اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِۚ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلاًۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌۚ ٢٦٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الشَّيْطَانُ | şeytan |
|
| 2 | يَعِدُكُمُ | size vaad eder |
|
| 3 | الْفَقْرَ | fakirliği |
|
| 4 | وَيَأْمُرُكُمْ | ve size emreder |
|
| 5 | بِالْفَحْشَاءِ | çirkin şeyleri yapmayı |
|
| 6 | وَاللَّهُ | Allah ise |
|
| 7 | يَعِدُكُمْ | size va’adediyor |
|
| 8 | مَغْفِرَةً | bağışlama |
|
| 9 | مِنْهُ | kendi tarafından |
|
| 10 | وَفَضْلًا | ve lutuf |
|
| 11 | وَاللَّهُ | şüphesiz Allah’ın |
|
| 12 | وَاسِعٌ | (lutfu) geniştir |
|
| 13 | عَلِيمٌ | (O) bilendir |
|
‘Seytan sana ozel calisiyor’ 7 dakika 17 sn
Allah yolunda infakın en büyük engeli insandaki açlık ve yoksulluk korkusudur açlık çekeni bir ekmek doyurur. Açlık korkusu çekeni dünya doyuramaz. Cimrilik işte bu korkunun sonucudur. Bu korkunun kaynağında ise Allah’a güvensizlik yatar.
اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِۚ
İsim cümlesidir. اَلشَّيْطَانُ mübteda olup damme ile merfûdur. یَعِدُكُمُ ٱلۡفَقۡرَ cümlesi haber olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. یَعِدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ٱلۡفَقۡرَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَأْمُرُكُمْ cümlesi atıf harfi وَ ile يَعِدُكُمُ ‘ e matuftur.
يَأْمُرُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْفَحْشَٓاءِ car mecruru يَأْمُرُكُمْ fiiline mütealliktir.
وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلاًۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. یَعِدُكُم cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
یَعِدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. مَغْفِرَةً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِّنۡهُ car mecruru مَغْفِرَةً ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. فَضْلاً atıf harfi وَ ’ la مَغْفِرَةً ‘ e matuftur.
وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌۚ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. وَ ٰسِعٌ haber olup damme ile merfûdur. عَل۪يمٌ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
وَاسِعٌ , sülâsi mücerredi وسع olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَل۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. اَلشَّيْطَانُ müsnedün ileyh, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ cümlesi müsneddir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الْفَقْرَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
يَعِدُكُمْ kelimesinde tehekküm istiaresi vardır. وعد fiili aslında güzel şeyler için kullanılır.
Aynı üslupta gelen وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِ cümlesi, hükümde ortaklık sebebiyle makabline atıf harfi وَ ’ la atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şeytan size fakirlik vaad eder, yani bununla korkutur.
Size fahşayı emreder. Bu ifadede de istiare vardır. الْفَحْشَٓاءِ , burada cimrilik manasındadır. Şeytan cimriliği emreder, cimriliğin sebebi açlık korkusudur. Açlık korkusu da Allah’a güvensizlik ifade eder.
اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ [Şeytan sizi fakirlikle tehdit eder.] Yani sizi korkutur. Genelde iyi bir şeyi vaad etmek için وعده, kötü bir şeyle tehdit etmek için اوعد fiili kullanılır. Ancak وعد fiilinin kötü bir akıbetle tehdit etmek manasında kullanılması da mümkündür. Bu tür fiiller başka ifadelerle kayıtlanırlar. Mesela müjdeleme fiili genelde iyi bir haber vermek anlamında kullanılsa da ayette “Onu cehennemle müjdele.” buyrulmuştur. İşte bu gibi kullanımlar takyide (sınırlandırmaya) dayalı ifadelerdir. Buna göre ayetin anlamı şudur: Sizi infak etmekten alıkoyan veya kötü şeyleri vermeyi size salık veren şeytandır. Zira o sizi, infak etmeniz veya iyi mallarınızdan vermeniz halinde fakir kalmakla korkutur. يَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِۚ [Size kötülüğü emreder.] Yani kötü işi emreder. Burada kötü iş cimriliktir. Fahiş, cimri kişileri anlatmak için kullanılan bir kelimedir. Çünkü onun yaptığı iş çok çirkindir. Kelbî ve Mukātil şöyle demişlerdir: Burada geçen dışında Kur’an’daki her ٱلۡفَحۡشَاۤءِ kelimesi zina anlamında kullanılır. Buradaki manası ise zekat vermemektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Ayette şeytanın fakirliği vaad etmesine va'd ile karşılık verilmekle kalmamış, fuhşiyat mağfirete mukabil bir konumda getirilmiştir ki bu, fuhşiyatın cezayı gerektirmesindendir. Ceza da mağfiretin zıddıdır. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)
وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلاًۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اللّٰهُ , müsnedün ileyh, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلاًۜ cümlesi müsneddir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder.
وَفَضْلاًۜ , mef’ûl olan مَغْفِرَةً ‘ e matuftur. Cihet-i camiâ tezayüftür.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur مِنْهُ , ihtimam için, ikinci mef’ûl olan فَضْلاًۜ ‘ e takdim edilmiştir.
مَغْفِرَةً - فَضْلاً kelimelerindeki tenvin tazim ve kesret ifade eder. Bu iki kelime arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِۚ cümlesi ile وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلاً cümlesi arasında üçlü mukabele vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri, Bedii İlmi, S. 40)
يَعِدُكُمْ kelimeleri arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَضْلاً - الْفَحْشَٓاءِۚ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلاًۜ [Allah size katından mağfiret ve bir lutuf vaad eder.] Yani verdiğiniz sadakalar ve zekâtlar sebebiyle günahlarınızı affedeceğini müjdeler. Yine sizleri, verdiklerinizin yerine daha dünyadayken başka nimetler, âhirette de sevap vermek suretiyle lutuflandırmakla müjdeler. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es - Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌۚ
Ayetin son cümlesindeki وَ istînâfiyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber tibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması telezzüz ve teberrük içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah'ın وَاسِعٌ عَل۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Haber olan iki vasfın aralarında وَ olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir. Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Aralarında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayette birinci haber وَاسِعٌ ism-i fail kalıbında gelerek bu sıfatın devamlı olduğuna işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İkinci haber olan عَل۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe kalıbında gelmiş ve mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
عليم kelimesi feîl vezninde mübalağa sıygasıdır. İlmi geniş demektir.
[Şüphesiz Allah’ın nimeti geniştir, O bilendir.] Buradaki وَاسِعٌ (geniş) ifadesi nimetleri isteyenlerin hepsini kuşatacak kadar cömert olan demektir. وَاسِعٌ zengin, السع zenginlik anlamına gelir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es- Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr, Bakara/261)
Yani Allah zengindir, ihsanı boldur. Verdiklerinizin yerine dünyada başka nimetler, âhirette de sevap vermeye kādirdir. O, sizin fiillerinizi ve niyetlerinizi bilmektedir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ cümlesi, aynen veya ufak farklılıklarla birçok ayette tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murat sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf Suresi 28, s. 314)