يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّٓا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِۖ وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَب۪يثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِاٰخِذ۪يهِ اِلَّٓا اَنْ تُغْمِضُوا ف۪يهِۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ ٢٦٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | امَنُوا | iman eden(ler) |
|
| 4 | أَنْفِقُوا | infak edin |
|
| 5 | مِنْ | -nden |
|
| 6 | طَيِّبَاتِ | iyileri- |
|
| 7 | مَا | şeylerin |
|
| 8 | كَسَبْتُمْ | kazandıklarınız |
|
| 9 | وَمِمَّا | ve şeylerden |
|
| 10 | أَخْرَجْنَا | çıkardığımız |
|
| 11 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 12 | مِنَ | -den |
|
| 13 | الْأَرْضِ | yer- |
|
| 14 | وَلَا |
|
|
| 15 | تَيَمَّمُوا | kalkışmayın |
|
| 16 | الْخَبِيثَ | kötü şeyleri |
|
| 17 | مِنْهُ |
|
|
| 18 | تُنْفِقُونَ | sadaka vermeye |
|
| 19 | وَلَسْتُمْ |
|
|
| 20 | بِاخِذِيهِ | kendinize alamayacağınız |
|
| 21 | إِلَّا | başka şekilde |
|
| 22 | أَنْ |
|
|
| 23 | تُغْمِضُوا | göz yummadan |
|
| 24 | فِيهِ | ondan |
|
| 25 | وَاعْلَمُوا | bilin ki |
|
| 26 | أَنَّ | şüphesiz |
|
| 27 | اللَّهَ | Allah |
|
| 28 | غَنِيٌّ | zengindir |
|
| 29 | حَمِيدٌ | övülmüştür |
|
Bakara suresinde açılan bazı konuların Ali İmran suresinde detaylandığını göreceksiniz. Bu da o ayetlerden biridir.
Ali İmran 92. Ayette konu detaylandırılır ve kapatılır.
“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça «iyi»ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.”Ali imran 92
Kesebe كسب :
(mal, para, savaş , dostluk, sevgi) kazanmak, kazanç ve kar anlamına gelen kesb الكسْب kavramı, insanın mal kazanmak gibi bir fayda elde edeceğini bir pay alacağını düşündüğü şeyleri elde etmesi anlamına gelir. Bu kelime aynı zamanda insanın bir fayda sağlayacağını, bir menfaat elde edeceğini düşünürken bununla kendine zarar verecek bir şeye yol açması için de kullanılır.
Yine الكسْب kelimesi insanın hem kendi kazancı için hem de başkası için kazandıkları hakkında kullanılır. Onun için bu kökten olan fiilin bazen iki meful aldığı gözlenmektedir.
Aynı kökten gelen الاِكتساب fiili ise ancak insanın kendisi için kazandıkları hakkında kullanılır. Buna göre her الكسْب aynı zamanda bir الاِكتساب sayılabilir ama her الاِكتساب bir الكسْب sayılamaz. Bu kavram Kuran ı Kerim de hem güzel işlerin yapılmasında hem de günahların işlenmesinde kullanılmıştır.
الاِكتساب sözcüğü de bazen her ikisi için kullanılır.
كسب-خلق Farkı: Kesb zararı ve faydasıyla sahibine ait bir fiildir. Bazıları kesb girişim ve çözüm bulma yoluyla gerçekleşen bir kazançtır demişlerdir. Diğerleri ise kesb, uzuv ile yapılan fiildir demişlerdir. Bu sebeple Yüce Allah müktesib diye isimlendirilmez. Müktesibin tanımı ister bizzat ister bir başkası sebebi ile bir şeyi kendi kazancı durumuna getirendir.
Kelimenin asıl anlamı maddi ya da manevi olan bir şeyi tahsil etmektir.(Müfredat-Furuq -Tahqiq -Bursevi)
Kuran’ı Kerim’de iki farklı fiil kalıbında 67 kere geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri kesb, iktisab ve mükteseb(at)tır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّٓا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِۖ
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الَّذ۪ينَ münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. اٰمَنُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı, اَنْفِقُوا‘ dur.
أَنفِقُوا۟ fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ طَيِّبَاتِ car mecruru اَنْفِقُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl مَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası كَسَبْتُمْ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَسَبْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمۡ fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ما müşterek ism-i mevsûl من harf-i ceriyle أَنفِقُوا۟ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اَخْرَجْنَا لَكُمْ’ dır. Îrabtan mahalli yoktur. Muzâf mahzuftur. Takdiri; من طيّبات ما أخرجنا (Çıkardığımız şeylerin tayyib olanlarından) şeklindedir.
اَخْرَجْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. لَكُم car mecruru اَخْرَجْنَا fiiline mütealliktir. مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ car mecruru أَخۡرَجۡنَا fiiline mütealliktir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنُٓوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.
أَنفِقُوا۟ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نفق ’ dır.
اَخْرَجْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خرج ‘ dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَب۪يثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ
Fiil cümlesidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَیَمَّمُوا۟ fiili ن ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. ٱلۡخَبِیثَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنۡهُ car mecruru تُنفِقُونَ fiiline veya ٱلۡخَبِیثَ ‘ nin mahzuf haline mütealliktir.
تُنفِقُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
تُنفِقُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نفق ’ dır.
الْخَب۪يثَ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَسْتُمْ بِاٰخِذ۪يهِ اِلَّٓا اَنْ تُغْمِضُوا ف۪يهِۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Haliyye olması da caizdir. لَسْتُمْ بِاٰخِذ۪يهِ cümlesi, تُنفِقُونَ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
لَسْتُمْ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تُمْ muttasıl zamir لَيْسَ ’ nin ismi olarak mahallen merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. بِـَٔاخِذِیهِ car mecruru lafzen mecrur, لَيْسَ ’ nin haberi olarak mahallen mansubdur. Sonundaki نَ izafetten dolayı hazfedilmiştir. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
إِلَّاۤ hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mahzuf ب harf-i ceriyle اٰخِذ۪ي ’ ye müteallik olup mahallen mecrurdur. Takdiri; إلّا بأن تغمضوا فيه (Gözlerinizi yummadıkça) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تُغۡمِضُوا۟ fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. فِیهِ car mecruru تُغۡمِضُوا۟ fiiline mütealliktir.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَيَمَّمُوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi يمم ’ dir. Aslı تَتَيَمَّمُوا şeklindedir. Muzari fiili ifade eden ت harfi hazfedilmiştir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
تُنفِقُونَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نفق ‘ dır.
تُغۡمِضُوا۟ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi غمض ’ dir.
اٰخِذ۪ي , sülâsi mücerredi أخذ olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱعۡلَمُوۤا۟ fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.اَنّ ve masdar-ı müevvel, اعْلَمُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
اللّٰهَ lafza-i celâl اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. غَنِیٌّ kelimesi اَنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûdur. حَمِیدٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
غَنِيٌّ - حَم۪يدٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّٓا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِۖ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. يَٓا nida edatı, اَيُّ münadadır. هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir.
الَّذ۪ينَ münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
İman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi sonraki konuya dikkatleri çekmek içindir. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.
Nidanın cevap cümlesi olan اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّٓا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ; emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İsm-i mevsûller muhakkak herkesin bildiği bir grup varsa kullanılır. Burada bu iman edenler Peygamber Efendimiz ve sahabe tarafından bilinen insanlardı. Böyle bir grup yoksa ism-i mevsûl gelmez.
طَيِّبَاتِ ‘ nin muzâfun ileyhi konumunda olan olan müşterek has ism-i mevsûl مَا ‘ nın sılası olan كَسَبْتُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İkinci müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘ nın takdiri طيّبات (Temizler) olan muzafu mahzuftur. Bu ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle اَنْفِقُوا fiiline mütealliktir. Mevsûlün sılası olan اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ cümlesi, mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَخْرَجْنَا fiilinin, azamet zamirine isnad edilmesi tazim ifade eder.
İnfak edileceklerin; kazandıklarınızın temizleri ve yeryüzünden sizin için çıkardıklarımız şeklinde ayrıntılanması taksim sanatıdır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا şeklindeki nida üslubu Kur’anı Kerim’de iman edenlere önemli bir konunun bildirileceğini haber verir. Bu üslup tekit türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekit unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi, söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra اَيُّ harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan konu için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan هَا gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri’t Ta’bîri’l Kur’ânî, S. 43)
Bazı salihler Allah Teâlâ'nın, ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا [Ey iman edenler] sözünü işitince sanki Allah'ın nidasını işitmiş gibi, لبيك وسعديك (Emret Allah'ım, emrine amadeyim) der. Böyle söylemek Kur’an'ın edebidir.
Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara, bu iman sahibinin Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu ayette muhataptan gaibe dönüldüğü için iltifat sanatı vardır. Bize dikkatli olun uyarısı yapar.
وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَب۪يثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِاٰخِذ۪يهِ اِلَّٓا اَنْ تُغْمِضُوا ف۪يهِۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la … اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. İki cümle arasında inşaî olmak bakımından ittifak vardır. Nehiy üslubunda talebi inşâî isnaddır. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır. Cümleler arasında mukabele sanatı oluşmuştur.
Müsbet muzari fiil sıygasıyla gelmiş تُنفِقُونَ cümlesi, تَيَمَّمُوا fiilinin failinden veya mef’ûl olan الْخَب۪يثَ ’ den haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
تَیَمَّم , kastetmek ve yönelmek demektir.
وَلَسْتُمْ بِاٰخِذ۪يهِ اِلَّٓا اَنْ تُغْمِضُوا ف۪يهِۜ cümlesi, تُنفِقُونَ fiilinin failinden haldir.
لَيْسَ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümle kasr ve zaid harf olmak üzere iki unsurla tekid edilmiştir.
اٰخِذ۪يهِ , lafzen mecrur mahallen merfû olarak لَيْسَ ’ nin haberidir. Başındaki بِ , tekit ifade eden zaid harftir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تُغْمِضُوا ف۪يهِ cümlesi, takdir edilen بِ harfi ile بِـَٔاخِذِیهِ ’ye mütealliktir. بِ harfinin mahzuf oluşu, îcâz-ı hazîf sanatıdır.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ليس ve إِلَّاۤ ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, ليس ‘ nin haberi ile müteallik arasındadır. بِاٰخِذ۪يهِ maksûr/mevsûf, اَنْ تُغْمِضُوا ف۪يهِۜ maksurun aleyh/sıfat, yani kasr-ı mevsûf ale’s-sıfatdır.
Kasr-ı mevsûf ale’s sıfat: Zikredilen mevsûfta, bu sıfattan başka bir sıfat olmadığını ifade etmektir. Ama bu sıfat başka mevsûflarda bulunabilir.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
أَنفِقُوا۟ - تُنفِقُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
طَیِّبَـٰتِ - ٱلۡخَبِیثَ kelimeleri arasında tıbâk-ı icab sanatı vardır.
طَیِّبَـٰ (temiz) helal , خَبِیثَ (bayağı) haram manasında istiaredir.
Gözünüzü kapatmadan almayacağınız, pis olan şeyi infak etmeyin. إِلَّاۤ أَن تُغۡمِضُو ibaresi, kinaye veya istiare yoluyla müsamaha anlamında böyle yapanları kınamak için gelmiştir.
إِلَّاۤ أَن تُغۡمِضُوا۟ فِیهِۚ [Göz yummadıkça....] Bunun buradaki manası, “hakkınızdan vazgeçip hoşgörü ile davranmadıkça” şeklindedir. Çünkü insan, hoşuna gitmeyen bir şeyi gördüğü zaman onu görmemek için gözlerini yumar. Bu sözde de mecâz-ı mürsel vaya istiare vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Yani siz, alacaklı olduğunuz kişiden bahsi geçen cinsten bir metayı, iyice mütesahil davranmadan ve o kişinin lehine olarak detayları incelemeyi bırakıp gözünüzü yummadan alamazsınız. Müsamahakâr davranan kişi için “gözünü yumdu” denilir. Ayetteki [Gözünüzü yummadan] ifadesinin “Hayâ etmeden, utanmadan [onu almazsınız]” anlamına geldiği de söylenmiştir. Dilde bu kullanım yaygın olarak vardır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Bu ifadede kinaye veya tasrihi istiare vardır. Azarlanmayı gerektiren bir şey, insanın görmek istemediği, çirkin bir şeye göz dikmeye benzetilmiştir. (https://tafsir.app/aljadwal/2/267
وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ‘ nin dahil olduğu اَنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Bu cümle masdar teviliyle ٱعۡلَمُوۤا۟ fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz, haşyet uyandırma ve ikaz amacına matuftur. Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
غَنِيٌّ - حَم۪يدٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır.
Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. Allah’ın غَنِيٌّ ve حَم۪يدٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder.
غَنِيٌّ ve حَم۪يدٌ kelimeleri mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mesel tarikinde tezyîl olan bu cümle ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Öncesinde konusu geçen meselin vuku bulmasından bağımsız olarak ara vermeden başka bir ifadeye yer verilmesidir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
اَنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ [Bilin ki Allah zengindir.] Yani Allah, sizin sadakalarınızdan müstağnidir. Çok sadaka vermeniz Allah’ı zengin etmez. Vermezseniz de onun mülkünden bir şey azalmaz. [Övgüye layıktır.] Yani Allah Teâlâ hamde layıktır. حَمِیدٌ [Hamîd’dir]; zira ihtiyacı olmamasına rağmen, sırf sizleri iki cihanda faydalandırmak için bunu, tayyib olanı infak etmeyi emretmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
Cenab-ı Allah bu ayette, Allah yolunda infak edilmesini emrettiği malın nasıl bir mal olması gerektiğini belirtmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)