يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُو۫تِيَ خَيْراً كَث۪يراًۜ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٢٦٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يُؤْتِي | verir |
|
| 2 | الْحِكْمَةَ | Hikmeti |
|
| 3 | مَنْ | kimseye |
|
| 4 | يَشَاءُ | dilediği |
|
| 5 | وَمَنْ | ve kimse |
|
| 6 | يُؤْتَ | verilen |
|
| 7 | الْحِكْمَةَ | Hikmet |
|
| 8 | فَقَدْ | elbette |
|
| 9 | أُوتِيَ | verilmiştir |
|
| 10 | خَيْرًا | hayır |
|
| 11 | كَثِيرًا | çok |
|
| 12 | وَمَا |
|
|
| 13 | يَذَّكَّرُ | bunu anlamaz |
|
| 14 | إِلَّا | başkası |
|
| 15 | أُولُو | sahiplerinden |
|
| 16 | الْأَلْبَابِ | akıl |
|
5dk 31 saniyede Muhammed Nablusiden, hikmet nedir videosu
Ayette hikmetten “verilen bir şey “olarak söz edilmektedir. Ancak ayetin sonu bunun herkese değil doğuştan bahşedilen bazı yeteneklerini geliştirenlere verileceğini ihtar eder. İndirilen hükümlere verilen hikmetle bakan biri, bu sayede eylemlerini “salih amel” e dönüştürür.
Hikmet, Hakkı batıldan, doğruyu eğriden, güzeli çirkinden, karı zarardan, iyiyi kötüden ayırabilmek yeteneğidir. Böyle bir muhakeme yeteneğine sahip olabilmek için öncelikle insan Allah ilişkilerinin sağlıklı olması gerekmektedir.
Ayetin sonunda geçen “ülül elbab” yine Ali İmran suresi 7-190 ve 191. ayetlerde detaylandırılmaktadır.
Riyazus Salihin, 164 Nolu Hadis
Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah’ın benimle göndermiş olduğu hidâyet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmurun yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır: Yağmur suyunu emer, bol çayır ve ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip üstünde tutan çorak bir yerdir. Allah burada biriken sudan insanları faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de hayvanlarını sular ve ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmurun yağdığı bir yer daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitmeyen kaypak arazidir. Ne su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı olan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidâyet ve ilim kendisine fayda veren, onu hem öğrenen hem öğreten kimse ile, buna başını kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle gönderdiği hidâyeti kabul etmeyen kimsenin benzeridir.”
Buhârî, İlim 20; Müslim, Fezâil 15
يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَٓاءُۚ
Fiil cümlesidir. يُؤْتِي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. الْحِكْمَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَشَٓاءُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir.
يُؤْتِي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’ dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُو۫تِيَ خَيْراً كَث۪يراًۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur.Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
یُؤۡتَ şart fiili olup, illet harfinin hazfıyla meczum meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْحِكْمَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
أُوتِیَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. خَيْراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. كَث۪يرًاۜ kelimesi خَيْراً ‘ ın sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
یُؤۡتِی fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’ dir.
İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَث۪يرًاۜ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. یَذَّكَّرُ damme ile merfû muzari fiildir. إِلَّا hasr edatıdır. أُو۟لُوا۟ fail olup cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için ref alameti و ’ dır. Aynı zamanda muzâftır. ٱلۡأَلۡبَـٰبِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
یَذَّكَّرُ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ذكر ’ dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَٓاءُۚ
Ayet, istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Müsbet muzari fiil cümlesi, faide-i haber, ibtidaî kelamdır. İkinci mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası olan يَشَٓاءُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Ayrıca muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hikmetin verilmesi somut bir şeyin verilmesine benzetilmiştir. İstiare vardır.
يُؤْتِي fiili manevi bir özelliği sahiplendirmek anlamında kullanılmıştır. Cami, alınan (verilen) şeyin gerçekliğidir, (mevcudiyetidir). Bu istiareyle hikmet somut bir şey yerine konarak dikkat çekilmiştir.
الْحِكْمَةَ [Hikmet]: Allah’ın emirleri ile şeytanın telkinini ayırt edebilmek ve doğruyu seçme yeteneğidir. Mukatıl b. Süleyman'a (ölm.766) göre, hikmet, Kur’ân'da dört anlamda kullanılmıştır:1- Öğüt; 2- Sır; 3- Yüksek ilim ve anlayış; 4- Peygamberlik (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
İbn Abbas ”hikmet, Kur’an’ı kavramaktır” demiştir.
يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَٓاءُۚ [Allah hikmeti dilediğine verir.] Yani Allah söz ve amelde doğruluğu, kulları arasından dilediğine bahşeder. Böylece o kişi şeytanın sözlerine kulak asmaz ve Allah’ın kendisine vaad ettiklerine dayanır. Burada Cenâb-ı Hak hikmeti herkese değil dilediğine vereceğini açıklamıştır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُو۫تِيَ خَيْراً كَث۪يراًۜ
Şart üslubunda gelen cümlede وَ istînâfiyye, şart ismi مَنْ , mübtedadır.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart cümlesi olan مَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müspet meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يُؤْتَ الْحِكْمَةَ cümlesi مَنْ ’ in haberidir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَقَدْ اُو۫تِيَ خَيْراً كَث۪يراً , tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
اُو۫تِيَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
كَث۪يراً kelimesi خَيْراً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
یُؤۡتَ - أُوتِیَ - یُؤۡتِی kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
خَيْراً ve ٱلۡحِكۡمَةَ kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
Burada zamir makamında ismin açık olarak zikredilerek وَمَن یُؤۡتَ ٱلۡحِكۡمَةَ buyrulması hikmetin önemini açıklamak ve illetini de zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü ’l - Akli’s-Selîm)
خَيْراً كَث۪يراً [çok hayır] ifadesindeki nekrelik, tazim ifade eder. Adeta, “o kimseye çok hayır, hem de ne muazzam bir hayır verilmiştir” denilmektedir. “Ancak vicdan sahipleri düşünüp ders çıkarır” ifadesiyle ilmiyle amel eden hikmet sahibi kimseler kastedilmiştir. Burada maksat, ayetin ihtiva ettiği infak ile ilgili hususları uygulamaya teşvik etmektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
وَ , istînâfiyedir.
Kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Nefy harfi مَا ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr fiille fail arasındadır. يَذَّكَّرُ , maksur/sıfat, اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûf. Yani fiil, bu faile hasredilmiştir.
Allah’ın nasihatlerinden ancak selim akıllara sahip olan kişiler öğüt alırlar. Bunu akıl sahibi olsa da her mükellef yapamaz. Çünkü aklı hevâsına galip gelmeyen kişi ondan yararlanamaz. O, aklı olmayan kişi gibidir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Bu ayet-i kerîmede, infak hakkında gelen hükümleri korumaya yönelik açık bir teşvik vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu cümle infak ayetlerinin kapsadığı öğüt, edeb ve kerim ahlaka bir itiraz ve tezyil olarak gelmiştir. İnfak, infak edenlere amellerini doğruluğunu ve yumuşak huyluluğu kazandırır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)