَهَا -  تَنْكِحَ  -  زَوْجًا  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.

[Ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helâl olmaz.] Yani kendisini üç talâk ile boşayan kocasına haram olur. Başka bir adamla evleninceye kadar eski kocasının onu nikâhlaması / onunla evlenmesi helâl değildir. Buradaki nikahın karı koca olmak anlamına geldiği söylenmiştir. Allah Teâlâ “eş” ifadesi ile yabancı bir adamı kastetmiştir. Nikâh akdi ile koca olacağından “eş” diye isimlendirmiştir. Dolayısıyla  اَعْصِرُ خَمْرًاۚ  [Şarap sıkıyorum.] (Yûsuf 12/36) ayetinde de olduğu üzere adamı sonunda olacak olan şeyle isimlendirmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يَتَرَاجَعَٓا

 

فَ  istînâfiyye, اِنْ  şartiyyedir. Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi طَلَّقَهَا  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karinesiyle gelen  فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يَتَرَاجَعَٓا اِنْ ظَنَّٓا اَنْ يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ  şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  عَلَيْهِمَا’ nin müteallakı olan  لَا ’nın haberi mahzuftur.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَتَرَاجَعَٓا  cümlesi, masdar tevili ile takdir edilen  في  harf-i ceriyle birlikte  لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

طَلَّقَهَا - تَنْكِحَ  ve  تَحِلُّ - جُنَاحَ  kelime grupları arasında tıbâk-ı icâb sanatı vardır.

طَلَّقَهَا  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِنْ ظَـنَّٓا اَنْ يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ  

 

 

İtiraziyye olarak fasılla gelmiştir. İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. 

Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Birbirini takip eden iki cümle arasına gelen ara cümle, beliğ kelâmın güzelliğini daha da artırır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi olan  ظَنَّٓا  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki   يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِ  cümlesi, masdar teviliyle  ظَنَّٓا  fiilinin mef’ûlüdür. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Takdiri  حاصلة  olan ikinci mef’ûlü mahzuftur. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Şartın, takdiri  فلا جناح عليهما أن يتراجعا  [ dönmeleri sebebiyle o ikisinde günah yoktur.] olan cevabının hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

 

وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

 

وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  تِلْكَ  mübteda,  حُدُودُ اللّٰهِ  izafeti haberdir.

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi işaret edilenin önemini ve şerefini ifade eder. İşaret edilen 

تِلْكَ ‘de istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  تِلْكَ  ile hükümlere işaret edilmiştir.  

Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret ismiyle işaret edilirse aklî olan hissî olana benzetilmiş olduğundan, istiare oluşur. Câmi’ her ikisindeki vücudun tahakkukudur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)

Müsnedin izafet şeklinde gelmesi, az sözle çok anlam ifadesinin yanında tazim ifade eder. Çünkü müsned lafza-i celâle muzâf olmak suretiyle şeref kazanmış ve müsnedün ileyhin de tazimine işaret etmiştir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Veciz ifade kastına matuf   حُدُودُ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzâf olan  حُدُودُ , tazim edilmiştir.

حُدُودُ اللّٰهِ  izafeti tekrarlanmıştır. Tekrarlanan ibarelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir. Kuran’da bazı ifadeler çok tekrarlanır ki îmân ve yakîn sabitleşsin. Siyaktaki önemine binaen yapılan bu tekrarlarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

حُدُودَ اللّٰهِ  heybeti artırmak ve ruhlara korku salmak için, zamir yerine Allah ismi getirilmiştir. Yasağın ardından tehdidin getirilmesi, onun şiddetini vurgulamak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Ayetin sonundaki  يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ  cümlesi, حُدُودُ اللّٰهِ  için hal-i müekkededir.  Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَعْلَمُونَ  cümlesi,  لِقَوْمٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.  لِقَوْمٍ ‘in nekreliği tazim içindir.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ  [Bunlar Allah’ın sınırlarıdır.] Yani Allah’ın hükümleri ve dininin kurallarıdır. [Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar.] Yani bunu bilen bundan faydalanır. Yani Allah Teâlâ’nın beyanı ile onların dünya ve âhirette iyi halde olmalarını bilmek için tefekkür eder. [Allah’ın sınırları] ifadesi bu ayetlerde nikah ile ilgili geçen bütün hükümlere dönmektedir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müekkid hal ise, cümleye yeni bir mana yüklemeyip sadece kendinden önceki failin, mef’ûlün ya da cümlenin manasını tekid eder. Müekkid hal ile medh, tazim, tahkir veya tehdit amaçlanır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3 yıl: 8 cilt: VIII sayı: 18 s.174)

Tekit edici halin başına vav gelmez. Müekked ve tekid arasında kemâl-i ittisâl olduğundan arada vav olmaz. (Sekkâkî, Miftâhu’l-ulûm, s.273)